Serin bir ilkbahar günüydü ve evimizin uzun balkonun da oturmuş kuzenlerimin gelmesini bekliyordum. Havanın serinliği hafif esintilerle kendini belli ediyor ve yumuşak, belime kadar uzanan, kestane rengi saçlarımı nazikçe hareketlendiriyordu. Kahverengi masayla uyumsuz olan yeşil ve turuncu renkteki koltuklar bir süre sonra beni rahatsız etmeye başlamıştı ancak benim kalkmaya hiç niyetim yoktu. Güneş ışıkları yavaş yavaş balkonumuzdaki açık bej duvarlarda kendini göstermeye başlamıştı. Saçlarımında bir kısmını kaplayan Güneş ışıkları kestane rengi saçlarımı çok açık bir kahve rengiyle, kızıl arası bir renge dönüştürmüştü ve bunu fark etmek kendimi daha mutlu hissetmemi sağlamıştı. Sesiz ve sakin bir sabahı, kuş cıvıltılarının kulaklarımda oluşturduğu melodisi süslüyor ve kendimi izlediğim çizgi filmlerdeymiş gibi hissettiriyordu. Gözlerim ara sıra bizim apartmanımızın karşısındaki kahverengi ve bej tonlarının hakim olduğu, tam orta tarafları beyaz renteki eşkenar dörtgenlerle süslü sekiz katlı apartamana doğru kayıyor; kimsenin olmadığını görünce de hayal kırıklığıyla gözlerimi tekrar oradan ayırıyordum. Bu ortama kendimi kaptırıp gitmişken, arkamdan gelen sesle irkildim.
"Burada ne yapıyorsun?"
Gelen Suden'di ve onu görünce heyecanla gidip ona sarıldım. İmalı bir şekilde gülümseyerek suratıma bakıyordu. "Sizi bekliyordum." diye cevap verdim.
Kıkırdadı ve gözleriyle karşı tarafımızdaki apartmanı işaret etti. İmalı bakışlarının nedenini şimdi anlamıştım.
"Bizi mi bekliyordun yoksa bu bahaneyle karşı balkondaki birilerini mi kesiyordun?"
Arkama doğru dönüp baktığım da Can'ın balkonda olduğunu olduğunu gördüm. Neden daha önceden çıkmamıştı ki? Ben kendi içimde küçük bir yakarışta bulunurken, Can'ın gözleri benim gözlerimi buldu. Ben ufak çaplı bir heyecana girip ne yapacağımı bilemezken, Suden benim bu utangaç halime gülerek tepki vermişti. Hızla Suden'e dönerek sinirli bakışlarımı oun üzerine diktim.
"Suden gülmesene şimdi birisi duyacak!"
Suden dudaklarını birbirine bastırıp, elleriyle bir fermuarı çeker gibi yaparak sustuğunu gösterdi.
"Bakıyor mu?"
"Ee söylesene hâlâ bakıyor mu?"
"Bakıyor ve abisi de yanına geldi. Buraya bakarak konuşuyorlar."
Kulaklarıma kadar kızardığımı hissettim ve son bir kez arkama dönüp baktıktan sonra Sudenle beraber içeriye girdik. Oturma odasına gidip halamı ve bizden yaşça büyük olan Sudenin ablalarını öptüm. Daha sonra gözlerim henüz bir bebek olan Hida'ya kaydı; Dedem onu kucağına almış, seviyordu. İçimdeki küçük çaplı kıskançlığa yenik düşerek, gidip Hida'yı dedemin ellerinden çekip aldım ve onu öperek yere koydum. Halam ve babaannem bana bakıp güldüler ve ardından halam beni sinir etmeye çalıştı.
"Papucun dama atıldı, Nehir. Artık dedenin en sevdiği torunu, Hida." dedi ima edercesine.
Beni sinirlendirmeyi başarmıştı ve bakışları bir zafer kazanmış edasıyla, oturma odasının kapısına doğru yöneldi. Ortanca halam Çiğdem ve kızı Nefes gelmişti. Gidip dedemin kucağına oturdum ve büyük halam Aydan'ın suratına bilmiş bilmiş gülümseyerek, konuşmaya başladım.
"Dedemin en sevdiği torunu sonsuza kadar ben olacağım. Hepiniz buradayken dedem'e de sorayım. Dede en sevdiğin torunun kim?" dedim kararlılıkla.
