İçeriğe geç

AŞKIM ÇİÇEK AÇTIĞINDA

Bölüm 4 · 12 dk okuma

AŞKIM ÇİÇEK AÇTIĞINDA

Bölüm 4

3.BÖLÜM

Geldi yolunu gözlediğim yar.

Orhan Veli

Güneş'i ardımda bırakarak yürümeye başladım. Tepeden aşağı inmiş anayola çıkmak üzereydim ki, çok geçmeden arabasıyla birlikte yanımda belirmişti.

"Hadi arabaya bin! Yağmur yüzünden ıslanmış olmalısın, hasta olmadan eve gidelim de bir an önce üstünü değiştir" dedi açık camdan endişeyle yüzüme bakarken.

Bakışlarımı önüme çevirip: "Gerek yok ben kendim giderim" diye yanıt verdim.

Ona hâlâ öfkeliydim. Daha da önemlisi kırgın...

Yine de gözlerinde bana dair endişeler taşıyor olduğunu görmek, bunca yılın ardından iyi hissettirmişti.

Cevabımın ardından: "Hâlâ aynı inat!" dedi, bir taraftan da arabayı durdurup aşağı inmişti. Kollarımı göğsümde bağlayıp, adımlarımı hızlandırdım. Fakat çok geçmeden bana yetişmiş, gözlerini ise üstüme dikmişti.

Çattığım kaşlarımın altından kısa bir an yüzüne bakıp: "Hâlâ aynı unutkanlık! Unuttun zannımca iki düşman ailenin çocukları olduğumuzu?" dedim iki düşman ailenin çocukları sözcüklerini bastırarak.

"Bu seni önceden ilgilendirmezdi. Umursamazdın" dedi, tıpkı benim gibi geçmişe atıf yaparak.

"Bazı insanlar umursamam gerektiğini çok güzel öğretti" diye kırık ve meydan okuyucu bir sesle hızla karşılık verdim.

"Her kimse, kimlerse ahmağın tekiymiş. Hayatta bundan daha önemli olan şeyleri göremeyecek kadar da kör bir budala" dedi. Bunları derken tıpkı benimki gibi öfkeyle soluk alıp veriyordu.

"Kör demek ne haddimize, böylesine ileri görüşlü olan insanlara karşı, hakeret olur bu söylem. O sadece gerçekçiydi. İşine gelenleri gören bazılarını da bile isteye görmemeyi tercih eden bendim... Bu durumda da asıl ahmak bir budala olan, ben olmalıyım" dedim onun öfkeli söylemlerine karşın, aynı öfke ve kırılmışlıkla.

"Sen hiçbir zaman ahmak bir budala olmadın Dünya. Sen sadece bu dünyada herkeste olması gereken şeye sahiptin; umud'a... ve o umudu gerçekleştirebilecek olan cesaret'e..." Başı önüne düştü. Aynı anda umutsuzca iki yana sallamayı da ihmal etmemişti. "Bu yüzden bir daha kendine asla bunu söyleme" dedi hüznün esir aldığı sesiyle.

Cümlesini tamamladıktan sonra bakışlarını birkaç adım ötemizde duran etrafını ot bürümüş küçük kaya parçasına dikmişti. Güneş'in gözlerinde gerçekten pişman olmuş bir adamın bakışları vardı. Ve Güneş'in pişman olmuş halini görmek daha da öfkelenmeme neden olmuştu.

Nasıl oluyordu da, biri sizi hem kırıp hem üzüp hemde delicesine mutlu edebiliyordu?

Hızla yürüyüp Güneş'i ardımda bırakırken yaşla dolu olan gözlerim, öfke ve üzüntüden bir parça daha doldu. Ve gözlerimin yaşlarla dolmuş olması, beni daha da öfkelendirdi.

Halimi anlamış olacak ki arkamdan gelmedi. Yirmi dakikalık yolu öfkem dolayısıyla on dakikada tamamlayıp, bahçe kapısını araladım. Ardından da sert bir şekilde kapattım.

Yarın bahçede yapacağımız Aslı'nın kına gecesi için hazırlık yapan ailem, öfkeyle çarptığım kapının çıkardığı gürültüyle birlikte işlerini yarım bırakarak olduğum yere bakmıştı. Fakat ben, onlardan yana kısa bir bakış dahi atmadan odama çıkıp kapımı kilitledim.

