Sahilde kimsenin olmayışı bize bir avantajdı. Dalgası da yoktu. Elimi tuttu ve beni yavaş yavaş suya soktu. Korkuyordum, titriyordum ama o yanımdaydı bunu da biliyordum. Bu yüzden içimde bir kuşku yoktu. Ayaklarımız kuma değerken bir sıkıntı yoktu. Su yavaş yavaş derinleşmeye başladı ve en son ayağımın değmediği noktaya geldik. Panik yaptım.
"Korkma. Ben yanındayım." Dedi. Bir eli belimdeydi.
"Şimdi elimi tut ve yavaş yavaş gidelim."
"Yapamam. Boğulurum."
"Ben buradayken boğulmana izin vermem Derin. Adının hakkının geçtiği yerlerdeyiz. Hadi göreyim seni. Yavaş yavaş burnundan al, ağzından ver." Aynısını kendisi yaparak beni sakinleştirmeye çalıştı.
"Ayakların bisiklet sürer gibi. Anlaştık mı?"
"Anlaştık." Dedim.
"Şimdi." Dedi ve geriye, daha derinlere gitmeye başladı. Ellerini tutuyor ve ayaklarımı dediği gibi yapıyordum. Biraz biraz alışmış gibiydim. Bir anda durdu.
"Şimdi." Dedi.
"Bu sefer ellerini bırakacağım ve sen ellerinle gösterdiğim hareketi yapıp suyu iki yana doğru ittireceksin."
"Yapamam."
"Yaparsın. Güven bana. Ben sana güveniyorum. Hazırsan. Bir, iki, üç." Dedi ve ellerimi bıraktı. Suyun üstünde çırpınıyordum. Bütün hareketler sanki aklımdan uçup gitmişti. Beni belimden tekrar kavradı.
"Panik yapma. Dediklerimi uygula." Biz böyle birkaç saat çalıştık ve yüzmeyi biraz da olsun öğrenebilmiştim. Onun gibi kulaç atamıyor olsam da en azından su üstünde durmayı biliyordum artık. Sonra biz tekrardan eve vardık. Yüzümde çok güzel bir tebessüm vardı. Bu tebessümü hissederek dudaklarıma dokundum. Bu tatlı tebessümü kalbimde de hissediyordum. Her şeyimizi bir kenara atıp yıkanmaya gittik. İkimiz de yıkandıktan sonra pijamalarımızı giyindik ve aşağıda buluştuk. Bu gece pijama partisi yapacaktık. Pijama partisi için cips ve çikolatalarımızı bir yere hazırladık ve bir şarkı açtık. Bir yandan el ele dans ediyor bir yandan da şarkı söylüyorduk.
“Burada beni bekle.” Dedi Efe çalan müziğin arkasından. Ellerimi bıraktı ve yukarı çıktı. Birkaç saniye sonra elimde gitarla döndü. Müziği kapattı ve koltuğa oturdu. Yanına oturmam için işaret yaptı. Yanına oturdum. Gitarı çalmaya başladı. Çaldığı şarkı, birden geldin aklımaydı. Ona ben de eşlik ettim.
“Birden geldin aklıma, yakıverdim ışıkları. Hayret ettim, kalbime bazen, mutluluktan.”
Gerçekten de öyle olmuştu. Birden girmişti hayatıma, sonra birden gelivermişti aklıma. Yakıvermişti ışıklarımı. Onsuz karanlıktaydım. Onunla aydınlığa kavuşmuştum. Şarkıyı söylemeyi bitirdik ve tekrar müziği açıp biraz eğlendik. Müzik devam ederken yerimde zıplıyordum. O da benimle birlikte zıplıyordu. Zıplarken dengemi kaybettim ve kafam masanın köşesine denk gelecek şekilde düşerken kafamı tuttu. Öylece birbirimize baktık. Yaşadığım şoku atlatamıyordum.
“Dikkatli ol. İyi misin?” Dedi.
“İyiyim. Merak etme. Kusura bakma ben biraz dengemi kaybettim.”
“Sorun yok.”