Dedemle beraber odadaki büyüklerin çoğu kıkırdamaya, kuzenlerimin birkaçı da sinirlerinin bozulduğunu belli etmemeye çalışarak suratıma bakıyordu. Babannem hızlı bir şekilde savunmaya geçti.
"Dedeniz, hepinizi eşit bir şekilde seviyor."
Dedemin yüzüne konuşması ve hislerini ortaya dökmesi için baktım ve dedem o tanıdık, insanın kendini güvende hissetmesine sebep olan bakışını attı.
"Nehoşumun yeri bende ayrıdır." dedi ve yanağıma bir öpücük kondurdu.
🍀
Ailecek yaptığımız kahvaltıdan sonra parka gelmiştik. Sitemizdeki bahçe oldukça büyüktü, kenarları farklı renklerde çiçeklerle süslüydü ve bahçenin geri kalanı yemyeşil çimlerle çevriliydi. bahçenin bir ucunda park, diğer ucundaysa kamelya vardı. Biz parka gelmiş Nefes'in yeni aldığı oyuncakla oynuyorduk. Nefes'in maddi durumu ben ve Sudeninkinden daha iyiydi.bu yüzden her zaman yeni oyuncaklar alır ve bize oynamayı öğretirdi. oyun oynadıktan sonra yorgun düştük ve kendimiz çimlelre bıraktık. ara sıra arkama dönüp Canların oturduğu apartmanın kapısına bakıyordum. Suden, sanki zihnimi okuyormuş gibi beni sinir etmeye çalıştı.
"Merak etme, birazdan gelirler aşağıya."
Nefesle beraber kıkırdamaya başladılar ve bende iğneleyici bir ses tonuyla onların yaptığının aynısını yaptım.
"Siz önce Ali ve Emre'yi düşünün." diyerek yapıştırdım cevabı.
Ali, Suden'in sınıfındaydı ve Suden onu çok seviyordu. aynı sınıfta oldukları için Sudeni çok şanslı buluyordum çünkü böylece suden onunla daha çok konşabilir ve onu daha iyi tanıyabilirdi. Sudense, Canla aynı sitede olduğumuz için beni daha çok şanslı buluyordu.
Emre ise Nefesin okuldan arkadaşıydı ama nefes ben ve Suden gibi aşık değildi sadece beğeniyordu.
"Dört yapraklı yonca arayalım mı?" dedim, sıkıldığımı belli edercesine. Nefes ise çok bilmiş bir tavırla bana karşı çıktı.
"Dört yapraklı yoncalar nadir bulunur. Burada kesin yoktur." dedi
"Belki vardır. mucizelere inanmaz mısın?"
"Bilmem ama sen sihire ve perilere bile inandığına göre mucizelere de inanıyorsundur." dedi nefes aynı bilmişlikle. Evet, inanıyordum hatta bazen bir bir prenses gibi davranıyor, prenseslerin yaptıklarını yapıyor yapmadıklarını yapmıyor, görgü kurallarını öğreniyor ve başımda kitaplarla dik bir şekilde yürümeyi öğreniyordum. Çünkü bir prenses olmadığım, onların yaptıkları şeyleri yapamayacağım anlamına gelmiyordu. Ayrıca günün birinde öğrendiğim ve yaptığım herşeyin işime yarayacağını biliyordum. Suden soru sorarcasına suratıma baktı ve bunu bir eyleme dönüştürdü.
"Dört yapraklı yonca bulsaydın ne dilerdin ki?"
Nefes, Canların oturduğu apartmanın kapısına bakarak sırıttı ve bakışlarıyla işaret ederek, Suden'e cevabı yapıştırdı.
"İşte dileyeceği şey de geldi."
Arkama dönüp baktığımda; Can, abisi ve iki arkadaşıyla kamelyaya doğru yürüyordu. Beyaz tenine zıt olan koyu kumral ve kahverengi arasındaki bir tonda alnına dökülen dağınık saçlarını elleriyle yana doğru taradı ve yeşil gözlerini göz önüne serdi. Düz bir burnu ve keskin çene hatları vardı. Bu hâliyle çok yakışıklı görünüyordu, bize doğru baktı ve dudakları kenara doğru kırıldı.
