İçeriğe geç

Aşkımızın İlkbaharı

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Aşkımızın İlkbaharı

Bölüm 4

4.BÖLÜM-Sınırların Ötesinde

Dün akşam Boğaz'ın loş ışıkları altında Araz'a yönelttiğim o "Egonuz sarsıldı" cümlesi ve gözlerindeki o anlık şaşkınlık, gece boyunca zihnimin bir köşesinde dönüp durmuştu. Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açtığımda kendimi hem zihnen yorgun hem de tuhaf bir şekilde canlı hissediyordum. Bir yanımda THY'deki yoğun uçuş takvimim, diğer yanımda Yıldız Holding'in geleceği... Ve tam ortada, gardını kolay kolay düşürmeyen Araz Soylu.

Aşağıdan gelen nefis fırınlanmış börek ve taze demlenmiş çay kokusu zihnimi karmakarışık düşüncelerden saniyeler içinde çekip aldı. Üzerime rahat bir ev hırkası geçirip mutfağa indiğimde, annem Mehtap Hanım masayı bir kuş sütü eksik şekilde donatıyordu.

1.68 boyu, tonton yapısı ve neşeli yüzüyle annem, bu evdeki en büyük sığınağımdı. Beni görür görmez elindeki çaydanlığı tezgâha bırakıp yanıma koştu.

"Ooo, benim güzel kızım uyanmış!" diyerek tombul yanaklarımdan öptü. Ardından göz altlarıma bakıp kaşlarını kaygıyla çattı. "Ela'm, senin yüzün süzülmüş iyice! Kızım hem gökyüzünde bulutların üstünde koşturuyorsun hem holdingde babanın peşinde... Kıyamıyorum sana ben."

"İyiyim Mehtap sultan," dedim gülerek, masadaki peynirden bir parça ağzıma atarken. "Biraz yorucu sadece ama hallediyorum."

"Hallediyorsun ama kendine vakit ayıramıyorsun," dedi annem, çayımı doldururken sesine o çok iyi bildiğim ima dolu tonu yerleştirerek. "Bak yan komşumuzun oğlu Bora'ya... Çocuk ne güzel Polat Holding'in de bizim şirketin de yükünü sırtladı. Dün akşam babanla salonda konuşuyorlardı. Ali Bey'in ne kadar hevesli olduğunu bilsen..."

Derin bir nefes verdim. "Anne, lütfen yine başlama..."

"Neye başlamayayım kızım?" dedi Mehtap Hanım, sandalyeyi çekip karşıma oturarak. "Bora pırıl pırıl, tuttuğunu koparan bir çocuk. Çocukluğunuz birlikte geçti, yan yana villalarda büyüdünüz. Baban diyor ki, 'Şirketleri birleştirip iki genci de başa geçirelim, gözümüz arkada kalmasın.' Hem Polat ailesiyle akraba gibi olduk zaten. Bora da sana karşı hiç boş değil, ben bir anneyim, anlarım!"

"Bora benim arkadaşım anne," dedim kestirip atmaya çalışarak. "Ayrıca şu an gündemimde evlilik falan yok, holdingdeki yeni yatırımlarla uğraşıyorum."

Annemin imalarını her zamanki gibi tatlıya bağlayıp çayımı bitirdim ve odama çıktım. Üzerime jilet gibi oturan bej rengi bir pantolon-ceket takımı giyip saçlarımı serbest bıraktım. Dışarıdan bakıldığında kendinden emin, güçlü bir kadındım ama içimde iki farklı dünya arasında sıkışıp kalmış bir Ela vardı.

Holdingdeki odama adım attığımda beni her zamanki gibi enerji küpü bir karşılama bekliyordu. En yakın arkadaşım Sinem Polat, elindeki kumaş kartelalarını masama bırakıp boynuma sarıldı. 28 yaşında, 1.70 boyunda, yeşile çalan ela gözleri ve kusursuz fiziğiyle Sinem, Polat ailesinin gözde kızıydı. Moda tasarımı okuduktan sonra holdingimizin kurumsal kimlik ve tasarım işlerini üstlenmişti.

