İçeriğe geç

Aşkın Mucizesi

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Aşkın Mucizesi

Bölüm 2

Mutluluğun Bedeli

Can'ın teklifinin ardından tam 3 gün geçmişti. Okulların kapanmasına az kalmış ve takdir alacağım kesinleşmişti. Dedem benim hep başarılı olmamı ister ve her zaman "İnanıyorum ve hissettiklerim çıkar sen ileride çok başarılı olacaksın, yüksek yerlere geleceksin." derdi.

Ona belgemi göstermek için sabırsızlanıyordum yanına gittim ve sarılıp, yanağına kocaman bir öpücük kondurdum.

-Canım dedem.

Onu sevgiye boğdum. Dedem, benim bu hayattaki en sevdiğim insandı. Onu kaybetmenin acısına asla dayanamazdım. Babam ve annem çok genç yaşta evlenmişti. Birbirlerini seviyorlardı ama genç yaşta evlenerek büyük bir hata yaptıklarının farkındalardı. Annemin deyimiyle ev üstünde yaşıyorduk ve annem en çok da buna üzülürdü. Annem ve babam çok fazla kavga ederdi ve ben onların kavgalarıyla büyümüştüm. Birden fazla kez ayrılmaya kalkmışlardı ama babamın takıntılı sevgisi ve annemin evlat özlemi kaderin onları hep yeniden birleştirmesine neden olmuştu. Dedem, benim için dededen de öte baba gibiydi. Hayatım boyunca bana bir kere bile kızmayan, bir kere bile beni incitmeyen ve bir kere bile beni ağlatmayan tek kişi o'ydu. Tüm sevgisini sadece bana verirdi hatta bu yüzden beni kuzenlerim çoğu bu durumu kıskandırdı ve dedem kimseye vermediği bir sözü bana vermişti. Bana "Hayatın boyunca her zaman yanında olacağım. Bedenen olmasamda, ruhen yanında olacağım ve sen bunu kalbinle hissedeceksin. Unutma seni gerçekten sevenler seni asla bırakmazlar, ölmüş olsalar bile." demişti. Bu sözü asla unutmayacağıma dair kendime bir söz vermiştim.

-Nehirim, her tarafım ağrıyor. Hadi sen git ben de biraz yatayım.

Bu söylediğine anlam verememiştim. Ne olursa olsun asla benden gitmemi istemezdi. Belki de hastadır ve bana bulaşmasını istemiyordur diye düşündüm ve kafamı salladım. Dedem de birşey fark etmiştim. Eskisi gibi bakmıyordu, rengi gitmişti, gözlerini kaçıyordu, gözlerindeki o tanıdık sevgi yerini hüzüne ve pişmanlığa bırakmıştı. Dedem 2 aydır, hastanede tedavi görüyordu. Anneme sorduğumda ciddi birşey olmadığını söylemişti ama içimde kötü bir his vardı. Bu aralar çok sık hastaneye gider olmuştu. Bir kaç haftayı hastanede geçirdikten sonra eve onu eve getirmiştik. Ailedeki herkes onunla daha çok ilgilenmeye başlıyor, onunla vakit geçirmeye çalışıyordu. Yavaş adımlarla dedemin odasını terk ettim ve annemin yanına gittim.

-Anne.

-Efendim, kızım.

-Dedeme yemek ısmarlamak istiyorum.

-Neden?

-Bilmem, içimden geldi. Ben daha önce hiç ona yemek ısmarlamadım, benim ellerimden yada benim aldığım bişey yedirmek istiyorum.

-Deden pirzolayı çok sever gel gidip kasaptan alalım. Sen pişirirsin böylece hem sen almış olursun hem de sen yapmış olursun.

-Tamam.

Annemle beraber kasaba gittik ve pirzola aldık. Dedem için birşeyler yapmak geliyordu içimden. Yıllarca o beni düşünmüştü ve şimdi onu düşünme sırası da bendeymiş gibi hissediyordum. Eve geri geldiğimizde babaannem meraklı gözlerle bize bakıyordu. Annem ona durumu açıkladı ve mutfağa gidip annemin pirzolayı pişirmesine yardım ettim.

Akşam olmuş, sofrayı kurma zamanı gelmişti. Annemle birlikte sofrayı kurduk ve dedemi çağırmaya gittim. Onunla beraber içeriye girdiğimizde pirzolayı görünce çok sevindi. Annem, babaannem ve dedeme olanları anlattıktan sonra anı kalsın diye bir de dedem ve ona yaptığım pirzola ile fotoğraf çektik. Dedem o gün hem çok mutlu olmuş hem de her zamankinden daha çok yemek yemişti.