Hızla merdivenleri çıkarken ardımdan bakan aile üyelerimin, yaptığım şeye karşı çok şaşırdıklarına emindim. Çünkü bu hareket kesinlikle benden beklenen bir davranış değildi.

Ama ne yazık ki o anlarda kırgın üstelik de öfkeliydim. Daha da fenası, bana bunca acıyı çektirmiş olmasına rağmen onu tekrar gördüğüm için de delicesine mutlu... Sanki yıllardır yaralı olan kanadım bugün iyileşmiş de, ben yine özgürce gökyüzünde kanat çırpıp uçar olmuştum.

O yüzden de ardımdan nasıl baktıkları da, o an ne düşündükleri de şu anlık hiç mi hiç umrumda değildi.

Sonra birden bir korku saldı içimi. O gittikten sonra da buna benzer bir olay yaşamış, ancak çok geçmeden onun bir rüya olduğu gerçeği ile sarsılmıştım.

Tedirgin bir yürüyüşle penceremin önüne doğru yürüdüm. Elim yavaşça üzerinde kendi ellerimle yaptığım, daha doğrusu yapmaya çalıştığım yıldız işlemeleri olan perdeyi tuttu. Gözlerim sımsıkı yumulmuşken kalbim dakikalardır koşmuş birininki gibi göğsümü delip geçecek bir hızda çarpıyordu. Perdeyi aralamaya başladığım sıra da içimden, bu kez onun gerçek olması için dua ediyordum.

Yumulu gözlerimi aralayıp, hemen karşımda olan odasının camına baktım. Oradaydı. Gözleri gözlerime değmişti. Bu durum tuttuğum perdeyi ateşe değmiş gibi hızla bırakıp, camın önünden de birkaç adım uzaklaşmama neden oldu.

O gerçekti.

O gelmişti.

İçimde delicesine dans etmek isteyen kız çocuğu uzun zamandır uyuduğu derin uykusundan uyanmıştı. İçim kıpır kıpırdı. Ve Güneş'in döndüğünü görmek yıllar önce bir radyo programında duyup hafızamda yer eden sözcükleri tekrar anımsamama neden olmuştu. Yalnız kendimin duyabileceği bir yükseklikte anımsadığım sözcükleri tekrarladım:

"Geldi yolunu gözlediğim yar" dedim gülümseyişime engel olamadan.

Ah! Bu öyle bir şeydi ki anlatmaya kelimelerim yetmiyordu. Özlemiyle tutuştuğum, uykusuz kalıp, acı çektiğim adam nihayet gelmişti. Elimin dokunabileceği, kokusunu soluyabileceğim, gözlerimin gözlerine değebileceği uzaklıktaydı.

Bedenim ona sarılma, kokusunu duyma, gözlerine dakikalarca hatta sonsuza kadar bakma ihtiyacı ile yanıp tutuşuyordu.

Ah! Keşke tüm bunlar mümkün olabilseydi. Keşke onu karşıma alıp hiç konuşmadan sadece gözlerine bakabilseydim. Karıncalanan parmaklarım hüzün dolu kirpiklerinde incitmekten korkarcasına dolaşabilseydi. Keşke ona bu kadar yakınken bu kadar uzak olmak zorunda kalmasaydım.

Ah Güneş! Ah öfkemin, sevdamın, mutluluğumun, hüznümün sebebi Güneş. Ah çocukluğum, ah gençliğim, ah ilk ve son aşkım! Ne vardı da aramıza bunca zamanı, bunca uzaklığı, bunca yalnızlığı koymuştun? Durduk yere nereden çıkarmıştın bu hasretliği başımıza?

Gayet yavaş bir şekilde pencereme tekrar yanaştım. Ancak bu kez perdeyi aralamadan onun olduğu yere bakmıştım. Camın önündeki perdeyi ardına kadar çekmişti. Yıllar öncesinde olduğu gibi yeniden Güneş'in çalışma masasını görebiliyordum. O masanın üstünde neler olduğunu ne çok merak etmiştim. Masanın üstünde yalnızca arkasını görebildiğim çerçevenin içinde kimin, kimlerin fotoğrafının yer aldığını, yatağının nasıl olduğunu, başucunda hangi kitabın durduğunu, gözlerini açtığında ilk gördüğü şeyin ne olduğunu... Ne çok merak etmiştim bunları.

