Toplantı salonunun ağır ahşap kapısı arkamızdan kapandığında, odadaki devasa camlardan içeri süzülen İstanbul ışığı aramızdaki o görünmez elektriği daha da belirginleştiriyordu. Araz, devasa camdan Boğaz manzarasını izlerken kapının kapanma sesiyle yavaşça bana döndü.
Gözlerindeki o soğuk, mesafeli patron maskesini korumaya çalışıyordu ama bakışlarının derinliğinde gizleyemediği tutkulu ve kıskanç ifade çok net ortadaydı. Adımlarımı masaya doğru atarken Araz aradaki mesafeyi kapatıp tam karşımda durdu.
"Gecikmediniz Ela Hanım," dedi sesi alçak ama bir fısıltı kadar yakıcı çıkarken. "Aklınız odadaki az önceki 'yakın' konuşmalarda kalmadıysa projenin çizimlerine geçebiliriz."
"Aklım işte Araz Bey," dedim gözlerinin içine bakarak. "Sizinki nerede bilmiyorum ama benimki tamamen projenin geleceğinde."
Araz hafifçe öne eğildi. Sesi tamamen sert ama içindeki o kıskanç, sahiplenici adamın kokusunu taşıyordu: "Aklınız işte olsun Ela... Çünkü bu projede de bu masada da dikkatinizi dağıtacak hiçbir erkeğe, hele ki çocukluk arkadaşınız bile olsa toleransım yok."
Göz göze geldik.
Araz'ın sözleri havada asılı kalırken içimde bir şey koptu.
“Siz benim patronum değilsiniz, Araz Bey.”
Sesim beklediğimden daha kararlı çıkmıştı.
Araz'ın kaşları hafifçe çatıldı.
“Bunun farkındayım.”
“Öyleyse benim kimle konuşacağıma, kimin yanımda duracağına ya da kimin dikkatimi dağıtacağına neden karar vermeye çalışıyorsunuz?”
Bir adım attı.
“Çünkü…”
Durdu. Sanki söyleyeceği kelimeyi seçmekte zorlanıyordu.
“Çünkü ne?”
Bakışları gözlerimden dudaklarıma kaydı.
“Bunu gerçekten duymak istiyor musun, Ela?”
Kalbim hızlandı.
“Evet.”
Aramızdaki mesafe bir adım daha azaldı.
“Dün gece de aynı şeyi yaptın.”
“Ne yaptım?”
“Beni sınadın.”
Gülümsedim.
“Belki de sınanmayı hak ediyorsunuzdur.”
Araz'ın çenesindeki kas belirginleşti.
“Beni kışkırtmayı seviyorsun.”
“Belki de sizin kolay kışkırtılabildiğinizi yeni fark ettim.”
Bir an birbirimize baktık. Sonra Araz'ın sesi alçaldı:
“Bunun farkında olman tehlikeli.”
“Ben tehlikeden korkmam.”
“Biliyorum.”
Elini masanın kenarına koydu. Bana dokunmadı. Ama aramızdaki o birkaç santimlik mesafe, dokunmaktan daha fazla şey söylüyordu.
“Ela…”
İsmimi söyleyişinde ilk kez iş dünyasındaki o soğuk resmiyet yoktu. Sadece ben vardım.
Ve o an geri çekilmek yerine ben bir adım attım. Araz'ın bakışları değişti.
Bir saniye sonra dudakları dudaklarıma değdi.
Öpücük kısa başladı. Ama ikimizin de günlerdir bastırdığı o çekim, tek bir dokunuşla bütün kontrolü elimizden aldı. Ellerim istemsizce ceketinin yakasına gitti.
Araz bir an durdu. Sanki benden gelecek en küçük işareti bekliyordu. Geri çekilmedim. Tam tersine ona biraz daha yaklaştım. Bu kez öpücük daha kararlıydı.
Ne şirket vardı o anda aklımda ne Bora ne de ailemin benim için çizdiği gelecek. Sadece Araz vardı. Ve onun da aynı şeyi hissettiğini biliyordum.
Bir süre sonra birbirimizden ayrıldığımızda nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Araz alnını alnıma yasladı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Sonra gözlerini açtı.
“Bunu inkâr etmeyeceksin.”
Bu bir soru değildi. Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım.
“İnkâr ettiğim bir şey yok.”
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Güzel.”
“Elbette güzel.”
“Çünkü bundan sonra aramızdaki hiçbir şey eskisi kadar kolay olmayacak.”
“Belki de hiçbir zaman kolay değildi.”
Araz'ın bakışlarında sıcak bir parıltı belirdi.
“İşte bu yüzden senden uzak durmaya çalışıyorum.”
“Pek başarılı olduğunuz söylenemez.”
Bu kez gerçekten gülümsede.
“Sen de pek yardımcı olmuyorsun.”
Aramızdaki sessizlik yeniden uzadı. Fakat bu kez sessizlikte gerilimden başka bir şey daha vardı. İkimiz de artık sınırı geçtiğimizi biliyorduk. Ve hiçbirimiz geri dönmek istemiyordu.
O akşam eve döndüğümde annemin beni kapıda karşılamasıyla bütün düşüncelerim dağıldı.
“Ela, hemen hazırlanmalısın.”
Kaşlarımı çattım. “Neden?”
“Akşam yemeğe çıkıyoruz.”
“Kimle?”
Annem cevap vermeden önce yüzüme anlamlı bir bakış attı. “Polat ailesiyle.”
İçimde kötü bir his oluştu. “Anne…”
“Ela, lütfen bu akşam sorun çıkarma.”
“Ne sorunu?”
Annem çantasından telefonunu çıkarırken gülümsedi. “Baban birazdan anlatır.”