"Sonunda gelebildin Yıldız Holding'in müstakbel patroniçesi!" dedi takılarak.

"Hiç başlama Sinem," dedim koltuğuma geçerken. "Sabah Mehtap sultanın 'Bora ile şirketleri birleştirelim' nutkuyla uyandım zaten."

Sinem kahkaha attı. "Abimi bilmiyor musun? 1.88 boy, 90 kilo hırs! Şirketin müdürü oldu ama gözü hâlâ senin üzerinde. Babamlar da dünden razı zaten. Ama dur bakayım... Senin yüzünde başka bir gerilim var. Dün akşamki Araz Soylu yemeği nasıl geçti?"

"Profesyonelce," dedim gözlerimi kaçırarak. "Sadece biraz... dişli biri."

Tam o sırada odanın kapısı tıklatılmadan açıldı. İçeriye uzun boyu, atletik fiziği ve kendinden emin adımlarıyla Bora girdi. İkiz kardeşi Sinem'e hafif bir bakış atıp doğrudan bana doğru yürüdü.

"Günaydın ortak," dedi Bora, masamın kenarına dayanıp o çekici gülümsemesini takınarak. "Duydum ki dün akşam yeni yatırımcımız Araz Bey ile baş başa yemekteymişsin. Masada işler yolunda mı bari? Adamın hırslı bir tip olduğu kulağıma geldi, seni sıkıştırmasına izin vermiyorsun umarım."

"Kimsenin beni sıkıştırdığı yok Bora," dedim tebessüm ederek. "Holdingin çıkarlarını nasıl korumam gerekiyorsa öyle davranıyorum."

"Güzel," dedi Bora, elini hafifçe omzuma koyup hafifçe sıkarak. "Çünkü bu şirketin geleceğinde sen ve ben varız Ela. Dışarıdan gelen hiçbir yatırımcının burada kural koymasına izin vermem."

O sırada odanın açık kapısından gelen soğuk ve karizmatik bir ses konuşmayı böldü:

"Kural koymak için önce masadaki gücün kime ait olduğunu bilmek gerekir, değil mi?"

Hepimizin bakışları kapıya kaydı. Araz Soylu, koyu gri takım elbisesi, elinde deri evrak çantası ve kusursuz duruşuyla kapının eşiğinde duruyordu. Bakışları ilk olarak Bora'nın omzumda duran eline kaydı. Gözlerinde beliren o anlık, neredeyse belirsiz karanlık gölgeyi sadece ben fark ettim.

Araz bakışlarını Bora'nın elini çektiği omzumdan ağır ağır ayırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. O soğuk, profesyonel maskesinin arkasında saniyeler içinde parlayıp sönen o kıskanç kıvılcımı çok net gördüm. Şirket dünyasında bir imparator gibi duran bu sert adamın, beni bir başkasının yakınında gördüğünde içten içe nasıl sahiplenici ve korumacı bir hisle dolduğunu hissetmek içimi tuhaf bir şekilde ürpertti. Sevdimi tam seven, dokunduğu şeyi dünyadan sakınan adamlardandı Araz; bunu anlamak hiç de zor değildi.

"Polat Holding'in genç müdürü Bora Bey olmalısınız," dedi Araz, sesine tam bir iş insanı mesafesi koyarak ama bir adım öne çıkıp aradaki alanı kapatmayı da ihmal etmeyerek. "Babanızın başarılarını duymuştum."

Bora elini uzattı, dudaklarında hırslı bir tebessüm vardı. "Memnun oldu Araz Bey. Biz de tam Yıldız Holding'in geleceğini ve Ela ile bu projedeki rolümüzü konuşuyorduk."

Araz uzatılan eli sıktı. Kavrayışındaki o güç ve duruşundaki tavizsiz tavır, Bora'ya çaktırmadan ilk gözdağını vermişti bile.

"Yıldız Holding'in geleceği," dedi Araz, bakışlarını tekrar bana çevirerek. Sesindeki o sert mizaç, bana bakarken belirsiz bir yumuşama geçirse de tavrı hâlâ son derece profesyoneldi. "Ama sanırım Ela Hanım'ın bugün odaklanması gereken daha acil bir konu var. Projenin ikinci etap revizeleri."

