İçeriğe geç

Aşkımla Başbaşa

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Aşkımla Başbaşa

Bölüm 4

3. Bölüm: Aile

Boşluğa dalmıştım.

“Herneyse.” Dedim onun da dalgınlığını gidermek uğruna. “Herneyse, Gökçe. Herneyse.” Sözleri ağzından dökülürken kollarını birleştirmiş bir biçimde bir ayağının topuğunun üzerinde bana doğru döndü. Ancak bana doğru dönerken gözleri yerdeydi.

“Herneyseler çok acıtıyor, Deniz.” Ona bakarken gözlerimde acı vardı.

Başım, kalbimdeki acı sebebiyle omzuma doğru eğilmişti.

“Herneyselerin de bir sebebi vardır.” Dedi beklenmedik bit şekilde. “Nasıl?” Dedim.

“Mesela bir markete ekmek almak için gidersin ama normalde ekmeğin yanında dondurma da alman gerekirken eve gittiğinde dondurma almadığını fark edersin.” Sırıtıyordu. Neden sırıtıyordu yine bu?

Devam etti, “Sonra dersin ki ‘Herneyse, olmasa da olur’ ve hayatına devam edersin, Gökçe.” Burnundan güldü.

“Dondurma ne alaka be?” Diyerek yüzümü ekşittim. “Bilmiyorum önemli bir şey dediğimde aklıma ilk o geliyor.” Bu kez kahkaha attı.

“Ah, sen harbi manyaksın.” Kaşlarım çatıktı ama gülümsüyordum.

“Sağ ol, şekerim.” Derken bir elini beline koyup diğer elini öne doğru atarak ‘kadın taklidi’ yaptı. Açıkcası buna gülünmez diyemezdim.

“Abi,” cümlemin devamını getiremeden kahkaha attım. Komik bir kişiliği vardı. Bunu sevmiştim.

“Hadi, buradan çıkalım.” Dedim ayağa kalkarken. Kafasıyla beni onayladı. Olduğumuz yerden ayrılırken onun da arkaman geldiğini hissedebiliyordum. “Arkadaşın yokmuş gibi bir hava veriyorsun.” Dedi arkamdan gelirken.

“Güzel, zira fazlasıyla mahrumum.” Güneşten dolayı kaşlarımı çatmış, gözlerimi kısmıştım.

“Mahrum kelimesini kullandığına göre bu konu senin için mühim olmalı, doğru muyum?” Yanıma hizalanmıştı.

“Mühim ancak düşündüğün kadar da değil. Nitekim ben yalnız vakit geçirmeyi severim. Böylece de kimse kalbimi kıramaz.” Öylece nereye gittiğimi bilmeden kaldırımda Deniz yanımdayken yürüyordum. “Seni arkadaşlarımla tanıştırabilirim.” Dedi anında. “Gerek yok, benim için mühim değil.” Diye bir cevap sıraladım.

“Sana fikrini sormadım, Deniz.” Dedi bana soyadımla hitap ederek.

Elimi tutup gittiğimiz yönün tersine koşmaya başladı.

Dakikaların sonunda ağaç ev misali bir kulübeye geldik. İçeriye girdiğimizde içeride üç kişi vardı.

Sarışın bir kız, kıvırcık bir çocuk ve kırmızı saçlı bir kız vardı. Ancak saçlarının boya olduğu aşikârdı.

Sarışın kız, kıvırcıkla gülüşürken bir anda gözleri bana döndüğünde gözlerindeki neşenin yerini öfke aldı. “Erdem, yine kimi getirdin!” Kaşlarını çatmıştı. “Çok kabasın.” Dedi kıvırcık.

Deniz elimi bıraktı ve koltuğa oturdu. “Tanışın.” Dedi.

Kıvırcık koltuktan fırlarcasına ayağa kalkıp bana sırıtarak yaklaştı ve elini uzatıp, “Ben Yağız Ege.” Dedi. “Gökçe Elzem.” Gülümseyerek elini sıktım.