Yukarı çıktım. Dolabın karşısında dururken aklımdan yalnızca birkaç saat önce yaşananlar geçiyordu. Araz'ın bakışları. Sesi. Dudaklarının sıcaklığı.
“İnkâr ettiğim bir şey yok.”
Kendi söylediğim cümleyi hatırlayınca istemsizce gülümsedim. Ama o gülümseme uzun sürmedi. Çünkü aşağıdan babamın sesi geldi.
“Ela! Hazır mısın kızım?”
“Geliyorum!”
Üzerime sade ama şık koyu mavi straplez göğüs ve sırt dekolteli bir elbise geçirdim. Ayağıma siyah topuklu stilettolarımı giydim. Siyah ceketimi omuzlarıma geçirdim. Aynaya baktığımda karşımdaki kadın dışarıdan her zamanki kadar kontrollü görünüyordu. Ama içimde hiçbir şey kontrol altında değildi.
Saat sekizi biraz geçiyordu. Boğaz kıyısındaki restoranın camlarından İstanbul'un ışıkları suya vuruyordu. Masaya yaklaştığımızda Polat ailesinin çoktan geldiğini gördüm.
Bora ayağa kalktı. Bakışları üzerimde gezindi. “Çok güzelsin.”
“Teşekkür ederim.”
Yanına oturdum. Sinem bana kısa bir bakış atıp kaşlarını kaldırdı. Ben anlamamış gibi yaptım.
Babam kadehini kaldırdı. “Bu akşam hepimiz için önemli bir akşam.”
İçimdeki huzursuzluk büyüdü. “Baba, neyi kutluyoruz?”
Babam gülümsedi. “Şirketlerin geleceğini.”
Ahmet Bey söze girdi. “Yıllardır iki aile olarak birbirimize güvendik. Artık bu ortaklığı daha da güçlendirmenin zamanı geldi.”
Bora bana baktı, ben ise babama. “Ne demek istiyorsunuz?”
Babam anneme baktı. Mehtap Hanım gülümseyerek elimi tuttu. “Güzel kızım…”
İçimdeki bütün alarm zilleri aynı anda çalmaya başladı. Babam sonunda söyledi:
“Ela ve Bora'nın nişanını artık daha fazla ertelemeyelim diyoruz.”
Dünya bir anda sessizleşti. Bora'nın yüzünde memnun bir tebessüm belirdi. Annemin eli hâlâ elimin üzerindeydi. Ben ise hiçbir şey söyleyemedim.
Tam o sırada restoranın girişindeki hareketlilik dikkatimi çekti. Garsonlar kenara çekildi. Koyu lacivert takım elbisesiyle Araz Soylu içeri girdi.
Kalbim bir anda göğsümün içinde sertçe çarpmaya başladı. Araz'ın bakışları salonu taradı. Sonra beni buldu. Bir anlığına durdu. Gözleri yüzümden aşağı indi. Üstümdeki koyu mavi elbisemin göğüs dekoltesinde birkaç saniye oyalandı. Bakışlarındaki o yakıcı karanlık, gündüz öptüğü dudaklarımdan elbisenin yaka çizgisine kadar ağır ağır süzüldü. Ardından Bora'ya baktı. Bora'nın bana yakın oturduğunu gördüğünde yüzündeki ifade değişti.
Babam ayağa kalktı. “Araz Bey?”
Araz sakin adımlarla masaya doğru ilerledi. “Rahatsız etmiyorumdur umarım.”
“Estağfurullah. Buyurun.” Babam boş sandalyeyi gösterdi.
Araz oturdu. Tam karşıma.
Bakışlarımız buluştu. Kimse bilmiyordu ama birkaç saat önce yaşananları ikimiz de hatırlıyorduk. Araz'ın gözlerindeki o sakin karanlık, yerini yavaş yavaş başka bir şeye bıraktı.
Babam konuşmaya devam etti. “Tam da önemli bir konuyu konuşuyorduk.”
Araz kadehini eline aldı. “Öyle mi?”
Babam gururla gülümsedi. “Ela ve Bora'nın nişanını konuşuyorduk.”
Araz'ın eli bir an durdu. Gözleri önce Bora'ya, sonra bana çevrildi. Ben başımı kaldırdım. İlk kez onun gözlerinde gerçekten şaşkınlık gördüm.
Bora ise elini masanın üzerinde benimkine doğru uzattı. Araz bunu gördü ama hiçbir şey söylemedi.
Babam heyecanla devam etti. “İki ailenin de ortak kararı. Şirketler için de son derece güçlü bir adım olacak.”
İçimde biriken bütün öfke sonunda taştı. Elimi Bora'dan uzaklaştırdım. Sandalyemde doğruldum.
“Benim böyle bir kararım yok.”
Masadaki herkes sustu. Babam kaşlarını çattı. “Ela…”
Başımı kaldırdım. “Ben bu evliliği istemiyorum.”
Bora'nın yüzündeki tebessüm kayboldu. Annem şaşkınlıkla bana baktı. Araz ise hiçbir şey söylemedi. Sadece bana baktı. Ve o bakışta ilk kez zafer değil, benim kendi kararımı vermiş olmama duyduğu sessiz bir saygı vardı.
Bora yavaşça bana döndü. “Ela…” Sesi kırılmıştı. “Bunu neden şimdi söylüyorsun?”
Cevap vermeden önce derin bir nefes aldım. “Çünkü artık başkalarının benim adıma karar vermesine izin vermeyeceğim.”
Bora'nın bakışları yavaşça Araz'a kaydı. Sonra tekrar bana döndü. Yüzündeki ifade değişmişti. Artık sadece kırgın değildi. Şüpheleniyordu.
“Yoksa…” Sesi kısıldı. “Bunun Araz Soylu'yla bir ilgisi mi var?”
5. BÖLÜMÜN SONU