İçeriğe geç

Aşkın Filizi

Bölüm 7 · 9 dk okuma

Aşkın Filizi

Bölüm 7

Arıza

O gece telefonuma gelen mesajdan sonra ona karşı düşüncelerim aynı değildi. Annemle babamı biri bilerek mi öldürmüştü? Bu bir tuzak mıydı? Sıra bende miydi? Efe benim hayatım olmuştu. Bunu onun yaptığına inanmak istemiyordum. Belki de yapmamıştı. Sabah gözlerimi açtığımda ilk işim çocukların yanına gitmek oldu. Fakat odaya girdiğimde kimse yoktu. Aşağıya indiklerini düşünerek ellerimi yüzümü yıkayıp indim. Ama aşağıda da kimseler yoktu. Sadece Efe kahvaltı hazırlıyordu.

"Günaydın." Dedi ve gülümsedi.

"Günaydın." Dedim ben de.

"Senden ricam, kızları kaldırır mısın? Yumurta pişmek üzere."

"Efe..." Dedim. "

"Kızlar odada değil." Yüzü ciddileşti.

"Nasıl değil? Ne demek değil?"

"Değiller işte." Dedim strese girip saçlarımı arkaya atarken.

Ocağın altını kapattı.

"Ne demek değil ya?" Diye bağırdı.

"Tamam. Sakin ol, bulacağız." Dedim.

"Küçücük çocuklar nereye gitmiş olabilir ki?"

"Hiç bilmiyorum."

Apar topar evden çıktık ve arabaya bindik.

Her yeri arıyorduk ama hiçbir yerde yoklardı. Efe'nin telefonu çaldı. Telefonu bir erkek açtı.

"Çocukları istiyorsan atacağım konuma gel."

Dedi. Ve telefona bir konum geldi. Ellerim ayaklarım korkudan tir tir titriyordu. Attığı konuma geldik. Burası daha inşaatı tamamlanmamış bir apartmandı. Merdivenleri çıktık ve adamı gördüğümüz anda katta durduk. İki kızı sandalyeye bağlamış, ağızlarını da bantlamıştı. Çocuk bana baktı ve yaklaştı. Kollarıma, ellerime dokundu. Ama dokunurken Efe onu eliyle ittirdi.

"Sen karışma." Dedi.

"Resimlerdekinden daha güzelsin." Dedi. Anlam veremiyordum.

"Anlamadım?"

"Seni çok özlemişim. Kardeşim."

"Ne!" Dedim. Sesim yankılandı.

"Ne kardeşi? Ne diyorsun sen?"

"Arda. Arda Aydemir."

"Ama sen..."

"Evet, öldü sanmıştınız. Ama ben kaçıp gittim. Yıllar sonra da birinden annemle babamın ölüm haberini aldım. Ve bil bakalım bizim anne ve babamızı kim öldürdü?"

Sonra Efe'ye baktı. Ben de Efe'ye döndüm.

"Bir şartım var." Dedi.

"Bir şartla kardeşlerini sana veririm."

"Ne ulan söyle!"

"Kardeşimi bana vereceksin."

"Asla." Dedi.

"Asla onu sana vermem. Asla onu senin pis ellerine vermem."

"Biz seçimi istersen değerli kardeşime bırakalım.

"Kimi istersin?" Dedi. O anki öfkemle direkt olarak "Seni." Dedim.

"Derin..." Dedi. "Yapma ne olur."

"Anne ve babamın katiliyle daha fazla yaşayamam." Dedim gözlerim dolu dolu.

Gözlerimden bir damla yaş aktı.

"Güzel." Dedi Arda. "O zaman al kardeşlerini ve defolup git buradan."

Kızları çözdü ve ağzındaki bantları çıkarttı. Onları götürürken son bir kez bana baktı.

"Derin yapma lütfen..." Ağladı. Yalvardı ama kabul etmedim.

"Hiç bir şey zannettiğin gibi değil."

"Anlatacak bir şey yok. Git buradan Efe. Nefret ediyorum senden."

Efe ağlayarak gitti. Arda telefonla özel arabasını çağırttırdı ve lüks bir villaya geldik. Altın şampanyasını patlattı ve televizyonun karşısındaki büyük koltuğa oturdu. İçkisini bardağa koydu ve birkaç yudum aldı.

"İçsene." Dedi.

"Yok, ben içmiyorum."

"Tamam. İstediğini yapabilirsin. Yardımcılar sana odanı gösterecek."

Yardımcılar beni odaya çıkarttı. Odaya girdiğimde kocaman iki kişilik yatak beni karşıladı. Yatağın tam karşısında bir televizyon vardı. Yatağa uzandım ve telefonumu elime aldım. Efe'den kırk yedi mesaj vardı. Son mesajına bildirim kısmından baktığımda.