Beni atağa kaldırdı ve eğlencemize devam ettik. Bir süre eğlendikten sonra saat çok geç olmuştu ve dinlenmeye ihtiyacımız olduğu için birbirimize iyi geceler dileyip odalara çekildik. Üzerime pikeyi çekip uyuduktan sonra gece nefes alamayarak uyandım. Zorlukla nefes almaya çalışıyordum. Ellerim boğazımdaydı. Yardım çağrısı göndermek istiyordum ama bir andan da Efe’yi uykusundan uyandırmak istemiyordum. Nefes alıp vermeye çalıştığım sırada yanımda bitti.
“İyi misin? Derin, ne oldu?”
“Nefes…”
“Nefes alamıyorum.”
Dizlerimi karnıma çekmiş saçlarımı koparırmışçasına tutuyordum. Ellerimi tuttu. Yatağıma oturdu ve elini çeneme koyup kaldırdı. Gözlerime baktı.
“Bak bana. İyisin. Bir şeyin yok.”
“Nefes alamıyorum.”
“Alıyorsun. Alamasaydın konuşamazdın zaten.” Saçımı aldı ve kulağımın arkasına götürdü.
“Nefes al, ver. Benimle birlikte.” Derince bir nefes aldı ve ben de onunla birlikte aldım. Derin bir nefes verdi ve ben de onunla beraber bir nefes verdim.
“Bu gece yanında yatmamı ister misin?” Dedi.
”Olur.” Dedim hiç tereddüt etmeden.
Yatağa yattım ve sol tarafıma doğru döndüm. O da yatağa yatıp bana doğru döndü.
“Sakinleş. Geçti…” Dedi gülümseyerek.
“Geçti…” dedim.
“Kimsesizliğim de geçti…”
“Evet…” dedi.
“Kimsesizliğimiz de bitti. Artık birbirimizin kimsesiyiz.”
Gözleri gözlerimdeydi.
“Sarılalım mı?” Dedi.
“Olur.”
Kollarını kocaman açtı ve beni sımsıkı sardı. O an gözümün önüne küçüklüğüm geldi. Annemle babamın arasında yattığım o günlere götürdü beni. Sanki onların kollarındaymışım gibi hissettirdi bana ona sarılmak.
Kokusunu fark ettirmeden içime çektim. Birbirimize sarılarak uyuyakaldık.
Sabah uyandığımda hâlâ uyuyordu. Saate baktığımda ise saat 10’u bulmuştu. Onu uyandırmadan yatağımdan kalktım. Bu sefer kahvaltıyı ben hazırlayacaktım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa indim. Tavaya biraz yağ döküp iki yumurta kırdım. Yumurtalar pişince tabaklara koydum ve kahvaltılıkları da yerleştirdim. Tuzu da masaya koymak için dolaba döndüm ve masaya tekrar ulaşabilmek için geri adım attığımda onu gördüm. Korkup sıçradım ve baş parmağımı damağıma bastırdım.
“Efe ödümü kopardın…”
“Tamam ya korkma. Öcü değilim.”
Güldüm.
“Gördüğünüz üzere kahvaltı hazır. Buyurmaz mısınız?” Dedim elimle masayı gösterirken.
“Buyururum tabii ki.”
Dedi ve birlikte masaya oturduk. Karşı karşıyaydık. İkimiz de o kadar acıkmış olmalıydık ki ses etmeden yemeklerimize gönülmüştük.
“İyi uyudun mu?” Dedi sessizliği bozarak.
“Evet.” Dedim.
“Baya iyi hem de.”
Güldü.
“Kollarımın güvenli hissettirdiğini söyleyen birçok kişi oldu.” Anlam veremeyerek yüzüne baktım.
Tekrar güldü.
“Küçük kardeşlerim.” Ciddileşti.
“Yani, şu an onlara bakmadığım için yetimhaneye verdim. Onlara bakamayacağımı düşündüm. Ve bu yüzden de muhtemelen artık bana güvenmiyorlar.”
“Bir fikrim var.” Dedim.
“Söyle.”
“Küçük kardeşlerini bugün yetimhaneden alalım mı?”