🍀

Haftasonuydu ve halamlarla birlikte Nefes ve Suden tekrar bize gelmişlerdi. Onlarla birlikte yanımıza markete gitmek için para aldık ve Nefesin yeni aldığı topuyla beraber parka gidecektik. Nefes topu tutmam için bana vermişti ve bende topu bir kaç kez yere sektirmiştim. Aniden bir odanın kapısının açılmasıyla üçümüz de irkilmiştik. Dedem sinirle suratıma bakıyor ve tüm öfkesini kusmak ister gibi bakıyordu. Onu daha önce hiç bu şekilde görmemiştim. Üstelik sinirli gözlerini benim üzerime dikmişti.

-Kimdi o topu yere vuran?

Anlam veremeyerek suratına bakarken, sadece "ben" diyebildim.

-BURASI SOKAK MIDIR? GİT SOKAKTA O TOPLA OYNA.

Dedem bana karşı ilk defa bu kadar sinirliydi ve bana ilk defa bu şekilde bağırıyordu. Dimdik durdum ve kendimi savunmaya geçtim ama o kadar sinirliydi ki , nasıl tepki vereceğimi bile bilmiyordum.

-GİT AŞAĞI! GÖZÜM GÖRMESİN SENİ.

Sesimizi duyan Aydan halam hemen yanımıza geldi, bize aşağı gitmemizi söyledi ve dedemi odasına götürdü. Sadece ben değil hepimiz şaşkındık. O gün üzüntüden yemek yiyememiş, oyun oynayamamış, canı gördüğümde bile heyecanlanmamıştım. Her akşam yatmaya gitmeden önce gidip dedemi öperdim ama o kadar sinirlenmiştim ki, öfkeme yenik düşüp onun yanına hiç gitmemiş ve onu hiç öpmemiştim.

Sabahın erken saatleriydi ve okula gitmek için hazırlanmıştım. Anneminde uyandığını gördüm, benim yanıma geldi ve ben üzerime pembe bir hırka giyerken çantamı tutarak bana yardımcı oldu. Her sabah evden çıkmadan önce gidip dedeme bakardım ama bu sabah ona hiç bakmamıştım. İçimden bir ses git ve ona bak dese de ben o içimdeki sesi susturmaya devam ettim fakat içimde çok kötü bir hiss vardı.

-Deden uyuyor mu?

-Bilmiyorum, bakmadım ama sen bak.

-Bundan bir kaç saat önce ikimizde uyanıktık. Bende ona iyi gelir diye süt yaptım. Nehir, okuldan gelince git desene sarıl, onu öp. O, seni çok seviyor. Onu üzme o sırada çok ses yaptınız diye sinirlenmişti; Belkide Nefesle, Suden misafir diye onlara kızmadı, bilerek sana kızdı.

Annem haklı olabilirdi ve bu küslüğü uzatmak da istemiyordum. Kafamı salladım ve okula gittim.

Aradan saatler geçmiş ve tüm okul dağılmıştı. Servis şoförü şarkı açmıştı ve arkadaşlarımla bir yandan oynuyor, diğer yandan gülme krizlerine giriyorduk. Servis şoförü sonunda benim evimin yolunu tuttuğunda, evimizin biraz ötesinde durmuş tanıdık bir araba gözüme çarptı. Arabanın dışında ise annemleri gördüm.

-Turan abi, annemler orda. Beni burada indir, yanlarına gideceğim.

Turan abi gülümseyerek kaldırımın kenarına doğru yanaştı ve beni orada indirdi. Koşarak annemlerin olduğu yere doğru gittim. Annem beni görünce endişeyle halamlara bişey söyledi ve halamlar arabaya girdikten sonra gelip bana sıkıca sarıldı. Bunların normal olmadığını düşünsemde asıl merak ettiğim herkesin neden bu kadar üzgün olduğuydu. Annem hiçbir şey söylemeden arabaya bindi ve beni de kucağına aldı. Aydan halam'ın eşi dışında arabadaki herkesin gözleri kıpkırmızı olmuştu. En büyük kuzenim Eslem arabanın ön koltuğunda oturmuş yüzünü camdan dışarıya çevirmişti ve sesini çıkarmadan ağlamaya çalışıyor ama başarısız oluyordu. Neler olduğuna anlam veremiyordum ve sabah içime doğan o kötü hiss tekrar kendini göstermeye başlamıştı.

