Sabah olduğunda gözlerimi açmak istemedim. Yağmurun sesi dinmişti ama içimdeki fırtına hâlâ susmamıştı. Geceden kalan o cümle yankılanıyordu zihnimde: “Gerçekleri öğrendiğinde… çok geç olacak.”Kimin sesi olduğunu bilmiyordum. Ama sanki biri o sözleri kulağıma fısıldamış gibiydi.Kahvaltı masasında her şey sıradandı; çaydan yükselen buhar, sessizlik, duvardaki saat sesi... Fakat ben, o geceden beri hiçbir şeye aynı gözle bakamıyordum.Telefonuma baktım. Demir’den hâlâ mesaj yoktu. Oysa her sabah “Günaydın, doktor hanım” diye yazar, gülümsetirdi beni. Bugün yoktu.Odaya baktığımda pencereden dışarı süzülen siyah bir arabanın izi gözümün önüne geldi. Kalbim hızlandı.“Ya gerçekten oyduysa?” diye fısıldadım kendi kendime.O an telefon çaldı.Ekranda “Bilinmeyen Numara” yazıyordu.Titreyen ellerimle açtım.Sessizlik.Sonra tanımadığım bir erkek sesi duyuldu:> “Demir hakkında konuşmamız gerek.”Sözler boğazımda düğümlendi.“Kim… kimsiniz siz?” diyebildim sadece.Adamın sesi soğuktu.> “Gerçekleri öğrenmek istiyorsan, akşam sekizde eski limana gel.”Telefon kapanınca kalbim sanki kabuğuna sığmayan bir kuş gibi çırpındı.Gerçekler… belki de artık öğrenme zamanıydı. Ama o “çok geç olacak” diyen ses hâlâ beni uyarıyordu. Saat sekize yaklaşırken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Ne akşam yemeği yiyebildim, ne de aklımı toparlayabildim. Aynada kendime baktım; gözlerim yorgun, ellerim hâlâ titriyordu.“Gitme,” diyordu içimdeki ses. “Ama gitmelisin,” diye yanıtladım onu fısıltıyla.Ceketimi alıp dışarı çıktım. Hava soğuktu, rüzgâr saçlarımı savuruyordu. Yağmur yeniden başlamıştı, sanki gökyüzü de benimle aynı şeyi hissediyordu: belirsizlik.Limanın ucuna vardığımda, sis neredeyse her yeri yutmuş gibiydi. Gemilerin halat sesleri, dalgaların kayalıklara çarpışı… Her şey ürkütücü bir sessizlik içindeydi.Tam o anda bir gölge belirdi. Uzun boylu bir adam yavaşça bana doğru yürüyordu.Kalbim hızlandı. “Demir mi?” dedim titreyerek.Ama o durdu, başını hafifçe yana eğdi.> “Demir seni korumak istedi,” dedi. “Ama her şey planlandığı gibi gitmedi.”Donup kaldım. “Kor… korumak mı? Neden? Kimden?”Adam başını iki yana salladı.> “Bu gece burada olmaman gerekiyordu,” dedi, sonra cebinden küçük bir zarf çıkardı.“Eğer onu hâlâ seviyorsan, bunu sabah aç.”Zarfı elime tutuşturdu ve arkasına bile bakmadan sisin içinde kayboldu.Ben orada, dalgaların arasında öylece kaldım. Kalbim, elimdeki zarftan daha ağırdı.Yağmur yüzümden süzülürken fısıldadım:“Demir, neyi benden gizledin?”O gece zarfı açmadım. Ama sabah olduğunda hayatım bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı…
Arkadaşlar beşinci bölümüde simdi yayınlıcam .


