Annemle kahvaltı yaptıktan sonra, hazırlanmak için odama geçtim. Siyah, şortlu ve askılı tulumumu giydim. Saçlarımın üstü düz ve alt tarafları maşayla yapılmış gibi kıvrıktı bu sebeple yapmaya bile gerek duymamıştım. Bu saçlarımın en sevdiğim özelliğiydi. Hava çok sıcaktı ve yanmaya hiç niyetim yoktu bu sebeple yüzüme güneş kremi sürdüm, kırmızı tonlarında bir ruju dudaklarımın iç kısımlarına doğru sürdüm ve dudaklarımı biribirine bastırarak ruju tüm dudaklarıma yaydım, kirpik kıvırma makasıyla kirpiklerimi kıvırdım, zaten düz ve kalın haliyle çok güzel bir şekle sahip olan kaşlarımı yan tarafa doğru taradım ve böylece eşşek gözlerim daha güzel görünmeye başlamıştı. Burnumun ucuna yuvarlak bir şekilde highlither yani parlatıcı sürdüm ve asla yapmayı başaramadığım eyeliner'ı çekmeye çalıştım. Dışarıya çıktığım zaman sadece bunları yapardım ve bu halimden gayet memnundum. Elbette kimseyi yargılamaya hakkım yoktu ancak bazen dışarı çıkınca yüzüne on kilo makyaj yapan insanları anlayamıyordum. Ben yüzüme sadece güneş kremi sürmeme rağmen, bu bile yüzümde ağırlık yapıyormuş gibi hissediyordum. fakat tabi ki herkes istediğini yapmakta özgürdü. Hayatımda toplasam sadece 9 yada 10 kez eyeliner çekmiştim, çok sinir bozucuydu ama güzel gözlerimi daha da çekici bir hale getiriyordu.
Yaklaşık yirmi dakikalık bir süreden sonra, sonunda hem eşit hem de güzel bir likit çekmeyi başarmıştım. Üzerime okyanus esintisi dalin kokusunu sıktım ve onun da üzerine çok fazla bilinmeyen ve bu sebeple sadece bana ait olduğunu düşündüğüm kokumu sıktım.
Küçüklüğümden beridir suya zaafım vardı yani okyanuslar, denizler, nehirler, şelaleler, göller... kısacası suyla ilgili herşeyi çok seviyordum bunlar beni rahatlatıyordu. Bu nedenle okyanus esintisi en sevdiğim kokuydu. Evden çıkmak için kendimi hazır hissettiğimdebu hayattaki en iyi dostum olan şeyi yani kulaklığımı kulağıma taktım artık telefonumu tanıyan kulaklığım hızla telefonuma bağlandı ve telefonumdan müzik uygulamama girdim. Kendi oluşturduğum "LİFE" adlı müzik listemden alışılmış bir şekilde ilk sırada ki müziğe tıkladım.
Müzik zaaflarımda ilk sırada yerini alıyordu. Yıllardır kendimi müzikle iyileştirmeye çalışmış ve bunu başarmıştım ancak bunu yaparken kendimde kalıcı olduğunu düşündüğüm, bir hasar bırakmıştım. Müzik bağımlısı olmuştum; yatarken, ders çalışırken, banyoya girdiğimde, yemek yaparken, temizlik yaparken, kitap okurken ve benzeri birçok şeyi yaparken de müzik dinliyordum. Ailem bu durumdan oldukça endişe ediyor ve kulağımın sağır kalacağını söylüyorlardı ancak ben bunları umursamıyor ve o kulaklığı taktığım anda tıpkı bir film izler yada bir kitap okurken olduğu gibi âdeta başka bir evrene ışınlanıyordum.
Evden çıkmıştım ve gelen ilk otobüse bindim, şanslıydım çünkü otobüs dolu değildi ve boş koltuklar bile vardı. istediğim bir koltuğa geçip oturdum ve cam kenarına geçerek sırayla dinlediğim müzikler eşliğinde dışarıyı izledim. Dinlediğim müziği her zamanki gibi yaşıyordum ancak ilk defa boş bir zihinle müzik dinliyordum. Beni düşündüren tek şey, yarın açıklanacak olan sınav sonuçlarıydı. Boş zihnimi sınav sonuçlarının kaygısı doldururken, bu düşünceleri hızla zihnimden uzaklaştırdım ve kendimi tamamen dinlediğim müzikler ile otobüsün camından izlediğim manzaralara odakladım. Dinlediğim şarkı Gülşen ve Murat Boz'un 'İltimas' şarkısıydı. Bu şarkının ritmi kendimi yaz günü denize girerken, arkadaşlarım yada kuzenlerimle deniz partisi yapıyormuş gibi hissettiriyor ve bununla ilgili hayaller kurmama sebep oluyordu. Otobüstekilere aldırmadım ve sesizce şarkıyı mırıldandım.