Turuncu saçlı kız koşarak karşıma geçti. “Sende turuncusun!” Yerinde hoplayarak bana zıpladı. “Kızı darlama.” Dedi Deniz. “Of, sen bi sus be!” Dedi kız, Deniz’e.

Benden ayrılıp elini uzattı. “Gizem Araklı.” Elini sıktım, “Gökçe Elzem Deniz, doğal turuncuyum.”

Kız mutlulukla benden ayrıldığında sarışın kollarını birleştirmiş bana öldürmek istiyor gibi bakıyordu. O diğerlerinin aksine koltuğun önündeki engin sehpanın üzerinde oturuyordu.

Sarışınla bakışıyorduk ki kapıdan birisi belinde bir havluyla ve elindeki havluyla da saçını kurularken içeriye girdi. “Siktir, bu kim.” Gözlerini şaşkınlıkla açmıştı. Deniz’in aksine esmerdi.

Yanıma geldi ve bana dönüp elini uzattı, “Karan, soyismim Barın. Buradaki çoğu kişi bana Barın diyor.” Gülümsedi. “Gökçe Elzem, soyismim Deniz. Bana kimse seslenmiyor.” Gülümseyip elini sıktım.

Geri geri yürürken Deniz’e bakarak bağırdı, “Duştayım.” Bir elinin baş parmağını havaya kaldırdı. Aynı hareketi Deniz de yaptığında arkasını dönüp geldiği yere geri gitti.

Gidip Deniz’in yanına oturdum. “Sarışın beni sevmedi mi yoksa?” Sarışına bakarken konuştum. “Sarışın insanları sevmez.” Dedi Deniz.

İçeriden öfkeli gelen Gizem konuştu, “Erdem, kahveler nerde?”

“Defne gösterir.” Sırıtıyordu. Yüzüne aval aval baktım. “Erdem,” dedi sarışın bıkkınlıkla kafasını yana yatırırken. “Bunu yapmış olamazsın.” Dedi.

“Ne yapmışım ya?” Derken sırıtıyordu Deniz. “Redbull’larımı sakladığını söyleme. Ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun onları.” Koşarak yerinden kalktı ve içeriye koştu.

“Sarışın neden bana öyle bakıyordu?” Dediğimde başını bana döndürüp açıkladı. “Aslında onun bakışlarından korkabilirsin ama o onun normal bakışıdır. Pek sosyal değildir, insanlarla tanışmaya korkar ama belli etmez. Birkaç arkadaşı vardır onlar da Defne’ye yaklaşan kişiler yani demem o ki Defne onlara değil, onlar Defne’ye yaklaşarak arkadaş olurlar.” Dedi.

“Sağ ol.” Açıkladığın için.

Ayağa kalktım, “Evi gezeceğim.” Başıyla onayladı. Kızların gittiği yere gittim.

“Merhaba,” dedim gülümseyerek. Bir kızın daha olduğunu gördüm orada.

Esmer bir kız. Bana doğru dönüp tezgaha sırtını yasladı. Beni gördüğüne hoşnut olmamış gibi bakıyordu. “Abime yaklaşmanı istemiyorum, Turuncu.” Dedi.

“Abin?” Diye sordum. Üçü de aynı anda “Barın.” Dediler ancak Defne yüzüme bakmıyor, Gizem bana dostuymuş gibi bakıyordu. “Neden yaklaşayım ki?” Diye sordum.

Defne arkasını döndü. “Doğru, sen kitaplardaki ana karakterler gibi arkadaş grubuyla tanıştıran erkek karaktere âşık olan asalak sarışın kızsın. Tek farkın sarışın değilsin.” Laf sokmaya çalıştığı aşikârdı.

“Bence buradaki salak sarışın sen oluyorsun.” Diyerek cevap verdim. Ona artık düşman gibi bakıyordum.

