İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 5

3. Bölüm

Sabah gözlerimi açtığımda başım zonkluyordu. Geceden kalma o garip his hâlâ içimdeydi. Demir’in sesi, gözlerindeki hüzün… Hepsi rüyamda bile peşimi bırakmamıştı.Telefonumu elime aldım. Ekranda bir mesaj bildirimi vardı. Kalbim hızla atmaya başladı.Demir: “Bugün seni okulda görebilir miyim?”Elim bir an dondu. Ne diyeceğimi bilemedim. Cevap yazsam mı, yoksa görmezden mi gelsem?Bir yanım “gitme” diyordu, diğeri “belki anlatamadığı bir şey vardır.”Hızlıca hazırlanıp okula gittim. Koridorda yürürken herkes kendi telaşındaydı ama ben sadece bir kişiyi arıyordum gözlerimle…Sonra onu gördüm.Demir, okulun bahçesinin köşesinde, duvara yaslanmış bana bakıyordu. Gözleri sanki dün geceki gibi değil, daha kararlıydı.Yanına gittim.“Sabah mesajını gördüm,” dedim sessizce.“Konuşmamız gerek,” dedi kısık bir sesle.“Ne hakkında?”“Beni dün gece dinlediğin için teşekkür ederim ama... bilmen gereken şeyler var Ayça.”Kalbim bir anda sıkıştı.“Ne demek istiyorsun Demir?”Demir derin bir nefes aldı, gözlerini bir anlığına kaçırdı.“Benim hakkımda duyacakların... hoşuna gitmeyecek.”

Demir’in yüzü ciddileşmişti. Gözlerindeki o güvenilir, sıcak ifade yerini bir gölgeye bırakmış gibiydi.Bir adım geri çekildim.“Ne duyacağım ki bu kadar kötü olsun?” dedim, sesim titreyerek.Demir gözlerini yere indirdi, bir süre sessiz kaldı.“Bazı şeyleri sana en başta söylemem gerekirdi. Ama… korktum.”“Benden mi?”“Hayır… geçmişimden.”O an içimden geçen tek şey şaşkınlıktı. Kalbim deli gibi atıyordu.“Demir, ben seni yargılamam. Ne yaşadıysan, artık geçmişte kaldı.”Başını iki yana salladı.“Keşke o kadar kolay olsaydı.”Sonra cebinden küçük, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı.“Bu… annem ve babam,” dedi.Fotoğraftaki çiftin yüzüne baktım; mutluydular ama arka planda dikkatimi çeken bir şey vardı: fotoğrafın köşesi yanmıştı, sanki biri kasıtlı olarak yakmıştı.“Demir, bu da ne?”“Yangında çekilmiş son fotoğrafları… o gün her şeyimi kaybettim.”“Yangın mı?”Başını yavaşça eğdi.“Evet… ve o yangında sadece ailemi değil, kendimi de kaybettim. İnsanlara güvenmeyi, ev hissini, her şeyi.”O an ne diyeceğimi bilemedim. Kalbim sıkıştı, boğazıma bir düğüm oturdu.Bir adım yaklaştım, elimle koluna dokundum.“Şimdi buradasın Demir. Ve yalnız değilsin.”Bir an sessizlik oldu. Sadece nefeslerimizin sesi duyuluyordu.Demir başını kaldırdı, bana baktı. Gözlerinde ilk kez bir parça umut gördüm.Ama o umut, bir anda yerini karanlığa bıraktı.“Elini çek Ayça… yakında anladığında sen de uzak durmak isteyeceksin.”