“Ama onlar bana küsmüştür. Gelmezler asla benimle.” Dedi yüzünü düşürerek.
Teselli amaçlı ellerini tuttum. Bu, benim kalbimde kelebeklerim uçmasına sebebiyet vermişti. Düşen yüzüyle birlikte masaya sabitli olan gözleri ellerini tuttuğumda şaşkın bakışlarla bana döndü.
“Bak… Evet, onlar sana dargın olabilirler. Ama senin bir suçun yok. Sen de haklısın. Bu yaşında iki çocuk bakmak zor olur. Sahip çıkamamaktan korkuyorsun. Anlıyorum seni. Ama artık onların da bir kimseye ihtiyaçları var. Gel birlikte birbirimizin kimsesi olduğumuz gibi onların da kimsesi olalım. Onlara birer anne baba gibi olalım. Öyle hissetmeyecekler ama onlara anne baba sıcaklığını biz verelim.”
Gözleri doldu. Dolan gözyaşlarını elleriyle sildi ve ellerimi sımsıkı tuttu.
“Tamam. Haklısın. Bugün alalım onları. Onlara anne baba olalım. Ben hazırım.”
Gülümsedim.
“Ben de.”
Kahvaltımız bitti ve yetimhaneye gitmek için hazırlandık. Hazır olduğumuzda evden çıktık ve arabaya bindik. Ardından yetimhaneye doğru yol aldık. Yetimhaneye vardığımızda birkaç işlem sonucunda iki küçük ikiz kız çocuğu, üzgün bakışlarla başörtülü bir kadının ellerini tutarak geldi. Efe kollarını kocaman açtı. Onlar sarılmayınca o sarılmaya gitti ama ikisi de Efe’yi ittirdi.
“Sarılma bize.” Dedi kumral, kahverengi gözleri olan, saçları keçi olan o kız.
“Sen bizi bırakıp gittin. Biz sana güvenmiştik. Anne babamıza güvendiğimiz gibi.”
O sırada başörtülü kadın elinde valizlerle geldi.
“Bunlar küçük kızların eşyaları.”
“Tamam. Teşekkürler.” Dedim iki gözümü uzunca kırparak.
“Kızlar, bakın gerçekten özür dileri…” derken at kuyruklu kumral saçlı ve yeşil gözleri olan kız Efe’nin sözünü kesti. Aynı abisine benziyordu.
“İstemiyoruz seni. Sen bizi yalnız bıraktın. Git.” Dedi ve Efe’yi ittirdi. Araya ben girmek istedim ve öyle de yaptım. Efe’yi elimle geriye itekler gibi yaparak işaret ettim. İki küçük kızın yanına çömeldim.
İkisinin de saçlarını okşadım.
“Kaç yaşındasınız bakalım siz?”
“Dört.” Dedi ikisi birden.
“Ne güzel.”
“Bakın. Ben Efe abinizin arkadaşıyım. Evet, biliyorum, biraz kırıldınız bu duruma hatta çok kırıldınız. Ama Efe abiniz gerçekten çok zor durumdaydı. Bugün biz sizi almayı düşünürken o kadar üzgün duruyordu ki affetmemenizden korkuyordu. Bakın, biz size anne gibi olamayabiliriz.” Dedim ve ikisinin de saçlarını okşadım.
“Ama size anne baba gibi davranabiliriz. Size sahip çıkabilir ve sizi koruyabiliriz. İnanın buna ikimiz de çok hazırız.”
“Hem.” Dedim.
“Hem eve gittiğimizde birlikte kekler, poğaçalar yapar, oyunlar oynarız. Sonra birlikte arka bahçedeki havuzda yüzeriz.”
“Ne!” Dedi at kuyruklu gözlerini belerterek.
“Arka bahçede havuz mu var?”
Diğer kız ekledi.
“Her şeyden önce, Efe abimizin evi mi var. Ne ara oldu? O bizimle yaşamıyor muydu?”
Yanıma geldi ve çömeldi.
“Ben sizden sonra başka bir ev aldım.”