Bense buğday ten rengine, tıpkı Canınki gibi düz ve kalın kaşlara, düz bir buruna, keskin çene hatlarına sahiptim. Eşşek gözlerimle uyumlu uzun kirpiklerim vardı. Tüm ailem bana eşşek gözlü derdi. İlk başta bunu bir hakaret olarak algılardım ama sonra kahverengi, büyük ve çok güzel gözlere böyle söylendiğini öğrenince bunun bir iltifat olduğunu anlamıştım. Aptalca hareketler yapmaktan kaçınıp, olabildiğince asil davranmam gerektiğini kendime hatırlattım ve hızla kızlara doğru döndüm.
"Güzel görünüyor muyum?"
Kızlar sıkılmışçasına her zamanki gibi kafalarını salladılar. Nefes ara sıra Canın buraya baktığını söylüyor ve daha çok heyecanlanmama sebep oluyordu.
🍀
Aradan bir kaç saat geçmiş ve buz bu bir kaç saatin içinde tekrar oyunlar oynamış ve sıkılıp yukarıya çıkma kararı almıştık. Tam bu kararımızı bir eyleme geçiriyorduk ki, Can'ın abisinin bize doğru geldiğini fark ettik. İlk başta hiçbirimiz buna anlam verememiş olsak da içimde iyi bir hiss vardı. Can'ın abisi yanıma geldi ve gülümseyerek bana baktı.
"Nehircim, seninle ufak birşey konuşabilir miyiz?" diye sordu kibarca.
"Olur, konuşalım." diye cevap verdim çekingen bir tavırla.
"Yalnız." dedi Can'ın abisi, nefes ve sudeni işaret ederek.
Onunla beraber biraz uzaklaştık. Canlar kamelyada otururken, kızlar parktaydı. Biz ise bahçenin tam ortasında durmuştuk. Ne söyleyeceğini deli gibi merak etsemde asla heyecanlıymış gibi davranmıyordum.
"Ne hakkında konuşmak istiyorsun?" diye merakla atıldım.
"Can ve sen hakkında. Bak Nehir, uzun bir süredir birbirinize bakıyorsunuz ve ikinizde bir adım atmıyorsunuz ama Can sonunda cesaretini toplayarak, beni gönderdi." dedi kararlı bir duruş sergileyerek
Çok uzun bir süre demişti. Sanırım Can da bana karşı boş değildi. Can için bu, ne kadar uzun bir süredir var bilmiyordum ama ben onu 1. Sınıftan 4. Sınıfa kadar yani 4 yıldır seviyordum.
"Can sana çok aşık. Onunla çıkmak ister misin?"
İşte çocukluk hayllerimden bir tanesi gerçek olmuştu. Hep Can'ın da beni sevmesini istemiştim ve Can beni seviyordu. Mükemmel bir hayata sahip değildim belki ama istediğim her şeye sahiptim. Mutlu bir aileye ve gerçek aşka sahiptim.
"Ee cevabın nedir?"
Bir cevap vermeliydim ama ben bunun asla olmayacağını düşündüğüm için hiç böyle bir anda ne cevap vereceğimi düşünmemiştim. Ne yapmalıydım? Ne cevap vermeliydim? Onu reddedemezdim ama kabul de edemezdim çünkü çok sinirli bir babam vardı. Üstelik konu erkek meselesiyse. Aşk ve korku arasında kalmıştım. Can'ı hep istemiştim ama babamdan da hep korkmuştum. Çünkü babam yumuşak biri değildi, sertti ve kızgındı. Daha fazla beklemetemezdim, bir cevap vermek zorundaydım. Can'ı kaybedemezdim ve babam'ı karşıma alamazdım.
"Bana düşünmem için biraz zaman verir misiniz?"
"Yoksa Can'ı sevmiyor musun?"
"Hayır bu yüzden değil. Ailem öğrenirse çok kızar bu yüzden önce düşünmem lazım."
"Peki istediğin kadar düşünebilirsin ama Can'ı seviyor musun? Bari bunu söyle."
"Evet, seviyorum."
Abisi gülümsedi ve yanımdan uzaklaştı. Can'ın yanına gitti ve ona, onu sevdiğimi söylemiş olacak ki Can bu duruma çok sevindi. Hızla Suden ile Nefes'in yanına gittim ve herşeyi anlattım. Benim kadar şaşırmışlardı ve benim yerimde olsalar kabul edeceklerini söylemişlerdi ancak bu doğru değildi. Önce herşeyi düşünmem gerekiyordu.