Ne demek istiyordu?Bir anlık sessizlikten sonra aramızdaki hava değişti. Gözlerinde bir yabancılık vardı artık.Ben bir şey söylemeden arkasını dönüp yürüdü. Sadece uzaklaşan adımlarının yankısı kaldı kulağımda.Okulun kalabalığında tek başıma kaldım. Herkes gülüyor, konuşuyordu ama benim için dünya sessizdi.O gün derslere girmedim. Sadece yürüdüm. Sanki attığım her adım Demir’in içindeki karanlığa biraz daha yaklaştırıyordu beni.Akşam eve geldiğimde abim odasında müzik dinliyordu. Ben sessizce kendi odama geçtim.Üstümü değiştirirken gözüm çalışma masama takıldı. Üzerinde bir kâğıt vardı.Ben bırakmamıştım.Titreyen ellerimle kâğıdı açtım.Üzerinde sadece birkaç kelime yazıyordu:> “Bazı şeyleri öğrenmek istemezsin Ayça. – D.”Kalbim hızla çarpmaya başladı.O an dışarıdan bir ses geldi.Camın kenarına yaklaştım. Sokak lambasının altında siyah bir araba vardı. Motoru çalışmıyordu ama biri direksiyonun arkasında oturuyordu.Perdeyi araladım, dikkatlice baktım…Ama o anda araba hareket etti ve karanlığa karıştı.O gece uyumadım.Demir’in sözleri, o not ve o araba… Hepsi birbiriyle bağlantılıydı.Sadece bir şeyi biliyordum:Bu hikâye artık basit bir tanışıklık değildi.Bir şeylerin başlangıcındaydım…Ve geri dönmek için artık çok geçti.

Demir’in yüzündeki ifade hâlâ gözlerimin önündeydi.“Elini çek Ayça… yakında anladığında sen de uzak durmak isteyeceksin.”Sanki o anda içime ince bir buz parçası saplandı.Bir süre öylece kaldım.Ne gitmek istedim, ne kalmak.Demir uzaklaştı; ben ise olduğu yerde donup kaldım.Ne demek istiyordu? Benden ne saklıyordu?O gün okulun geri kalanı sis gibiydi.Derslerde kim ne dedi, kim yanıma oturdu, hiçbirini hatırlamıyorum.Tek hatırladığım, defterimin köşesine çizdiğim o üç harf:D.Y.Sanki bu harfler bir sırdı ve ben onu çözmek zorundaydım.Akşam eve dönerken hava çoktan kararmıştı. Yağmur başlamış, ince damlalar saçlarıma karışmıştı.Kapıyı sessizce açtım, abim salondaydı.“Yine geç kaldın,” dedi aldırışsız bir sesle.“Biraz dersim uzadı,” diyebildim sadece.Yalan söylemek hiç bu kadar kolay olmamıştı.Odama girip üzerimi değiştirdim.Masama oturduğumda fark ettim; kitaplarımın arasında bir kâğıt vardı. Katlanmış, dikkatlice bırakılmış.Ben koymamıştım.Kâğıdı titreyen parmaklarımla açtım.> “Bazı şeyleri öğrenmek istemezsin, Ayça. – D.”Bir an kalbim duracak gibi oldu.Bu Demir’in yazısıydı, ama nasıl? Ne zaman bırakmıştı bunu?Evin kapısı kilitliydi, pencere de.Peki, nasıl girdi buraya?O anda dışarıdan bir ses geldi.Camdan baktım, sokağın ucunda siyah bir araba vardı.Farları kapalıydı ama içinde biri oturuyordu.Perdeyi araladım, biraz daha yaklaştım — tam o sırada araba aniden hareket etti ve karanlıkta kayboldu.Yutkundum. Ellerim soğuk, kalbim delicesine atıyordu.Telefonumu elime aldım, Demir’e mesaj yazmak istedim:“Buradaydın, değil mi?”Ama yazmadım. Çünkü içimde bir ses “o değildi” diyordu.O gece uyuyamadım.Yağmurun sesi, kalbimin ritmiyle karışıyordu.Kafamın içinde tek bir cümle dönüp durdu:“Gerçekleri öğrendiğinde… çok geç olacak.”

Arkadaşlar 4. Bölüm yakında sizlere beyenmeyi unutmayın emek veriyorum nolur.

Bölüm sonu

6 yorum