İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 49 · 2 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 49

47. Bölüm

‎Oda tekrar sessizliğe büründü. Sadece nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Demir’in parmakları hâlâ elimdeydi, sıkıca, hiç bırakmayacakmış gibi. O an, tüm dünyadan izole edilmiş gibiydik; dışarıdaki kaos, duman ve acı, hiçbir anlam ifade etmiyordu. ‎ ‎Yavaşça başımı kaldırdım, gözlerimizi bir kez daha kilitledik. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki, sanki atacak tek kalbimiz kalmıştı. ‎ ‎“Demir…” dedim kısık bir sesle, “sana yaklaşmak istiyorum… ama korkuyorum.” ‎ ‎O dudaklarını hafifçe araladı, yüzünde hem güven veren hem de hafif gülümseyen bir ifade vardı. “Korkmana gerek yok, Ayça. Ben buradayım. Hiçbir yere gitmeyeceğim.” ‎ ‎O sözleri duymak, içimde bir sıcaklık dalgası yarattı. Bir adım daha yaklaştım, başımı onun omzuna yasladım ve nefesimi onun boynunda hissettim. Demir de başını hafifçe bana doğru eğdi, elini omzumdan boynuma doğru kaydırdı. ‎ ‎“Seni korumak… değil,” fısıldadı, “sana dokunmak, yanında olmak istiyorum.” ‎ ‎O an gözlerimi kapadım. İçimde bir şeyler çözüldü, korkularım eridi, sadece güven ve huzur kaldı. Parmaklarımız hâlâ birbirine kenetliydi ve ben bunu hiç bırakmak istemiyordum. ‎ ‎Bir süre öylece kaldık. Zaman durmuş gibiydi. Sonra Demir, dudağımı nazikçe öptü. İlk temas kısa ama tarifsiz bir yoğunluk taşıyordu; tüm kaygılarımı, tüm endişelerimi bir anda silip götürdü. ‎ ‎Gözlerimi açtım ve Demir’e baktım. O da bana bakıyordu; gözlerinde sadece sevgi, endişe ve kararlılık vardı. ‎ ‎“Buradayım, Ayça… ve seni bırakmayacağım,” dedi, sesi fısıltıdan bile daha güvenli. ‎ ‎Ben de sadece başımı hafifçe salladım ve fısıldadım: ‎“Ben de… seni hiç bırakmayacağım.” ‎ ‎O an anladım ki, ne olursa olsun, birbirimizde bulduğumuz bu güven ve yakınlık, hayatımızdaki tüm fırtınalardan daha güçlüydü. ‎ ‎ ‎O gece hastane odasında zaman yavaşlamış gibiydi. Tüm ışıklar loş, dışarıdaki kaos sadece uzak bir uğultu gibi geliyordu. Demir koluma yaslanmış, başını hafifçe bana dayamıştı; ben de onun sıcaklığını hissederek, parmaklarını ellerimde tutuyordum. ‎ ‎“Nefesini hissetmek… yeter bana,” dedim fısıltıyla, başımı onun omzuna yaslayarak. ‎O dudaklarını kıvrarak hafifçe gülümsedi, nefesimi yavaşlatmak için derin bir nefes aldı. “Ben de senin yanındayken her şeyi daha kolay hissediyorum, Ayça,” dedi. ‎ ‎Gözlerimi kapattım, kalbimin her atışıyla onun varlığını içime çekiyordum. Parmaklarımız hâlâ birbirine kenetliydi; tek bir saniye bile kopmak istemiyordum. ‎ ‎“Demir…” dedim, biraz utangaç ama kararlı. “Sana yakın olmak… bana güç veriyor.” ‎O da başını hafifçe kaldırdı, alnımı kendi alnına yasladı. “Senin yanında olmak… benim için her şey demek, Ayça,” fısıldadı. ‎ ‎Bir süre sessizlik vardı, sadece nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Ardından yavaşça gözlerimi açtım; Demir’in bakışları gözlerimde kaybolmuştu. Kalbimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı, adeta içimde bir yangın yanıyor ama acı değil, huzur ve mutluluk doluydu. ‎ ‎“Bir süre böyle kalabilir miyiz?” diye sordum, sesi neredeyse duyulmayacak kadar hafif. ‎“Kalabiliriz,” dedi, gözlerindeki ciddiyet ve şefkatle. “Ben buradayım, Ayça. Hiçbir yere gitmiyorum.” ‎ ‎O an anlamıştım; ne duman, ne tehlike, ne de yara… hiçbiri bizi ayıramazdı. Sadece birbirimize sıkıca sarılmak, birlikte nefes almak yeterliydi. İyki onunla nişanlanmıştım. ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.