İçimi deliyo' hasret, çok acıtıyo'
Söyle, yapmasın
Bi' de gülüyor içinden
Kendini bana vurdurtmasın
Bi' bilsem, sen de kızıyor musun?
Yoksa gezindin mi kalpten kalbe?
Sorgularım seni yanıltmasın
Sana iltimas bitmez bende
Yak, söndür
Sormam maksadın ne
Sağ olsun canın
Durmam üzerinde
Yak, söndür
Sormam maksadın ne
Son bulsun hayat
Bela gözlerinde
İçimi deliyo' hasret, çok acıtıyo'
Söyle, yapmasın
Bi' de gülüyo' içinden
Kendini bana vurdurtmasın
Bi' bilsem, sen de kızıyor musun?
Yoksa gezindin mi kalpten kalbe?
Sorgularım seni yanıltmasın
Sana iltimas bitmez bende
Yak, söndür
Sormam maksadın ne
Sağ olsun canın
Durmam üzerinde
Yak, söndür
Sormam maksadın ne
Son bulsun hayat
Bela gözlerinde
Yak, söndür
Sormam maksadın ne
Sağ olsun canın
Durmam üzerinde
Yak, söndür
Sormam maksadın ne
Son bulsun hayat
Bela gözlerinde...
Şarkı bittiğinde derin bir nefes aldım ve gözümü camdan ayırdığımda yanıma oturduğunu bile fark etmediğim teyze bana bakarak " tıh, tıh, tıh" diyerek iğrenircesine bakıyordu. Sadece elbisem değil, belli ki şarkıyı mırıldanmam da batmıştı. Sinirlendim ve daha fazla tahammül gösteremeyerek otobüsten indim. Neyse ki, kursa yürüyebilecek kadar yakınlaşmıştım. Yürürken, bir yandan da alnıma düşen saç tutamlarını kulağımın arkasına sıkıştırıyordum ki, kulaklığımı yanlışlıkla yere düşürdüm. Yere düşen kulaklığımı aldım ve yürüyerek onu yere düştüğü için temizlemekle uğraşıyordum. Tam da bu sırada karşımdan gelen kişiyi görememiş ve bu sebeple onunla çarpışmış; Dahası çarpışmakla da kalmamış, ben dengemi kaybedip düşecekken beni tutmuş ve düşmeme izin vermemişti. Neye uğradığımı şaşırmış bir şekilde gözlerim çocuğun gözlerini buldu. Tanıdık bir yüzdü ve bu yüz içimde garip bir hiss uyandırmıştı. Yemyeşil gözleri, onunla uyumlu dümdüz kaşları ve bembeyaz bir teni vardı. Kahverengi ve koyu kumral arası saçları alnına dökülmüş, düz burnu ve kızarık dudaklarıyla yakışıklılığını ön plana çıkarmıştı. Doğrulmam için bana yardımcı olmuştu ve çenesini sinirle sıkarak bana bakıyordu.
-B-ben gerçekten çok üzgünüm. Kulaklığım yere düşmüştü ve kirlendiği için onu tem-
-Kulaklık mı?
Sinirle çıkan yüksek tondaki sesi, sözümü kesmekle kalmamış aynı zaman da nedensizce kalbimi kırmıştı.
-Peki, söyler misiniz acaba pantolonumu ve ayakkabı mı nasıl temizleyeceksiniz? Yürürken önünüze bakmanız gerektiğini aileniz size öğretmedi mi?
Sinirlerimi tutamadım ve kendimi ezdirmemeye çalıştım. Olduğumdan daha dik durdum ve meydan okurcasına gözlerimi, gözlerine diktim.
-Bunu ailemin öğretmesine gerek yok zaten aklı başında olan her insan bunu bilir. Kusura bakmayın ama diyelim ki, ben sizi görmedim. Siz beni nasıl görmediniz acaba? Demek ki bunu ailesinden öğrenmesi gereken asıl sizsiniz.
Çenesini daha fazla sıkmaya başladı ve her konuda sürekli özür dileyen o ezik kızlardan olmadığımı anladığında, daha fazla tartışmaya tahammül edemeden bilerek sertçe koluma çarptı ve gitti. Giderken bastığı yerden bir kırılma sesi gelmişti ancak ben sadece arkasından bakmakla yetindim. Derin bir nefes aldım ve öfkemi bastırmaya çalıştım, ardından tekrar yere düşen kulaklığımın tekini bulmak için gözlerimi yerde gezdirirken, gördüğüm şey karşısında büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Duyduğum ses kulaklığımın kırılma sesiydi. kulaklığımın üzerine basıp gitmişti. Öfkem tekrar beni ele geçirmiş ve gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. Çok fazla müzik dinlediğim için çok sık kulaklık değiştirirdim bu sebeple babam bana orjinal bir K55 kulaklığı almış ve sağır olacağımdan korktuğu için hem bir daha kulaklık almayacağını söylemiş hem de daha az kulaklık takmamı istemişti. Aslında gidip yeni bir kulaklık istesem, bana kıyamaz alırdı fakat gururumdan dolayı kulaklığımın kırıldığını ona söylememe kararı aldım.