Kapım hızla yumruklandı. Ancak o zaman fark edebildim kulaklarıma dolan gürültüyü.

Kuzenim Aslı bir taraftan aşağıdakilere duyurmamaya çalışarak kapımı yumrukluyor, bir diğer taraftan da adımı söyleyip kapıyı açmamı istiyordu.

Kilidi çevirip kapıyı açtım. Aslı tüm vücudunu kapıya yaslamış olacak ki kapıyı açmamla birlikte bir anda yere kapaklanmıştı. Kısa bir şaşkınlığın ardından elinden tutarak kalkmasına yardım etmeye çalıştım. Bir taraftan da Aslı'ya ne olduğunu, neden bu kadar telaşla kapıyı yumrukladığını soruyordum.

Aslı kendisiyle birlikte beni de yatağa oturtmuş, acıyan dizini ovuştururken bir taraftan da konuşmaya başlamıştı: "Şey... Dünya... Güneş geri dönmüş. Biraz önce Kenan aradı o söyledi" dedi nasıl söyleyeceğini bilemediğinden en iyisinin kuşkusuz bir avazda dile getirmek olduğunu düşünerek.

Ardından da soluğunu tutup gözlerimin içine baktı. Onun aksine ben gayet rahat bir şekilde: "Biliyorum" diye karşılık verdim. Çoktan onu gördüğüm andaki şaşkınlığımı geride bırakmıştım. Bu düşünce tuhaf hissetmeme neden oldu. İnsan geri dönmesini beklediği birini karşısında tekrar gördüğünde neden şaşırırdı ki? Beklenen bir şey gerçekleştiğinde sadece mutlu olması gerekmez miydi?

Bakışlarım dalgınlaştı. Acaba bunca yıldır onun geri döneceğini kendime tekrar tekrar söylemiş olsam da içimde bir yer hep aksine mi inanmıştı?

Bu düşünceyi zihnimden uzaklaştırabilmek için başımı hafif bir şekilde iki yana sallayıp: "Biraz önce tepede karşılaştık" diye konuşmaya devam ettim. Bir taraftan da az önce Aslı'nın elimden tutup oturttuğu yatağımdan kalkmış, kına gecesinde giyeceğim kıyafetlerimi elbise dolabımdan çıkarmaya başlamıştım. Arkama bakmıyor olsam da Aslı'nın şaşkınlıktan ağzı açılmış bir şekilde bana baktığına emindim.

"Biliyorsun ve böylesine sakinsin öyle mi?" dedi tuhaf bir tınıyla.

Başımı hafif onay verir şekilde sallayarak: "Evet, aynen öyle" dedim. Ne yazık ki sakin falan değildim. Kalbim onu tekrar gördüğüm andan beri delicesine çarpıyor, midem kasılıyor, tüm bunlar yetmezmiş gibi şakaklarımda da keskin bir sızı varlığını hissettiriyordu.

Şu an yalnız olmuş olsaydım eğer büyük ihtimalle kendimi yatağın içinde tepinir halde bulacaktım. Tabii bir taraftan gülüp, diğer taraftan kızıp, tüm bunlara ek olarak ağlıyor olmamda cabası olurdu.

Aslı verdiğim yanıtla birlikte kolumdan tutup, biraz önce kalktığım yere tekrar oturmamı sağladı. Bu ani hareketle başımdaki sızı artarken, gözlerimi hafif kıstım.

"Dünya... Onun senin için ne ifade ettiğini çok iyi biliyorum. Gittiği günden sonra herkese kapattın kendini. Ne yaşadıysan hep içinde yaşadın... Aşk öyle bir çırpıda söylenen unuttum gittilerle yok olmuyor. Aşk ne kadar tatlıysa acısı da bi o kadar zehirli ve yaralıyıcı oluyor" dedi hüzünlü gözlerle gözlerimin içine derince bakarak.