”Paran nasıl yetti ki?” Dedi at kuyruklu olan.
“Çalıştım ve biriktirdim.” Dedi küçük kızın burnuna dokunarak.
“Eğer bize gerçekten iyi bakarsan o zaman seni affedebiliriz.” Dedi at kuyruklu olan gülerek.
“Hay hay.” Dedi ve iki kızı da kucakladı.
“Hoppa!” İkisi de gülüyordu. Çok mutlulardı. Bir çocuğun mutlu olması beni de mutlu ediyordu. Ben de mutlu oldum.
Efe iki kızı da arabaya bindirip kemerlerini bağladı. Ben de öne geçtim ve kemerimi bağladım. Artık gitmeye hazırdık. Yola çıktık ve yolda bir sürü şarkı dinledik. Çok eğleniyorduk. Eve vardığımızda iki kız da hemen evi gezmeye başladı.
“Vay be! Burası ne güzel bir evmiş. Üstelik kocaman.” dedi keçili kız. Onlara isimlerini sormayı unutmuştum.
“Peki.” Dedim.
“İsimleriniz neler?”
Keçili olan
“Deniz!” Diye bağırdı.
At kuyruklu olan da “Kumsal!” Diye bağırdı.
“Peki.” Dedim uzatarak.
“Kim benimle kek yapmak ister?”
“Ben ben!” Diye ellerini kaldırıp koştular yanıma.
“O zaman bana yardım eder misiniz?”
“Ederiz tabii ki.” Dedi Deniz.
“Bu arada senin adın ne?” Dedi Kumsal.
“Ben de Derin. Memnun oldum.”
“Vaaay!” Dedi Kumsal.
“Üçümüzün de isimleri çok uyuyor.”
“Evet.” Dedim ve gülümsedim. Biz keki yapmaya koyulduk. Efe de oturmuş bizi izliyordu. Hem de öyle güzel izliyordu ki içim gidiyordu.
“Öyle bakacağına yardım etsene şapşik.” Dedi Deniz, Efe’ye. Gülerek yanımıza geldi.
“Tamam o zaman.” Dedi.
“Ama bir ellerimi yıkayayım.” Dedi banyoya doğru yönelirken.
Ellerini yıkadı ve bize kek konusunda yardımcı oldu. Yaparken çok eğlenmiştik. Onlarla tekrardan çocuk olmuştum. Keki fırına verdikten sonra beklemeye başladık.
“Havuza girelim mi?” Diye sordu Kumsal.
“Ama şimdi kek fırında ya. Kek pişsin, yiyelim belki sonra gireriz.”
“Tamam.” Dedi ve bize şirin bir gülümseme armağan etti.
Kek nihayet hazır oldu ve kalıbından çıkarttık. Kek güzel bir şekilde çıkınca biraz bekledik ve ardından kestik. Kızlara süt koyduk, kendimize de kahve yaptık. Şimdi evde bir neşe vardı artık. Artık her şey daha güzeldi sanki. Biz birbirimizin kimsesi olmak dışında başkalarının da kimsesi olmuştuk. Keklerimizi bitirdikten sonra bikinilerimizi giymeye gittik. Her şey hazır olunca arka bahçeye çıktık. Ama tek bir sorun vardı o da kızlara kolluk yoktu. Efe arkamızdan hızla geldi.
“Hazır mıyız?!”
“Ben hazırım da… Kolluk yok.”
“Benim bir çözüm yolum var ama.” Dedi pozitif bir şekilde. Birkaç dakika sonra elinde iki tane can simidiyle geldi.
“Yanımda bulundurmak iyi fikirmiş.” Dedi. Kızları aldı ve ikisini de can simidinin içine girdirdi. Artık yüzmek için hazırdık. Efe bir anda havuza bombalama atladı. Kızlar gülüşüyordu. Sonra kızları merdivenden yavaşça aldı sonra da benim ellerimi tuttu. Artık yüzebiliyordum ama ne olur ne olmaz işte. Çok iyi yüzemesem de kızlarla birlikte suyun üzerinde vakit geçirdik. Efe bana derinlere salmayı öğretti. Havuzda çok eğlendikten sonra havanın karardığını farkederek havuzdan çıktık ve duşumuzu aldık. Ardından Efe, kızlar istediği için hamburger yaptı. Onu afiyetle yiyorduk.