🍀
Kurstaki öğretmenlerim ve arkadaşlarımla çok özel bir gün geçirmiştim ve bu kulaklığımın acısını unutmama biraz yardımcı olmuştu. James Hocam üzgün olduğumu fark etmiş ve bunun sebebini bana sormuştu. Bense tükçe bilmediği için speaking dersleri sayesinde öğrendiğim kadarıyla ona derdimi anlatmıştım. Önce speaking'imin geliştiğini ve benimle gurur duyduğunu söylemiş ardından beni kutlama yaptığımız cafe'den çıkartıp, speaking sınıfına götürmüştü. Speaking sınıfında bıraktığı çantasından desenli bir bant çıkardı ve kulaklığımı alıp bantladı. Daha sonra kulaklığımı bana uzatarak ingilizce bir şeyler söylemişti ancak çok hızlı konuştuğunu fark ettiği için daha iyi anlamam amacıyla cebinden çıkardığı tahta kalemi ile tahtaya, söylediği şeyi yazmıştı. "Sometimes you can fix some things evenif they are not the same as before, and sometimes you can even make them look cuter. However, sometimes what matters is not the broken items but the broken hearts." aslında çevirmesi basit bir cümleydi ancak çeviriden yardım almıştım ve James Hoca bu duruma kıkırdayarak tepki vermişti. " Bazen eskisi gibi olmasa da bazı şeyleri düzeltebilir hatt bazen daha sevimli görünmesine bile sbep olabilirsin. Ancak, bazen önemli olan şey kırılan eşyalar değilde kırılan kalplerdir." demişti. Bunu asla unutmamak üzere aklımın bir kenarına yazmıştım ve otobüsün evimin yakınına geldiğini bile daha yeni fark etmiştim. Hızla otobüsten indim ve eve gittim. Kapıyı çaldığımda güler yüzüyle bana kapıyı açan kişi Nefes oldu.
-Nefes, burada ne işin var?
-Gideyim mi?
-Ya, saçmalama. Şaşırdım sadece bi anda seni görünce.
-Sınav sonuçları yarın açıklanıyor. Bende o sıra da yanında olup mutluluğunu paylaşmak için geldim.
Eve girdim ve beraber odama geçtik.
-Belki de kazanamamışımdır.
-O zaman yanında durur ve sana destek olurum ama böyle birşey olmayacağına eminim.
-O kadar emin olma.
Gece saat 12'ye kadar, Nefesle sohbet etmiştik ve ona bugün olanlardan ad bahsetmiştim.
Nefes'e o çocuğun bir anlığına can olduğunu sandığımı söyledim ve o da bana kızdı.
-Nehir, anlıyorum unutamıyorsun ama o seni çoktan unutmuştur. Kim bilir kaç tane sevgilisi olmuştur şimdiye kadar. Gördüğün yeşil gözlü ve yakışıklı her çocuğu ona benzetmeyi kes artık.
Haklıydı ve canımı yakıyordu. Can'dan çok fazla kimseye bahsetmemiştim bile çünkü onu hep kalbimde yaşatmıştım ama o beni çoktan unutmuş olabilirdi. En acısı da imkansız olduğunu bilmene rağmen, o aşka hep sadık kalmaktı.
🍀
Gözlerime vuran güneş ışığıyla beraber, Nefesin heyecanlı sesi sabahın erken saatlerinde odamı doldurmuştu. Gözlerimi güçlükle açarak Nefese bkamıştım ve ona vurarak uyumak istediğimi söylemiştim. Ancak, o itiraz kabul etmediğini söylemiş ve sınav sonuçlarının açıklandığını söyleyerek, beni kalbimden vurmuştu.hızla yataktan kalkmış ve bilgisayarın başına geçmiştik. Sesimizi duyan annem ve babam da odama girmiş ve meraklı gözlerle bilgisayarıma odaklanmışlardı. Sisteme girmeyi başarmıştım ve artık tüm hayatımı değiştirecek olan o puanı görmem için tek bir butona tıklamam gerekiyordu. Nefes heyecanla kalp atma sesi çıkarmaya başlamış ve beni daha da heyecana sokmuştu. Babam elini omzuma koyarak bana güven verircesine bakıyordu.
-Unutma, eğer kazanamadıysan dünyanın sonu değil. Sana güveniyoruz.
Gözlerimi kapatıp, derin bir nefes aldım ve gözlerimi açıp, eğer kazandıysam hayallerime ilk adımımı atmış olacağımı umduğum o puanı görmek için butona bastım.