Bu konuşmayı yaparken birkaç defa küçük avuçlarının arasında olan ellerimi sıkmıştı. Belli ki destek olmaya çalışıyor, yanımda olduğunu hissettirmek istiyordu. Bunun aksini düşündüğüm tek bir an dahi olmamıştı hayatım da. Bu yüzümde içten bir tebessümün oluşmasına neden oldu. Ellerimi onun avuçlarının arasından çıkarıp bu kez ben avuçlarımın arasına aldım o sevgi dolu ellerini. Ardından da ciddi bakmaya çalışır şekilde konuşmaya başladım:

" O adı çoktan unuttum, bana verdiği acıyı da*"

Ne yazık ki cümlemi bitirir bitirmez kendime hakim olamadan kıkırdamıştım. Tekrar kalktım oturduğum yerden. Bu kez masanın üstüne saçılmış, birkaç gün önce yaptığım yazılıya ait kağıtları toplamaya başladım.

"Bu bile unutmadığını gösterirken mi?" diye sordu.

Kağıtlar arasında hızla hareket eden parmaklarım durdu. Sağ omzumun üstünden, Aslı'ya ufak bir bakış attım. Aynı anda da üstümde olan üzgün ve birçok şeyi dile getiren bakışlarıyla karşılaşmıştım. Biraz önce bana sorduğu soruyla neyi kastettiğini sordum, onun yaptığı gibi bakışlarımla.

"O gittikten sonra... Çok şey değişti hayatında... " Aslı konuşmasına devam ederken, gözleri benim odamda ne demek istediğini anlatmak ister şekilde kısa bir an dolaşmıştı. Sonra konuşmasına devam etti: "Değişen şeylerden biri de bu olmuştu; Romeo ve Juliet alıntılarını bırakışın..."

Aslı'nın dile getirdiği gerçek yıllar sonra ilk defa bir şeyi fark etmemi sağlamıştı. Aslında ben, yıllarca etrafımdaki insanlara bile inandıramamıştım kendimi. Etrafımdakiler sadece oynadığım oyuna eşlik etmeyi seçmişlerdi. Hoş buna kendimde hiç inanmamıştım. Yine de oynamaya devam ettim. Neticede henüz perde kapanmamıştı.

"Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar,

En tatlı bal bile tadıldıkça bıkkınlık verir,

Aynı tat isteği, iştahı köreltir." *

Konuşmamı tamamladığımda gözümü kırpıp, ufak bir kahkaha attım. Aslı'nın yüzümde dolaşan, inanmayan sorgulayıcı bakışlarını görebiliyordum. Yine de Aslı daha fazla üstelemenin doğru olmayacağını düşünmüş olacak ki, üstüme gelmeyi bırakıp sustu. İçimde ona karşı artan minnetle bedenine yaklaşıp, başının üstüne küçük bir öpücük kondurdum.

Kimsenin benim için üzülmesini istemiyordum. Hayatta nefret ettiğim şeylerin başında geliyordu bu. Kısacık dahi sürecek olsa, gözlerinde benim yarattığım hüzün bulutları olsun istemiyordum. Bu yüzden Aslı ve benim aramda, havada asılı duran hüznü dağıtmak için konuşmaya başlamıştım:

"Şimdi sen onu bunu bırak da kendi derdine yan."

Aslı ne demek istediğimi anlamaya çalışır şekilde sorgulayıcı bir bakış attı benden tarafa.

"İki gün sonra evlenip yuvadan uçacak olan sensin. El kızı olacaksın artık" dedim hınzır bir ifadeyle omuzlarımı kaldırıp indirirken. Ancak aynı dakika kolumda ani bir yanma hissetmiştim. Aslı küçük elleriyle kendisinden beklenmeyecek bir kuvvetle koluma vurmuştu.

Elleri ufak olsa da etkisi bir hayli büyüktü. Hatta bir keresinde lisede bizim çocukların karıştığı bir kavgaya dahil olduğumuz sırada kendisinden yirmi küsür santim uzun ve hiçte azımsanamayacak bir kiloya sahip olan çocuğun suratına tokat atarak dudağını patlamasına sebebiyet vermişti.