"Geri dön. Yoksa ben seni geri almak için gerekiyorsa o evi yakarım."

Mesaja girmedim ve hiçbir şey yazmadım. Yazmak istemiyordum. Ona çok sinirliydim ve kırgındım. Televizyonu açtım ve kendimi televizyona kaptırıp uykuya daldım.

(1 hafta sonra)

Odamda televizyon izlerken yangın alarmı sesiyle yerimden sıçradım ve ondan sonra da bir kilit sesi duydum. Çok garipti ama anahtar yanımda yoktu. Biri beni buraya kilitlemiş ve anahtarını da almıştı. Kapıya delicesine vuruyordum.

"Açın kapıyı!"

Oysa kimse sesimi duymuyordu.

Camım tıklandı. Kafamı çevirdiğimde Efe camın oradaydı. Bir merdiven bulmuş ve tırmanmıştı. Camı açtım.

"Senin ne işin var burada?"

"Seni kaçırmaya geldim."

"Beni kaçırmaya? Asla gelmiyorum."

"Kitli kalıp yangından zehirlenerek ölmeyi mi tercih ediyorsun gerçekten?”

Kapımın kilitli olduğunu nereden biliyordu?

"Gel buraya. Sana her şeyi anlatacağım. Sadece gel benimle." Pes edip geldim ve camdan çıktım. Kapım delicesine vuruluyordu. Kırılmak üzereyken merdivenlerden hızlıca indik. Ve arka bahçeden geçip arabasına bindik. Arabayla kaçtığımızda belki de kapı çoktan kırılmış ve benim orada olmadığım görülmüştü.

"Bizim eve gitmiyoruz." Dedi.

"Yani önce bizim eve gidip senin eşyalarını alalım sonra şehir değiştiriyoruz. Burada güvende değiliz."

"Şehir mi değiştiriyoruz? Sen kafayı yedin herhalde."

"O çocuğun nasıl bir manyak olduğunu hatırlatmamı istemezsin. Çocuk fotoğraftakilerden daha güzel olduğunu söyledi. Demek ki senin gizlice fotoğraflarını çektirmiş. Hatta bence o senin öldüğünü zannettiğiniz kardeşin filan da değil. Bence o gerçekten..."

"Tamam sus." Dedim ağzını kapatarak. Eve vardık ve eşyalarımı valize koydum. Onun ve çocukların valizleri zaten hazırdı. Arabaya bindik ve yol aldık.

"Nereye gidiyoruz?" Dedim.

"Bodrum'a."

"Tamam o zaman." Dedim ve kafamı koltuğun arkasına yaslayıp uyudum. Uyandığımda kaç saat kaldığını sordum ve bir saatimiz kaldığını öğrendim. Bir saati yola bakarak geçirdikten sonra nihayet geldiğimizde küçükleri uyandırdık ve valizleri alıp otele yerleştik. Kral dairesini ayarlattık. Kral dairesinde toplamda üç oda, bir sauna, bir masaj odası ve bir de kocaman balkon vardı.

"Biraz fazla mı abartmışız?" Dedim.

"Bence hepimize bu yeter." Dedi.

"Üç oda var. Kızlar birlikte yatar, ben bir odada sen de bir odada yatarsın."

Dedim.

"Yanımda yat." Dedi bir anda. Kızardım.

"Ne?" Dedim anlam veremeyerek.

"Çok yalnız hissediyorum. Yanımda olduğunu hissetmene ihtiyacım var." Dedi. Çok utanmıştım ama ulaşılması kolay olmamalıydım.

"Bana her şeyi anlatana kadar bir katilin yanında uyuyamam." Dedim.

"Bak Derin, hiçbir şey bildiğin gibi değil." O sırada kızların bir odadan kahkaha sesleri geliyordu.

"Ne var ki bilmem gereken? Sen benim annem ve babamın katilisin."

"Bu akşam anlatacağım. Söz..."

"Tamam." Dedim. Akşam yemeği saati gelip çatmıştı. Siyah, hafif göğüs dekolteli ve yırtmaçlı elbisemi giydim. Dudağıma kırmızı rujumu, kirpiklerime rimelimi, yanaklarıma ve burnuma allığımı, gözlerime de çok renkli olmayan parlak farımı sürdüm. Parfümü de birkaç fıs sıktıktan sonra hazırdım. O da tuvalette giyiniyordu ve dışarıya çıktığı zaman mest olmuş gibi baktı bana. Gözlerini benden alamıyordu.

