Duygularımı anlamaması gerekiyor. Beni anlamamalı. Düşüncelerimi öğrenmemeli.
Ben bile kendimi anlayamıyorken o beni anlamamalı. Anlamaya çalışacağını düşünmüyorum, ama yine de anlamaya çalışmamalı.
“Neyse ya,” dedi Yağız. “Erdem, baban ne yapıyor? Aranız iyi mi, en son kavga etmiştiniz sanırsam?”
Barın içeriye girdi. Masanın üzerine oturdu. Barın’ın masanın üzerine oturduğunu fark edince Defne de masanın üzerine kuruldu. Barın ve Defne ayrı bir sohbete dalmışlardı. Barın’ın gözleri parlıyordu. Gülümsemesi oldukça genişti.
“Çok merak göte yarrak, kardeşim.” Diyerek kısa bir yanıt verdi Deniz.
“Deniz,” dedim. “Sana ne diye seslenmeliyim?”
Başını bana çevirdi, “İstediğin gibi seslenebilirsin.” Diyerek yanıtladı sorumu. Başımla onayladım.
Gizem’in olduğu yere gittim, mutfak sanırım.
“Tekrar ben,” dedim içeriye girerken. “Hoş geldin.” Dedi Gizem, sevecen bir sesle.
İsminin Karaca olduğunu öğrendiğim esmer kız yoktu. “O kız nerede?” Diye sordum. “Karaca mı?”
“O, Barın’ın yanına gitti.” Kaşlarım havaya kalktı. Hayret edercesine sordum, “Barın ve Karaca’nın ne gibi bir bağı var? Gerçekten kardeş olduklarını düşünmüyorum.” Kollarımı birleştirdim.
“Gerçekten kardeşler.” Diye yanıt verdi. Gülümsüyordu. Beni sevmiş miydi?
Belki de.
“Karaca sanırım beni pek sevmedi.” Tezgaha yaslandığımda gözlerim hâlâ salatalık soyan Gizem’deydi. “Yani, evet seni sevmedi.”
“Bence tanımadığı birisine karşı böyle olmanız çok saçma.” Anlamayan gözlerle bana baktı. “Nasıl olmamız?”
“Senin fazla samimi olman, diğerlerinin fazla kaba olması. Yani belki tanısan beni sevmeyeceksin ya da onlar beni tanısalar sevecekler. Bilemeyiz.” Dudağımı büzüp omuz silktim. “Doğru,”
“Bilemeyiz, ancak iyi bir insanın iyi olduğu belli olur. Kötü birisini zaten davranışlarından anlarsın. Mesela asosyal birisinin kötü biri olması imkânsıza yakın bir şeydir.” Konuya odaklandığı için kaşları çatıktı.
“Defne,” iç çektim. “Anti-Sosyal mi?” Sordum.
“Defne, Anti-Sosyal.” Diyerek beni onayladı. “O hâlde iyi birisidir veya Anti-Sosyal olmasıyla alakası yoktur.”
“Sırf Anti-Sosyal diye birisine ‘iyi’ diyemeyiz ancak bu özgüvenle alakalıdır. Birisi asosyal olduğu için kendisine kötü diyebilir ve bu da zaten onun bu konudan dolayı birkaç kez zorbalığa uğramasından, baskı görmesinden kaynaklanır ya da Anti-Sosyal olduğu için insanların onun hakkında kötü düşünceleri olduğunu düşündüğü içindir.”
Çok konuştun, sus.
“Haklısın, psikolog musun?”
“Hayır, analizim ve duygusal zekâm iyidir.” Güldüm.
“Baya iyiymiş.” O da gülerek karşılık verdi. “Ben gideyim artık.” Dediğimde el salladı. Karşılık olarak el sallayıp tuvalete giriyordum ki bir ses geldi.
İçeriden cam kırılma sesi ve çığlık sesleri yükseldi.
“İyi misin?” Uzaktan gelen sesti. Koşarak sesin geldiği yeri bulmaya çalıştım. Salon boştu.
Sesleri takip ederek Beşiktaş formalarıyla doku bir odaya girdim. Karaca yerdeydi.
Elleri ve yüzünde kesikler yüzünden kan vardı. Ağlıyordu. Benden sonra Barın, Gizem, Defne, Yağız ve Erdem girmişti.
Arkamdan geçip Karaca’yı ayağa kaldırmaya çalışırken, “Nasıl oldu?” Diye sordu Defne. Ancak sorduğu kişi aşikârdı.