“Yalnız bir şey söyleyeyim mi? Ben hayatımda bundan güzel hamburger yemedim.” Dedim dolu ağzımı kapatırken.
“Ne sandın?” Dedi Kumsal.
“Abim biz küçükken annemle birlikte yemekler yapardı. Çok da güzel olurdu.”
“Çocuktan al haberi.” Dedi ve güldü. Bu ortam çok eğlenceli bir hâl almıştı. Biz hamburgerlerimizi ve yanında yapılan patateslerimizi yedik ve çocukları yatırmak için üçüncü bir diğer odaya geçtik. Burada ise ranzalı yatak vardı. Kızlar üstte yatmak için kavga etse de onları durdurduk ve Kumsal altta, Deniz üstte yattı. Onları yatırdıktan sonra biz mutfağa indik ve kendimize kahve yaptık. Birlikte oturup içerken bir anda içmeyi bıraktı ve kupasını masaya koyup gözlerime baktı.
”Sana bir şey itiraf etmem lazım.” Dedi.
Gözlerinde yavaş yavaş yüzüne yanmayan bir korku vardı. Biraz düşündü ve sonra söyledi.
“Ben bu evi annemle babamdan kalan mirasla aldım.”
“Ne!” Dedi iki ses birden.
O yanına ben de arkama döndüğümde Deniz ve Kumsal’ı gördük. İkimiz de şok olmuş, ne diyeceğimizi bilemez bir hâlde yüzlerine bakıyorduk.
“Kızlar açıklayabiliri…”
“Hiçbir şey açıklama bize. Sen annemle babamdan kalan mirası biz büyüyünce okutmak için harcayacağına kendine bir ev almışsın!” Dedi Deniz.
“Düşünmedin mi hiç bizi?” Dedi Kumsal. O kadar üzülmüştüm ki onlara.
“Kızlar, ben size bunu sonra anlatırım. Şimdi ne olursunuz yatın.”
Dedi Efe. Oysa kızlar onu dinlemiyordu. Ben kızları ellerinden tuttum ve odaya götürdüm. İkisini de yatırdıktan sonra yanaklarına bir öpücük kondurdum.
“Bunu size yarın anlatacak. Tamam mı?”
“Hıhı…” dedi Kumsal. Işığı kapattım ve ardından odadan çıktım. Tekrar Efe’ninin yanına indiğimde başını tutmuş masaya bakıyordu.
“Of ya of!” Dedi.
Yanına gittim ve biraz teselli ettim.
“Bak, senin suçun değil. Bilmiyordun bir güm tekrar geleceklerini. Lütfen suçlama kendini Efe.”
“Ama kızlar haklı, onun yerine keşke onları okutmak için bir şeyler ayırsaydım. Ama gerçekten bilmiyordum böyle olacağını. Onları evlatlık verirler sanıyordum…”
“Belki onlar istememiştir. Belki onlar senin gelmeni beklemiştir. Seni seviyorlar. Ve inan bana kısa sürede affedecekler seni. Çocuk kalbi bu. Kırılır…”
“Haklısın.” Dedi ve ellerimi tuttu.
“Her anımda yanımdasın. Teşekkür ederim.”
“Rica ederim. Ben de sana teşekkür ederim.”
“Rica ederim. Her zaman.”
“Her zaman.” Dedim ben de.
Kahvelerimizi bitirdikten sonra erkendi ama bana uyku bastırdı ve iyi geceler dileyip odama çıktım. Yatağıma yattım ve ışığı kapattım. Tam telefonumda gezinirken yukarıdan bir mesaj bildirimi düştü. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti. Mesajı açtığımda
“Yakınındakilere de çok güvenme. Ya annenle babanın katili oysa?”
Yazıyordu. Kalbim hızını arttırmıştı. Kimdi bu? Ne istiyordu bizden?