Gerçi o tokatla kavga bitmiş ve biz cümbür cemaat müdürün odasına gitmiştik. Ancak kavga o an sonlanmış olsa da daha sonrasında çocuğun bunu inada bindirip kavgayı devam ettireceğini düşünmüştük. Ama hiçte öyle olmamıştı. Çocuk kavgayı devam ettirmemişti ama devam ettirdiği bir şey olmuştu. O da her gün Aslı'ya çıkma teklif etmesiydi.

Daha önce hiç böyle bir kız görmediğini, ona tokat atan, buna cesaret eden ilk kız olduğunu söyleyip çıkma teklif etmişti defalarca. Aslı hayır dedikçe de çocuk naza çektiğini düşünüp bizimkinin peşinden koşmuştu. Bir süre Aslı, ben, bu çocuk ve tayfası arasında kalan bu olay kısa zaman sonra bizimkilerin kulağına gittiğinde tekrar bir kavganın fitili de ateşlenmişti.

Kavga sırasında çocuk Kenan'a kim olduğunu ve neden karıştığını sorduğunda aldığı yanıt Aslı'nın sevgilisi olduğu olmuştu. İşte bizim bu iki delinin yıllardır bir türlü birbirlerine itiraf edemedikleri gerçek de, bu sayede ortaya çıkmış ve iki delinin sevgililik macerası böyle başlayıp bugüne gelmişti. Yani şerrin ardında gerçekten de bir hayır yatıyordu.

"Ahh! Acıdı ya! Ne yapıyorsun?"

"Oh olsun!"

İkimizde kıkırdadık. Ardından Aslı'nın koluna girip başımı omzuna yasladım.

"Zaman ne çabuk geçiyor değil mi Aslı? Daha dün çocuktuk. Tek endişemiz oyun oynamak olan ufak tefek yumurcaklardık. Bugünse büyüdük... Çocukluğumuzsa silik birer anıymışcasına ardımızda kaldı."

Konuşmam bittiğinde Aslı kollarıyla sıkıca bedenimi sarmıştı. Birbirimize sarılarak dakikalarca oturduk. İkimiz de o an artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı gerçeğiyle yüzleşiyorduk.

Artık çocukluk bitmişti. İkimiz de büyümüştük. Biz büyürken hüzünlerimiz de bizimle birlikte büyümüş, mutluluklarımızsa küçülmüştü.

Aklıma gelen hediyeyle birlikte, Aslı'nın bedenimi sarmış olan kollarının arasından çıktım. Elbise dolabımın yanına gidip alt rafta, kışlık kıyafetlerimin yanına birkaç gün önce suratımda koca bir sırıtışla sakladığım küçük kırmızı kutuyu çıkardım. Ardından da suratımdaki sırıtışı saklamaya çalışarak, ne yaptığımı soran gözlerle bakan Aslı'ya kutuyu alması için uzattım.

O kutuyu açmaya çalışırken Aslı'nın olduğu yerden biraz uzaklaşmış, hınzırca sırıtmaya başlamıştım. Çok değil birkaç saniye sonra açmayı başardığı kutunun içinde gördükleriyle kırmızıya dönmüş suratı üstüme dikildi. Gözlerime öfkeyle dikilmiş olan Aslı'nın bakışlarına karşı daha fazla dayanamayıp bir süredir içimde tutmakta zorlandığım kahkahamı salıverdim.

Ben katıla katıla gülerken Aslı yatağın üstünden aldığı yastığı suratıma fırlatmıştı. Ani gelen darbenin yarattığı şaşkınlıkla Aslı'ya baktım.Bu kız aynı teyzesi Nevra Sultana benziyor diye geçirdim zihnimden. Ancak yastığın suratımda oluşturduğu yanmayı umursamadan birkaç saniye sonra, eskisinden daha yüksek bir tonda kahkaha atmaya devam etmiştim.

Aslı yerinden kalkıp eline aldığı yastıkla birlikte beni kovalamaya başladığında, hiçbir şey umrumda değilmiş gibi delicesine kahkaha atmaya devam ediyordum.

Aslı'nın bana ve düğün gecesi kullanması için verdiğim o müthiş hediyeye, verdiği tepkiyle gülümsememi ardına saklayacak bir maske bulmuştum. Güneş'in gelişiyle mutluluğa kavuşan kısmım bu olayı kendine siper alarak doyasıya gülmeye, sevinç çığlıkları atmaya başlamıştı.