Tamam beni tanımadığı için soğuk olabilirdi ancak yeni geldiğim için bana laf sokamazdı.

Bende bir insandım ve kalbime zarar verilmeye çalışılırsa, hasar verirdim.

“Ona bakılırsa sende beynini kullanmayı bilmeyen turuncu saçlı kızsın.” Dedi.

Gizem yandan Defne’ye bağırdı, “Hey, ben de turuncu saçlıyım!” Kaşlarını çatmıştı Gizem.

İçeriye Karan girdi. Giyinmişti. Üzerindeki beyaz gömleğin ilk iki düğmesi açıktı. Altında fazla dar olmayan siyah bir pantolon vardı. “Ne oluyor burda? Yine kimi zorbalamaya çalışıyorsunuz.”

“Kimseyi.” Dedi esmer kız. “Yalan söylemeyi ne zaman bırakacaksın, Karaca.” Dedi Karan, bardağına su doldururken. “Kızı ezmeyin.” Diye ekledi.

“Of, ezdiğimiz falan yok, Yeni Platoniğimiz.” Dedi Defne. Daha sonra elini silip içeriye gitti. “Tanrım.” Deyip şakaklarımı ovuşturduğumda bende içeriye gittim.

Tam girmeden bir ses duydum, “Of, sen bir kes sesini amına koyduğumun gayı.” Defne’nin sesiydi.

İçeriye girdim. “Gay değilim lan ben.” Defne dişlerini öne çıkarmış çirkin bir ifade yapmıştı. “Kesin öyledir, utanmasan Yağız’ın dudaklarına yapışacaksın.” Dalga geçiyordu. Ayakta kollarını birleştirmişti.

“Kadınlardan. Hoşlanıyorum. Kardeşim.” Dedi Deniz, üstüne basa basa.

Yağız konuştu, “Abi, ben niye arada kaynıyorum. Hep gayım diye oluyor bütün bunlar,” Ağlıyormuş gibi yaptı, “Biliyorum.”

Yanlarına gittim. “Ah be, en yakışıklınız gaymış. Ben ağlarım baba.” Alay ediyordum. “Kusura bakma, güzelim. Erkekler tercihimdir.” Göz kırptı Deniz’e.

Deniz de nefesini bıkkınlıkla vererek göz devirdi. “Abi, gerçekten kendimi gay gibi hissetmeye başladım Yağız yüzünden.” Derken Yağız, Deniz’in kolunu okşuyordu.

Deniz hızla yerinden kalkıp çığırdı. “Abi, salsana beni bir lan!”

Defne ve ben aynı anda kahkaha attık. Daha sonra gözlerimiz birbirimizi bulduğunda ikimiz de donuklaştık.

Aile gibi hissettiriyorlardı. Ancak yeni gelmiştim ve kabul gördüğümü düşünmüyordum.

Umarım kabul görürüm. Yıllar sonra hissettiğim aile sıcaklığını tekrar bulmuştum. Deniz bence yeterince zengindi. Üstelik bu maddi değil.

Beni kabullenin, lütfen.

Ailenizin bir parçası olmak istiyorum.

Babam gibi olmayın, lütfen.

Terk etmeyin beni, kabullenin.

Sizin bir parçanız olmak istiyorum.

Lütfen.

Öksürdüm. “Neden tanışmadınız?” Yağız’ın sesiydi. “Neden böyle bir şey yapayım?” Defne’nin sesi.

“Neden yapmayasın.” Dediler Yağız ve Deniz aynı anda.

Başımı Defne’ye çevirdiğimde bana kaşlarını çatmış ve dalgın bir şekilde bakıyordu.

Ne düşünüyordu?

Gözlerimi kaçırdım. Düşüncelerini görmesinden korktum. Beni anlamasından korktum. Beni alt etmesinden korktum.

Üçüncü Bölüm Sonu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.