İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 48 · 2 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 48

46. Bölüm

‎Günün ilerleyen saatlerinde, birlikte geçirdiğimiz zaman daha da özel bir hâl aldı. Şehrin kalabalığından uzak, sessiz bir parkta yürümeye başladık. Ağaçların yaprakları rüzgârla hışırdıyor, kuşların sesi arada bir duyuluyordu. El ele tutuşmuş, sadece birbirimize odaklanmıştık. ‎ ‎Demir bir bankın önünde durdu ve bana döndü: ‎“Ayça… buraya oturalım mı? Biraz dinlenelim.” ‎ ‎Başımı salladım, onun yanına oturdum. Elleri hâlâ sıkıca ellerimdeydi. Göz göze geldiğimizde, sessizlik bir kez daha içimizdeki tüm korkuları silip, sadece güveni bırakıyordu. ‎ ‎“Biliyor musun, Demir,” dedim fısıltıyla, “seni kaybetmekten korktuğum anlar… aslında sana ne kadar çok ihtiyaç duyduğumu gösterdi.” ‎ ‎O başını hafifçe eğdi, alnımı alnına değdirerek cevap verdi: ‎“Ben de aynı şeyi hissediyorum, Ayça. Senin yanında olmak, bana her şeyi hatırlatıyor… hayatta en değerli şeyin ne olduğunu.” ‎ ‎Bir süre sessizce oturduk. Rüzgâr saçlarımızı okşarken, birbirimizin nefesini ve kalp atışlarını hissettik. Sonra Demir yavaşça bana yaklaştı, başını omzuma yasladı. Ben de ona sarıldım; sıcaklığı içime işledi, tüm endişelerim ve korkularım kayboldu. ‎ ‎“Buradayım, Ayça… hep yanında olacağım,” dedi, sesi fısıltıdan bile daha güvenli. ‎ ‎Ben de karşılık verdim, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu: ‎“Ve ben de… hep senin yanındayım, Demir.” ‎ ‎O an, parkta geçen birkaç dakika bile bize öyle bir huzur vermişti ki, hayatın tüm zorlukları, tehlikeleri ve kaygıları geride kalmıştı. Sadece biz vardık; birbirimize ait, güvenli ve özgür olmaktı . ‎ ‎ ‎Güneş yavaş yavaş batarken, parkta yürümeye devam ettik. Havanın altın rengi, ağaçların arasından süzülen ışıkla birleşiyor, her şeyi daha da büyülü bir hâle getiriyordu. Demir hâlâ elimi bırakmamıştı; parmaklarımız birbirine kenetlenmiş, sanki bu anı sonsuza kadar durdurmak istercesine sıkıydı. ‎ ‎Bir çim alanın kenarına geldik. Demir diz çökerek bana baktı, gözlerindeki ciddiyet ve sıcaklık birleşmişti. ‎“Ayça,” dedi yavaşça, “bütün bu kaosun, korkuların ve tehlikenin arasında… sana sarılmak bana hayat veriyor. Sen yanımdayken, hiçbir şeyden korkmuyorum.” ‎ ‎Kalbim hızlı hızlı çarptı. Dudaklarım titreyerek cevap verdim: ‎“Ben de… senin yanındayken her şey daha kolay. Sadece sen varsın ve bu yetiyor, Demir.” ‎ ‎Demir gülümsedi, başını hafifçe eğdi ve alnımı öptü. Parmakları yavaşça çeneme dokundu, gözlerime baktı: ‎“Sana sarılmak, bana her şeyden daha değerli geliyor. Bunu bilmeni istedim.” ‎ ‎Başımı hafifçe yana eğip omzuna yasladım. Sıcaklığı içime işledi, kalbimi rahatlatan bir huzur yayıldı. O an, tüm korkularım ve kaygılarım silinmişti; sadece mutluluk ve güven vardı. ‎ ‎“Buradayım… ve seni asla bırakmayacağım,” dedi Demir, sesi kararlı ve derin. ‎ ‎Ben de onu sıkıca sarıldım, gözlerimi kapatarak fısıldadım: ‎“Ve ben de… hep senin yanındayım.” ‎ ‎Güneş tamamen batarken, park sessizliğe gömüldü. Biz hâlâ el ele oturuyor, birbirimize yaslanmıştık. O an, hayatın tüm karmaşası, tehlikeleri ve kaygıları geride kalmıştı. Sadece biz vardık; birbirimize ait, güvenli ve özgür olmaktı. ‎ ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.