"Ela ile çocukluğumuzdan beri yan yanayız Araz Bey," dedi Bora, omuz silkerek. "Ailesi de ben de onun çok fazla yorulmasını istemeyiz. Şirket işlerini ben de devralabilirim."

Araz'ın çene kası hafifçe seğirdi. İçindeki o korumacı, kıskanç ama aynı zamanda sevdiğini sonuna kadar sahiplenen ruh adeta kabuğunu zorluyordu. Bora'ya doğru hafifçe yaklaştı, sesi alçak ama odadaki herkesin iliklerine kadar hissettiği bir tonla çıktı:

"Ela Hanım'ın ne kadar güçlü ve bağımsız bir kadın olduğunu, kendi işini kimseye muhtaç olmadan nasıl yönettiğini dün gece bir kez daha gördüm Bora Bey. Onun yeteneğini ve emeğini gölgeleyecek bir korumacılığa ihtiyacı olduğunu sanmıyorum."

Sinem yanımda hafifçe öksürerek ortamdaki elektriği dağıtmaya çalıştı. Bora ise Araz'ın "dün gece" vurgusu karşısında kaşlarını çatarak kalakaldı.

Araz, arkasını dönmeden önce gözlerini benden ayırmadı. O sert, geçit vermez adamın gözlerinin derinliğinde, sadece bana özel kılan, sevdiğinde dünyayı karşına alabilecek o sıcacık ve tutkulu adamın gölgesi vardı.

"Toplantı salonunda sizi bekliyorum Ela Hanım," dedi alçak bir sesle. "Yalnız konuşmamız gereken detaylar var."

Araz odadan çıktığında, arkasında bıraktığı o ağır ve elektriksiz kalmış hava odadaki herkesi birkaç saniye boyunca sessizliğe mahkûm etti.

Masa başındaki yerimde öylece kalakalmış, Araz'ın az önce kurduğu cümlelerin zihnimde yarattığı yankıyı susturmaya çalışıyordum. Dışarıdan bakıldığında aşılmaz bir kalesi, soğuk ve geçit vermez bir mizacı vardı. Ama az önce, Bora'nın omzumdaki eline baktığı o birkaç saniyelik anda gözlerinde parlayıp sönen o karanlık kıvılcımı görmüştüm. O bir öfke patlaması değildi; sahiplenici, korumacı ve içten içe kıskanç bir adamın kendini bastırma çabasıydı. Araz Soylu, herkesin çekindiği o sert profesyonel maskesinin altında, sevdiğinde dünyayı karşına alabilecek, tutkulu ve sahiplendiği şeyi kimseye bırakmayan bir adama dönüşüyordu. Ve bu halini sadece bana hissettirmesi, içimde açıklayamadığım karmaşık bir kıpırtıya sebep oluyordu.

Düşüncelerimin derinliğinden beni çıkaran ise Bora'nın sertçe soluması oldu.

Araz'ın "dün gece" vurgusu ve doğrudan gözlerinin içine bakarak verdiği cevap, Bora'nın o hırslı ve her şeyi kazanmaya alışmış egosunu tam ortasından vurmuştu. İkiz kardeşi Sinem bile ortamdaki gerilimi hissetmiş gibi sessizce geri çekilmiş, bir abisine bir bana bakıyordu.

Bora, adımlarını masama doğru atıp tam karşımda durdu. Yüzündeki o her zamanki kendinden emin tebessüm gitmiş, yerini samimi ama bir o kadar da hırslı bir kıskançlığa bırakmıştı.

"Kim bu adam Ela?" dedi Bora, sesi alçak ama içten gelen bir öfkeyle titrerken. Masaya doğru eğildi, gözlerimin içine doğrudan baktı. "Dün gece ne konuştunuz siz bu adamla? 'Kendi işini kimseden yardım almadan yönetir' falan derken ne ima ediyor? Sen benim çocukluğumsumsın, her şeyimsin. Ben seni bilmez miyim?"