Karaca hıçkırıklarının arasından konuştu, “Turuncu saçlı kız,” devam etmeye çalışırken nefesi kesiliyordu. “Bana vurdu, ben de tokatın etkisiyle masayı devirdim.” Diye bir yalan salladı.
“Ne?” Diye bağırdım şaşkınlıkla. “Ne alaka?”
Defne öfkeyle bakışlarını bana çevirdi. “Gerçekten bu kadar mı nefret ediyorsun ondan? Tanımadığın birisinden bu kadar nefret etmenin nedeni ne?”
“Bunu benim size sormam gerekiyor, ne olduğunu bile anlamadım amına koyayım. Nasıl benim yapmamı bekliyorsunuz anlamıyorum.” Derken kollarımı birleştirdim.
“Çık dışarı!” Diye arkamdan bağırdı Barın. Şaşkınlıkla gözlerim ona çevrildi. Ancak çok geçmeden hızlı adımlarla odadan ve ardından da evden temelli çıktım.
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Neden? Diye sordum kendi kendime. Ancak bu soru bana değil, Karaca’yaydı.
Neden yaptın? Bu kadar mı nefret ediyorsun benden? Diye sormak istedim. Bana sordukları soruyu onlara yöneltmek istedim.
Ancak birgün gelecekti ve bende onlara bu soruyu soracaktım. Öyle bir anda soracaktım ki, beni sevdikleri bir anda. Kalpleri bile kırılacaktı.
Evin kapısından bir metre uzakta yerde dizlerimin üzerinde toprağı sıkıyordum. Gözlerimin asıldığı toprağa gözyaşlarım damla damla yağmura tutuşmuştu.
Toprağı âdeta ellerimle dövüyordum. Onların yaktığı canımın acısını, toprağın canını yakarak ödüyordum. Çığırıyordum.
Ağlarken çığırmayı sevmezdim. O kadar yakmıştı ki canımı, tanımadığı insanlar tarafından sevilmemek. O kadar fazla parçaya ayrılmıştım ki, toparlanamaz hâle gelmiştim.
Arkamdan bir ses yükseldi, “Turuncu,” kalın bir erkek sesiydi. “Senin yapmadığını biliyorum.”
Duraksadım. Gözyaşlarım bile durmuştu sanki o an. “Kardeşime istediğini vermek istedim, beni sana karşı düşmanlaştırmak istiyor.” Barın.
Arkamdan saçlarımı tutup yüzümden çekti. Yanıma eğildi. “Hadi, kalk.” Derken kollarımı nazikçe tuttu. Beni ayağa kaldırdı.
“Neden?” Diye sordum titreyen sesimle. “Neden nefret ediyorlar benden?”
“Eğlence arıyor, boş versene.” Kısa bir yanıt verdi.
Beni evin arkasına yürüttü. “Barın,” dedim. “Sen birinden mi hoşlanıyorsun?” Diye sorduğumda bir hamağa oturup beni yanına çekti.
Cebinden sigara çıkarıp bir tanesini ağzına alıp bana uzattı, aldım. “Nerden anladın?” Diye yanıt verdi.
Cebinden çakmağını alıp önce kendi sigarasını daha sonra benimkini yaktı. “Bana verseydin ben yakardım.” -kendi sigaramı- “Çakmağım benim için çok değerlidir kimseye vermem.” Dedi.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra o soruyu sordum, “Defne’den mi hoşlanıyorsun sen?” Kaşlarını çatıp bana baktı. “Nerden çıktı şimdi bu?”
“Ona bakışlarını gördüm,” sigaradan bir nefes alıp ağzımdan dumanını verdim. “Gözlerinin içi parlıyordu, içindeki duyguların ışıkları yanıyordu.” Dedim.
“3 yıldır ondan hoşlanıyorum.”
Sonuç? Der gibi çatık kaşlarla ona baktım. “Sen, ona karşı hislerimi fark ettin.” sigaradan bir duman aldı ve sonrasında dışarıya saldı. “Ama o,” duraksadı.
“Devam et?” Sigaramdan bir duman aldım.
“O bana hep bakıyordu ama beni hiç fark etmiyordu.” Dumanı ağzımdan verdim.
“Belki de fark etmek istemiyordur ya da bu hisler ona fazlasıyla uzaktır?” Diye teori ürettim.
“Ne olur ikincisi olsun.” Diye mırıldandı kendince ancak ben onu duyuyordum.
Kaşları çatık bir şekilde yere bakıyordu. Omzuna yumruk attım, “Koca adam hoşlanmıyor, koca adam âşık.” Güldüm. Onun da yüzünde tebessüm oluştu.