"Çok güzel olmuşsun." Dedi gözlerinin içi adeta parıldarken.

"Teşekkür ederim." Dedim. O da beyaz bir gömlek, siyah bir pantolon giymiş üzerine siyah kemerini takmıştı. Kızları giydirdik ve otel odasından çıktık. Yemeğe indik ve yemeklerimizi yemeye başladık. Yemeklerimiz bittikten sonra odaya çıktık ve çocukları yatırdık. Biz de balkona çıktık. Balkonda duran sandalyelere oturmak yerine minderlere oturduk. Birlikte gökyüzünü seyrediyorduk.

"Derin..." Dedi.

"Efendim?"

"O gün..."

"O gün?"

"O gün çok sinirli ve üzgündüm. Annemle babamın katilinin hapisten kaçtığını öğrenmiştim. Onların katilinin kim olduğunu bilmiyordum ama tutuklandığını ve sonra da kaçtığını biliyordum. O anlık sinirle şehir değiştirmek, pılımı pırtımı toplayıp gitmek istedim ilk başta. Sonra şiddetli bir yağmur bastırdı. İşte o an lastiklerim kaydı ve önümde duran arabaya çarptım. O araba uçurumdan yuvarlandı ve gitti. Ben de o anlık korkuyla gaza basıp kaçtım. Etrafta bulunan arabalar ambulansı aramış olmalılardı. Şehir değiştirirsem kardeşlerimi görmeye bir daha gelmeyeceğim aklıma geldi. Belki bir gün onların yanına gider ve onlara bakardım. Arabayla geri döndüğümde senin koşarak ve ağlayarak gittiğini gördüm. Seni tanıyordum Derin. Sen benim ilkokulda aşık olduğum kızdın. Ama sen bana aşık değildin. Sonra o gün dayanamadım ve senin yanına gittim. Sen uçurumdan atlama diye elimden geleni yaptım. Bu bir kazaydı Derin... Lütfen beni affet..."

Gözlerimden bir damla yaş aktı. Bana baktı ve onları sildi.

"Şşşş..." Dedi ve sarıldı. Ağlayışlarım arttı. Ağlayışlarım daha da artınca beni daha sıkı sardı.

"Söz veriyorum sana. Seni asla bırakmayacağım." Dedi. Sarılmamız bittikten sonra tekrar gökyüzüne baktığımızda yıldızlar gözükmeye başlamıştı. Yıldızları izlerken bir yıldız kaydı.

"Bir dilek tut." dedim. Ve sonra ona baktım. Aynı anda,

"Tuttum." Dedik birbirimizin gözlerine bakarken.

Elini aldı ve saçlarıma götürdü. Saçımın bir telini kulağımın arkasına aldı.

"Hayatımda kimseye böyle bir duygu beslemedim. Sen benim ilk aşkımsın Derin Aydemir. Benim ilkim ve sonum olur musun?"

"Olurum Efe..." Dedim.

"Olurum."

"Seni seviyorum." Dedim ardından.

"Şu gökyüzü kadar sonsuz olalım biz. Hiç bırakmayalım ellerimizi."

"Bırakmayalım." Dedim.

Aradan iki hafta geçmişti ve hiç ses seda yoktu. Belki de şehre dönmenin zamanı gelmişti. Ve evet, bugün dönüyorduk. Eşyalarımızı valizlere koyduk ve otelden çıkış yaptık. Yol boyunca uyuyacaktım ama gözüme gram uyku girmedi. Kızlar uymuştu. Tek uyumayan Efe ile bendik. Nihayet İzmir sınırları içerisine girdiğimizde silah sesleri duyduk. Arkamızdan birileri geliyordu. Onlardan kaçarken bir kamyon dörtlülerini yakmış bize doğru geliyordu. Efe'nin gözleri ve benim gözlerim ne kadar kamaşsa da sola kırmayı denedi ama nafileydi. Kamyon bize çarptı ve biz yana savrulduk. O kafasını cama vurdu. Ben de kafamı torpidoya vurdum. Aldığım darbeyle bayıldım. Uyandığımda hastanedeydim. Gözlerim onu arıyordu. Kendimden geçtiğim için bana serum takmışlardı ve kafamda da bir yara bandı vardı.

"Efe..." Diye sayıkladım.

Odaya hemşire girdi ve serumumun bittiğini görünce serumumu çıkartıp damar yolumu kapadı. Ayağa bir anda kalktım ve başım döndü. Hemşire kolumdan tuttu.

"Dinlenmelisiniz."

"Efe nerede?" Dedim.

"Dinlenmelisiniz hanımefendi."