"Bora, profesyonel bir iş yemeğiydi," dedim sakin kalmaya çalışarak. "Araz Bey sadece projenin detaylarını ve ortaklık şartlarını konuştu."

"Bana Araz Bey deyip durma!" dedi Bora, elimi tutmak için hamle yaptı ama kendini son anda tutup yumruğunu masanın kenarına bastırdı. Sesindeki o sert mizaç bir anda kırıldı, yerini çocukluğumuzdan beri içimde hissettirdiği o samimi ve korumacı yakınlığa bıraktı. "Ela, ben senin gözlerinin içine bakınca ne hissettiğini anlarım. O adamın sana bakışını görmediğimi mi sanıyorsun? Şirket müdürü olmayı da bu projeyi de geç... Babanın ve benim ailemin ne istediğini biliyorsun. Ben seni kimselere kaptırmam, hele ki dışarıdan gelen, nereden çıktığı belli olmayan bir adama hiç bırakmam. Seni korumak istemem suç mu?"

Sinem araya girip, "Bora, tamam abartma istersen, kızın işi var," dese de Bora gözlerini benden ayırmadı.

"Sadece dikkatli ol," dedi Bora, sesindeki o hırslı ve kıskanç tonu saklamadan. "O adamın o soğuk profesyonel maskesinin arkasında ne olduğunu bilmiyorsun. Ama ben buradayım Ela. Her zaman yanındaydım, yine yanında olacağım."

Bora arkasını dönüp odadan hızlı adımlarla çıkarken, Sinem bana yaklaşıp omzumu hafifçe sıktı. "Vay canına... Ortam bir anda yangın yerine döndü. Abim ciddi ciddi kıskançlık krizine girdi ama Araz Bey'in sana olan o bakışları... Ela, bu iki adam senin için fena kapışacak, benden söylemesi."

Derin bir nefes aldım. Dosyalarımı kucağıma alıp toplantı salonuna doğru yürürken kalbimin ritmi hızlanmıştı. Ağır ahşap kapıyı itip içeri girdiğimde Araz, devasa camdan İstanbul manzarasını izliyordu. Kapının kapanma sesini duyunca yavaşça bana döndü.

O soğuk, mesafeli patron maskesini korumaya çalışıyordu ama gözlerindeki tutkulu ve kıskanç ifade çok net ortadaydı. Adımlarımı masaya doğru atarken Araz aradaki mesafeyi kapatıp tam karşımda durdu.

"Gecikmediniz Ela Hanım," dedi sesi alçak ama bir fısıltı kadar yakıcı çıkarken. "Aklınız odadaki az önceki 'yakın' konuşmalarda kalmadıysa projenin çizimlerine geçebiliriz."

"Aklım işte Araz Bey," dedim gözlerinin içine bakarak. "Sizinki nerede bilmiyorum ama benimki tamamen projenin geleceğinde."

Araz hafifçe öne eğildi. Sesi tamamen sert ama içindeki o kıskanç, sahiplenici adamın kokusunu taşıyordu: "Aklınız işte olsun Ela Hanım çünkü bu projede de bu masada da dikkatinizi dağıtacak hiçbir erkeğe, hele ki çocukluk arkadaşınız bile olsa toleransım yok."

Göz göze geldik. Görünmez anlaşmamızın sınırları daha da sertleşmiş ama aramızdaki o yakıcı elektriklenme kaçınılmaz bir boyuta ulaşmıştı.

Ve 4. BÖLÜMÜN SONU

📝 Okur Notu & Yayın Metni

Herkese selam canım okurlarım! 4. Bölüm geldi! 🔥

Ortalık fena karıştı... Bir yanda Araz'ın profesyonel maskesi arkasındaki o tutkulu kıskançlığı, diğer yanda Bora'nın hırsı ve çocukluktan gelen sahiplenişi. Ela'nın annesi Mehtap Hanım'ın tatlı baskıları da cabası!

Sizce Ela bu iki güçlü adamın arasında nasıl bir duruş sergilemeli? Araz'ın o kıskanç çıkışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi ve düşüncelerinizi yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın! 💕✨

Yeni bölümde görüşmek üzere! 😘

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.