Sabah olduğunda güneş, yağmurdan kalan bulutların arasından sızıyordu. Uykusuz bir gecenin ardından gözlerim yandı, ama aklım hâlâ o zarftaydı. Masanın üzerinde duruyordu; sanki beni izliyor gibiydi.Elimi uzattım. Parmaklarım zarfın kenarını hissederken kalbim hızlandı.“Hazırsın,” dedim kendi kendime — ama sesim bile bana inanmıyordu.Zarfı yavaşça açtım. İçinden bir mektup ve bir fotoğraf çıktı.Mektubu elime aldım, Demir’in yazısıydı. Tanıdık, ama aceleyle yazılmış harfler...> “Eğer bu mektup elindeyse, demek ki işler düşündüğümden daha kötü gitti.Sana her şeyi anlatmam gerek ama yüz yüze yapamadım.Beni tanıdığını sanıyorsun ama aslında hiçbir şey bilmiyorsun.O gece karşında duran araba bana aitti, ama direksiyonda ben yoktum.”Kalbim sıkıştı. Satırları okurken nefes almak zorlaştı.> “Sana yalan söyledim, çünkü seni korumam gerekiyordu.O hastanede olanlar, kaybolan dosyalar, kazalar… hepsi bir zincirin parçası.Eğer seni bulurlarsa, zarfın içindeki fotoğrafı kimseye gösterme.”Titreyen ellerimle fotoğrafa baktım. Fotoğrafta ben vardım…Ama yanımda biri daha.Demir değil.Fotoğraf eskiydi. Arka kısmında sadece tek bir tarih ve kısa bir not yazıyordu:“Gerçek burada başladı.”Mektubun son satırında ise tek bir cümle vardı:> “Beni değil, geçmişini sorgula.”O an dizlerimin bağı çözüldü.Demir’in beni korumaya çalıştığı şey… ben miydim?Yoksa geçmişimde bilmediğim biri mi vardı?
Mektubu tekrar tekrar okudum. Her kelime, beynimde yankılandı.“Beni değil, geçmişini sorgula.”Ne demekti bu? Benim geçmişimle ne ilgisi olabilirdi?Fotoğrafı ışığa doğru tuttum. Arkadaki tarih dikkatimi çekti: 2010.O yıl ben on yaşındaydım…Ve o fotoğrafın çekildiği yer tanıdıktı — kasabanın dışındaki eski klinik.Kalbim hızlandı.Annem orada hemşireydi bir zamanlar. Ama o klinik yıllar önce kapanmış, yangın çıkmış, dosyalar kaybolmuştu.Demir’in “kaybolan dosyalar” dediği şey… orayla mı ilgiliydi?Çantamı aldım, fotoğrafı iç cebime koydum.“Ne olursa olsun, oraya gitmem gerek,” dedim kendi kendime.---Klinik binası artık harabeye dönmüştü. Camlar kırılmış, duvarlarda rüzgârın uğultusu yankılanıyordu.Kapıyı ittim, paslı menteşeler gıcırdadı. Toz kokusu burnuma doldu.Adımlarımı dikkatlice attım. Her köşede geçmişin yankısı vardı.Arka odaya geçtiğimde yerde dağılmış dosyalar gördüm. Üzerlerinde yanık izleri vardı ama bir tanesi dikkatimi çekti:“Hasta Kayıt: Sera K.”Kalbim sanki yerinden çıktı.Sera benim ismimdi.Ama doğum tarihindeki yıl farklıydı.Ellerim titredi. Dosyayı açtım.İlk sayfada bir not vardı:> “Denek 07 – durumu stabil. Deneyi başlatan kişi: Dr. D. A.”“Dr. D.A…”Demir’in soyadı Arslandı.Arkamdan bir ses geldi.> “Oraya girmemeliydin.”Döndüm.Kapının önünde biri duruyordu.Yağmurdan ıslanmış, yüzü gölgelerin içinde kaybolmuştu.Ama sesini tanıdım.Demir.
Arkadaşlar 🎬 Bugün sizlerle 5. Bölümü paylaşıyoruz! Umarım okurken tüyleriniz diken diken olur ve merakınız daha da artar. 6. Bölüm çok yakında geliyor — kaçırmayın! Sevgiyle ve heyecanla, Yazar 🖋️