🪽
Aradan biraz zaman geçtikten sonra ikimizinde sigarası bitmiş, yerde duruyordu. “Hadi, gidelim.” Dedi. “Gitmesek?“ diyeceğim sırada beni tutup bir hışımla eve ilerledi.
Kapıdan içeriye girdiğimizde gördüğümüz manzara şok ediciydi.
Yağız, Erdem, Defne, Gizem ve Karaca. Karaca ve Defne sarılıyorlardı. Karaca ağlıyordu.
“Sana gelmeni kim söyledi?” Dedi Defne bana kızgınlıkla bakarken. “Ben söyledim,” dedi Barın. “Ve ben söyleyene kadar da bu evden dışarıya adımını bile atmayacak.”
“O kız bu eve girmeyecek.” Defne oldukça öfkeliydi. “Girecek,” Barın, sinirlenmeye başlamıştı.
“Ben girmeyecek diyorsam,” Defne devamını getirecekti ki Barın sesini yükseltti, “Girecek, Defne Hanım.”
“Barın!”
“Defne!”
“O kız bu eve girmeyecek diyorsam girmeyecek!”
Yüksek ses.
Ellerimle kulaklarımı kapattım. “Girecek!” ses dalgaları havada uçuşuyordu. “Tanışalı iki gün bile olmayan bir kızı, bana tercih mi ediyorsun?” Defne konudan dışarı çıkmıştı.
“Kimseyi sana tercih ettiğim falan yok! Kafanda kuruyorsun!” Barın’ın kollarındaki damarları belirginleşmişti.
“Dümdüz tercih ediyorsun işte!” Defne bağırırken Karaca araya girdi. “Görünüşe göre Bay Öfke Topu âşık olmuş.” Aşağılayıcı bir yüz ifadesizle bir bana, bir Barın’a bakıyordu.
“Ne benim hakkımda ne de ilişkilerim hakkında hiçbir şey bilmeden konuşman çok komik.” Diye karşılık verdi. “Ayrıca Defne, aşağılık kompleksin yüzünden aramızın tekrar açılmasını istemiyorum ama sen gerçekten bizi zorluyorsun.”
“Bizi?” Diye sordu Defne öfkeyle. “Seni ve beni kastediyorum.”
Defne kavuşturduğu kollarını çözüp hızla merdivenleri çıkarken ağladığını gördüm.
Hızla arkasından merdivenleri çıkmaya başladım. Ağlama seslerinin geldiği yöne ilerlediğimde bir odanın kapısını tıklatıp ardından içeriye girdim. “Biliyorum, beni sevmiyor olabilirsin ama en azından konuşalım.” Dedim şefkat dolu gözlerle ona bakıyordum. “Git.” Dedi ancak dinlemeyip yatağa, yanına oturdum.
“Sakinleş.” Dedim. “O senin yerine kimseyi tercih etmez.”
“Nerden biliyorsun?” Diye ağlamalarının arasından konuştu. “Sana nasıl baktığını gördüm.” Deyince duraksadı. Gözyaşları akmayı bıraktı. “Onu seviyor musun?” Dedim.
“Ne? Hayır, tabiiki.” Ekledi, “Onu neden seveyim?”
Acıyla gülümsedim. Barın adına bir kez daha üzüldüm. Platonik olmak ne demektir iyi bilirdim. Keşke bilmeseydim.
“Sen?” Dedi anlamaz gözlerle ona baktım. “Ben ne?”
“Sen diyorum, Erdem’den mi hoşlanıyorsun?” Diye sorduğunda şaşkınlıkla cevap verdim, “Erdem’le arkadaşız.”
“Arkadaş olduğunuzu ben de biliyorum salak, hoşlanıyor musun diyorum?” Yarı alaylı yarı ciddiydi. “Hayır, onu yeteri kadar tanımıyorum.”
“İyi, sen bilirsin.”
Hoşlanıyor muydum?
Hayır, ondan asla hoşlanmazdım.
“Sence Barın evlenilecek biri midir?” Diye sordu bana. Beni test ettiğini düşünüyordum. “Ne? Hayır, onunla yanlışlıkla bile evlenmezdim.” Dediğimde güldü.
Erdem’le belki ama Barın’la neden evleneyim ki?
Bu kız kafayı yemiş olmalı, dostum.
Zaten Barın’dan hoşlanmasından belli değil mi yeteri kadar delirdiği?
Ben asla evlenmezdim. Evlenmek benim için hayatını çürütmekti.
Dördüncü Bölüm Sonu.