"Efe nerede?" Diye bağırdım.

Hemşireyi dinlemeden gittim ve giriş katındaki resepsiyona sordum.

"Efe Akkurt. Kaçıncı oda?"

"3. kat üç yüz ikinci oda."

"Teşekkürler." Dedim ve üçüncü kata çıktım. 302 numaralı kapıyı tıkladım ve ses gelmedi. Yine de girmeliydim. İçeri girdim. Orada öylece yatıyordu. Kolunda serumu, kafasında yara bandıyla öylece duruyordu. Ağzımı kapattım ve ağlamaya başladım. Ben ağlarken gözleri yavaşça aralandı.

"Efe!" Dedim ve hemen yanına çömeldim.

"Siz kimsiniz?"

Kalbime hançer saplamışlardı sanki. Beni tanımıyordu. Beni tanımamıştı. Beni unutmuştu. Hafızası beni silmişti.

"Efe... Benim. İlk aşkın. Derin. Derin Aydemir."

"Derin mi? Ben öyle birini tanımıyorum." Dedi e ardından başını tutup sızlandı. Ağlamak üzereydim. Gözlerim doldu. Doktora sorduğumda bunun bir travma olduğunu söyledi. Aradan bir hafta geçti ama Efe hiçbir şeyi hatırlamıyordu. O hiçbir şeyi hatırlamıyorken yaşamanın da bir anlamı yoktu. Arabanın anahtarını aldım ve defolup gittim o hastaneden. Arabanın anahtarını alırken göz göze gelmiştik.

"Nereye gidiyorsun?" Demesini dinlemeden gitmiştim.

Arabayı çalıştırdım ve uçuruma doğru sürdüm. Arabayı uçurumun önüne park ettim. Uçumun kenarına geldim ve kollarımı açtım.

"Bekle!" Diye bir ses duydum arkamdan ve beni kolumdan tutup çekti.

Arkamı döndüğümde hastane kıyafetleriyle karşımdaydı. Taksici arabayla karşımızda duruyordu.

"Atma kendini. Kıyma kendine." Dedi.

"Beni hatırlamadıktan sonra yaşamamın hiçbir anlamı yok. Benim kimsem yok artık."

Gözlerini sımsıkı kapadı. İyice düşündükten sonra bir anda gözlerini açtı.

"Derin..."

Gözlerim doldu.

"Derin Aydemir. İlk aşkım. Seni ilk kez o sınıf kapısından girerken görmüş ve aşık olmuştum. Seni çok seviyordum. Ben seni hatırlıyorum." Tekrar gözlerini sıkıca kapadı.

"Seni araba çarpacakken tuttuğum ve kokunla mest olduğum o an." Dedi gözlerini açıp.

Bir daha gözlerini kapadı. Sonra gözlerini açtı.

"Sonra, bana ilk beni sevdiğini söyleyişini hatırlıyorum. Kırmızı rujun..." Sonra güldü.

"Ağladığın için akan rimelin..."

Bir daha gözlerini kapadı.

"Seni göğsüme gömdüğüm o ilk an... Tekrar aldım o gün kokunu. Ben seni tanıyorum Derin. Derin Aydemir. Bırakma beni."

Ağlayarak ona sarıldım. Sımsıkı sarılmıştık birbirimize. Taksiye bindik ve hastaneye tekrardan girip doktora Efe'yi kontrol ettirtip onay aldıktan sonra taburcu ettik. Sonunda her şey normale dönmüştü. Kızları da taburcu etmişlerdi. Artık eve dönme vaktiydi. Eve döndüğümüzde bir yarım saat sonra ben telefonuma salonda bakarken zil çaldı.

"Ben bakarım." Dedim ve kapıyı açtım. Karşımda benim yaşlarımda bir çocuk vardı.

"Buyurun. Kime bakmıştınız?"

"Derin... Derin Aydemir."

"Benim. Buyurun."

"Ben Arda. Arda Aydemir."

"Sen..." Dedim anlam veremeyerek.

"Hayır, ölmedim. Sadece kaçtım. Kaçtım işte ardıma bakmadan. Adam tuttum yanıma ve kaçtım. Adam tutmak için parayı annemlerden çaldım. Bu zamana kadar beni öl zannetmenizi sağladım. Annemle babam nerede?"

"İçeri gelsene."

Dedim.

"Annemizle babamız... Bir trafik kazasında..."

Gözleri doldu. Ağzımı kapadı. Benim de gözlerim doldu.

"Anladım..." Dedi. Ardından Efe geldi.

"Bu kim?" Dedi.

"Tanıştırayım." Dedim ve gülümsedim.

"Kardeşim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.