Ne kadardır güldüğümü, bu kovalamacanın ne kadardır sürdüğünü bilmiyordum. Ta ki annem, Aslı'nın annesi Handan teyzem ve babaannem salonda oturmuş kahve içerken, etraflarında koşuşturan iki deli olan bizi durduruncaya kadar bu kovalamaca devam etmişti.

Babaannem yani Latife Hanım'ın bu gürültünün neden yaşandığıyla alakalı sorduğu soruya Aslı yanıt vermeme izin vermeden, elindeki yastığı koltuğun üstüne atıp dudaklarımın üstüne elini kapattı. Diğer eliyle de bir taraftan kendisine giymesi için aldığım Kenan'ın Aslı'ya yakıştırdığı kırmızı renkli hediyeyi saklamaya çalışıyordu.

Ben içimde tutmakta zorlandığım mutluluğumla bir köşede kıvranırken, Aslı dilinin ucuyla bir şeyler geveledi bizimkilere. Ardından da bileğimden tutarak bedenimi arkasına takıp, biraz önce çıktıkığımız odaya geri dönmek için yürüdü.

İkimiz de koşuşturmacanın verdiği yorgunlukla yan yana yatağın üstüne bedenlerimizi bıraktığımız sırada içimden mırıldandım; Hayat güzeldi... İnsan bir şeyleri gerçek manada sevebiliyorsa sevdikleri tarafından sevilebiliyorsa yanında her daim sevdikleri varsa hayat gerçekten çok güzel ve çok özel ve gerçekten de yaşamaya değerdi. Buna bugün daha fazla emin olmuştum.

Hayatı, yaşamayı seviyordum. Tüm acısına, tüm sızısına rağmen bu hayatı, bu hayatın bana verdiklerini ve vermediklerini seviyordum. Çünkü her biri bana bir şeyler katmıştı. Beni çocuklaştırmış, olgunlaştırmış zaman zaman ihtiyarlaştırmıştı. Ama günün sonunda sevdiklerime baktığımda her defasında varlığına şükretmeme neden olmuştu.

Bu dünyada gerçek sevgiyi bulmak çok zordu. Bundan daha da zor olanıysa onu koruyabilmekti.

Ben şanslı gruptandım. Onu bulmuştum. Ve onu gözüm gibi bakıp korumaya yemin etmiştim.

Başımı çevirip Aslı'ya baktım. Biraz önce hediye ettiğim şeyi havaya kaldırmış evirip çeviriyordu. Bunu yaparken dudakları arada büzülüp ileriye doğru uzuyor, bir şey söylemek ister şekilde aralanan dudakları çok geçmeden utançla birbirine kapanıyordu. Suratıysa aldığım hediyeye eş bir kırmızılığa bürünmüştü.

Bu tekrar kıkırdamama neden oldu.

Havada duran elleri düşüp göğsünün üstünde durdu. Bakışları elinde tuttuğu şeyden bana dönmüştü.

"Kenan'ın en sevdiği renk. Kesinlikle hoşuna gidecektir" dedi, ağlamaklı bir tonda.

Bu tekrar kahkaha atmama neden oldu. Yatağa benim gibi yanlamasına uzanmış Aslı'nın başını çekip göğsüme yasladığımda kahkahalarımın arasına: "Hiç kuşkum yok! Eminim hoşuna gidecektir. Sonuçta adam günlerdir sağda solda sana kırmızının çok yakıştığını boşuna söylemiyordu" cümlesini ekledim.

Aslı göğsümden uzaklaşıp, kıstığı kirpiklerinin ardından gözlerimin içine baktı. "Heh! Bende bizim Cemal abi ne zaman ortaya çıkacak, diyordum. Beni merakta bırakmadan ortaya çıktı çok şükür" dedi ellerini göğe açıp yüzüne sürdükten hemen sonra.

Bu sırıtıp Aslı'ya göz kırpmama ardından da olmayan bıyık uçlarımı Cemal abi gibi kıvırmama neden oldu. Yaptığım şeyle birlikte Aslı suratını tiksintiyle buruşturmuştu. Ve bu çok geçmeden ikimizin de kahkaha atmasına neden oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.