-Anne herkes neden ağlıyor? Nereye gidiyoruz?

Annem sesini çıkarmamıştı. Onunda gözleri kıpkırmızı olmuştu ve yüzüme bakmamaya çalışıyordu. Aynı soruyu tekrar sorduğumdaysa "Gidince görürsün, bildiğin bir yer değil." demişti.

-Dedem niye gelmedi? Evde mi kaldı?

Kuzenim Eslem sesimi duyunca artık kendini içinde tuttuğu ağlama isteğini daha fazla tutamayarak ağlamaya başladı. Babaanem ve en küçük halam Eylem, Eslem'i sakinleştirmeye çalıştı ve halam sesizce birşeyler söyledi ama ben meraklı bir şekilde neler olduğunu anlayabilmek için herkesi dikkatle incelerken, babaannemin söylediklerini duymuştum. "Eslem sus, Nehir anlamasın."

demişti. Eniştem arabayı döndürdüğünde, nerede olduğumuza bakmak için suratımı çevirdim. "Her fani, bir gün ölümü tadacaktır." yazıyordu ve her taraf mezarlarla doluydu. Yoksa dedeme bişey mi olmuştu. Gözlerim doldu ve arabadan indim. Aydan halam, zaten buradaydı ve koşarak Esleme sarıldı. Birbirlerine sarılıp, bağıra çağıra ağlıyorlardı ve Aydan halam duymaktan çok korktuğum, düşünmesi bile beni mahvetmeye yetecek, bu hayattaki en büyük korkumu bağıra çağıra haykırdı.

-ESLEM, DEDE GİTTİ! DEDE GİTTİ! ESLEM, GİTTİ!

Bir an sanki sağır olmuşcasına etrafa baktım, ne yapacağımı, nereye gideceğimi, ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Annemler birbirine sarılıp ağlaya ağlaya baş sağlığı diliyordu ama benim tek yapabildiğim, hissetmediğim ayaklarımla bir kaç adım attıktan sonra camiye doğru bakmak oldu. Kendimi güvende hissetmiyordum, sanki kimsesiz kalmış gibiydim, bu hayattaki en sevdiğim insanı kaybetmiştim ve ona bir hoşçakal bile diyememiştim. Onu son kes öpmemiş, ona son kez sarılmamış, kokusunu son kez içime çekmemiştim ve artık hiçbirini de yapamayacaktım. Hayat bu sefer çok daha kötü bir yere, tam kalbimin ortasına bir hançer saplamıştı. Artık kimse beni onun kadar sevmeyecekti, kimse bana Nehom, Nehirim demeyecekti, kimse bana her gece eve geldiğinde elinde poşetlerle abur cubur getirip, kimse onun kadar şefkatli bir şekilde başımı okşamayacaktı çünkü ailemizdeki kin tutmayan, affedici, şefkatli, sevgisini gösteren, koruyan ve kendini yanındayken gerçekten güvende hissettiğin tek kişi dedemdi ve artık o yoktu. Ayaklarımın yerden kesildiğini bile fark etmemiştim, yere oturmuş ve dolmuş gözlerimle camiye doğru bakıyordum. İlk başta sesimi çıkaramıyordum ama sonra tüm yerleri inletecek, mezarlıktaki herkesin korkuyla bakacağı, acılarla dolu bir çığlık sanki tüm dünyayı durdurmuştu. Evet, o çığlık bana aitti. Çığlıklarım, "DEDE" diye tüm mezarlığı inleten bağırışlarım, herkesin bana korkuyla ve acıyarak bakmasına sebep olmuştu.

-DEDE! BABAM GİTTİ!

Dedeme hep babam derdim ve şimdi o gitmişti. Annem, babam, babaannem, Halalarım, kuzenlerim hepsi kendi acısını unutmuş benimle ilgileniyor en büyük acıyı benim yaşadığımı biliyorlardı. Zaman geçmiyor sanki bir dakika bir asır gibi geliyordu. Kendimde değildim, ağlamaktan harap olmuş, duvarları izliyordum. Anneannem, dedem, dayılarım, teyze ve yengelerim gelmişti. Tüm aile toplanmıştı ama bu sefer ailecek güzel bir gün geçirmek yada annem ve babamın kavgaları sonucu konuşmak için değil. Birbirlerine destek olmak için, acılarını paylaşmak için bir aradalardı.

İçimde büyük bir pişmanlık vardı. Dedemle küsmüştük ve daha barışamadan hayat onu ellerimden çekip almıştı. Son bir kez gözlerine bakamadan, ona sarılamadan son bir kez kendimi güvende hissedemeden dedem gitmişti. Aydan halam yanıma doğru yaklaştı ve ellerimi tuttu.

-Nehir, sana bir şey söyleyeceğim. Dedem kimseye söylememem için yemin ettirmişti.

Ne olduğunu sorarcasına halamın yüzüne baktım.

-Dedenin öleceği içine doğmuştu. Son günlerinde bilerek senden uzaklaşıyor ve sana kötü davranarak seni kendinden soğutmaya çalışıyordu. Senin, kendisinden nefret etmeni istiyordu çünkü öldüğünde en çok senin üzüleceğini biliyordu ve senin üzülmemen için bunları yapıyordu. Bana da anlayamayacaktı ama ben gidip ona sorarak, sana neden kötü davrandığını öğrendim. Kalbime bir bıçak daha sağlanmıştı. Herşey beni kendinden soğutması içindi. O öldüğünde üzülmemem amacıyla, ondan nefret etmem için elinden geleni yapmıştı. Kalbime saplanan bu acıyla yeniden bağıra çağıra ağladım. Ben her bağırdığımda, her acımı kustuğumda ailedeki herkes bana acıyarak bakıyor ve göz yaşı döküyordu. Hiç tanımadığım insanlar bile bakınca yaşaran gözlerini siliyordu.

-ŞİMDİ KİM BANA ONUN GİBİ ŞEVKAT GÖSTERECEK, HANGİNİZ BENİ ONUN KADAR SEVECEK, KİM HER GÜN BENİ ÖPÜP KOKLAYACAK, HANGİNİZ ONUN GİBİYDİNİZ?

Derin nefesler alıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Her nefes alışımda daha can yakıcı şeyler söyleyip, herkesin canını daha derinden yaralıyordum. Dedem hiç birine benzemiyordu. Daha bir çocuk olmama rağmen, neyin ne olduğunu biliyordum ama söyleyemiyordum.

-HANGİNİZ ONUN KADAR DÜŞÜNCELİYDİNİZ? HAYATIMIN ANLAMI GİTTİ! ÖMRÜM GİTTİ! KEŞKE BU ACIYI YAŞAMASAYDIM DA ONUN YERİNE BEN ÖLSEYDİM. ALLAH'IM BENİ DE AL NE OLUR! BEN DEDEMSİZ YAŞAYAMAM!

Ben çok konuşkan bir kızdım ve ne zaman konuşsam insanlar konuşmamdan sıkıldığını belli eder beni sustururdu. Yeter sus, konuşma derdi ama şimdi kimse beni susturmaya çalışmıyordu. Gerçekleri yüzlerine haykırdıkça daha çok ağlatıyordum onları. Anneannem ve dedem, bana sarıldılar. Annemin babasına öfkeyle baktım.

-Biliyor musun? Dedem daha önce hiç bana kızmamıştı. Hiç konuştuğum zaman beni susturmamıştı.

Öfkemi herkesin suratına kusuyordum. Beni saatlerce sakinleştirmeye çalıştılar ama ben sussam da zihnim susmuyor, zihnindeki sesler beni delirtiyordu. Babam 'ın yanına gittim ve ona dedem nerde onu son bir kez görmek istiyorum dedim. Babam beni caminin içine götürdü. İçeriye girdim ve etrafa bakındım. Kocaman ve bomboş bir alan vardı. Yerlerde seccadeler vardı ve duvarlar oymalarla oldukça dikkat çekici görünüyordu. Caminin sonunda bir imam elinde kuran yada yaşın olduğunu düşündüğüm kutsal bir kitabı okuyordu ve caminin tam ortasında bir tabut vardı. Üzeri koyu yeşil bir örtüyle örtülmüştü. Tabuta doğru ilerledim ve gidip tabutun yanına oturdum. Açmak istedim ama imamın sinirli bakışları yüzünden buna cesaret edemedim. Bunun yerine tabuta sımsıkı sarıldım ve ağladım. İçinde cansız bir bedenin olduğu tabutun kendimi güvende hissettiğim son yer olduğundan haberim yoktu. Kendimi son kez güvende hissettiğimi bilmeden, tabuta sımsıkı sarılarak gözyaşı döktüm ve kimsenin duymamasına özen göstererek, tabuta fısıldadım.

-Dedem, neden bana verdiğin sözü tutmadın. Neden beni yalnız bırakıp gittin. Sensiz ne yapacağım ben şimdi. Uzun süre tabuta sarılarak gözyaşı döktüm ve babam artık gitmemiz gerektiğini söylediğinde ise son sözlerimi fısıldamaya başladım.

-Dede, biliyor musun ben bu sene takdir belgesi alacağım. Sana söz veriyorum büyüyünce çok büyük yerlere geleceğim. Ruhunun hep yanımda olacağını biliyorum. Seni seviyorum, canım dedem.

🍀

Dedem öldükten sonra günler birbirini kovalamış, bense hâlâ kendime gelememiştim. Dedem öldüğü için o ev benim üstüme üstüme geliyormuş gibi hissediyordum ve bu sebeple dışarıya çıkıyordum. Bir gün yine aşağıya inmiştim ve bir kaç haftadan sonra yeniden Can'ı görmüştüm. Can cesaretini toplayarak benim yanıma geldi ve bakışları artık bir arkadaştan çok bir aşığın bakışları gibiydi. Ellerini çekinerek omzuma koydu ve narince okşadı.

-Dedenin vefat ettiğini duydum. Başınız sağolsun. Üzülme yanındayım.

-Teşekkür ederim.

Kaldırımın kenarında oturduk ve bir süre hiç konuşmadık aramızda oluşan sesizliğin ardından, cesaretimi toplayarak sesizliği ben böldüm.

-Can, bende seni seviyorum.

Ölüm diye birşey vardı ve sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemeliydik. Küstüklerimizle barışmalı, arayı düzeltmeliydik. sinirle söylenen şeyler için özür dilemeliydik. Çünkü hayat hiç beklemediğiniz bir anda sevdiklerinizi elinizden alabiliyordu ve artık gösteremediğiniz sevgi, dileyemediğiniz özür hep içinizde kalıyor ve aklınıza geldikçe sizi pişmanlıkla kahrediyordu. Fakat son pişmanlık fayda etmiyordu. Can da beni sevdiğini söylemişti ve o gün ilk defa biribirimizi sevdiğimizi bilerek hep yanyanaydık. Masumduk ve çok küçüktük ama gerçek aşkı bulmuştuk. En azından ben böyle hissediyordum.

Bir kaç günün ardından, bir sabah babaannem ve küçük halamın, annemle kavga ettiğini duymuştum. Yalnızca onları izliyordum ve annemi yalnız bırakmamak için babaannem ve halamın önüne geçiyordum. Aslında babaannem onları ayırmaya çalışıyordu. Annem daha fazla tahmmül edemedi ve babamı arayıp herşeyi anlattıktan sonra eşyalarımızı toplayıp evden çıktık. Bahçeye indik ve babamın bir taksiyle gelmesini bekledik. Can ve abisi de bahçedeydi ama annemler yanımda olduğu için sadece ona bakmakla yetinebiliyordum. Bir süre sonra babam bir taksiyle geldi ve eşyalarımızı alıp taksiye yerleştirdi. Babannem gitmemizi istemiyor, bizi vazgeçirmeye çalışıyordu ancak babam, annesinin yüzüne bile bakmadan annemle benim eşyalarımızı taşıyordu. ben ve annem taksiye bindik ve babam da ön koltuğa oturdu. Babaannem gözleri yaşlı bir şekilde bize bakıyordu. Dedemin ardından bizi de kaybetmişti. Ancak ben onların sonradan barışacağını bildiğim için sadece Can'a bakıyor onunla bir daha görüşemeyeceğimi biliyordum. Ona seni seviyorum dediğim için içim rahattı ama ona son bir kez seni seviyorum demek isterdim ama bir elveda bile diyemeden birbirimize sadece el sallamakla yetindik. Ben arabanın camından onun gözlerine bakıyordum, o ise çaresizce taksinin içinden son bir kez bana bakıp, el sallıyordu. Hayat önce bana bu hayattaki en büyük mutluluğu taddırmış sonra da onu ellerimden çekip almıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı ve ben artık tek başıma güçlü olmak zorundaydım. tutunabileceğim tek dal ise annem, babam ve dedeme verdiğim sözlerdi. Hayat mutluluğun bedelini bana çok ağır bir şekilde ödetmişti.

Bölüm sonu

17 yorum