Güneş yavaş yavaş yükseliyordu; hafif bir ışık şehri aydınlatıyor, sokakları altın rengine boyuyordu. Demir’in koluna yaslanmış yürüyordum, adımlarımız uyum içindeydi. Ellerimiz hâlâ sıkıca kenetlenmişti; sanki hiç bırakmayacakmışız gibi. Bir kafeye rastladık, küçük ve sıcak bir yerdi. Demir durdu, bana baktı: “Bir kahve içelim mi? Huzurlu bir başlangıç olur.” Gülümsedim, başımı salladım. “Evet… yanında her şey daha güzel.” İçeri girdik. Masaya oturduğumuzda, Demir elimi hâlâ bırakmadı. Gözlerim ona takılıydı; her hareketi, her bakışı kalbimde bir sıcaklık yaratıyordu. Kahvelerimizi alırken, sessiz bir an yaşadık. Oda hafifçe kahve kokusuyla doluydu. Demir hafifçe eğildi, dudaklarına bir tebessüm yerleştirerek fısıldadı: “Biliyor musun Ayça… seni kaybetmekten korktuğum anlar, bana aslında seni ne kadar çok sevdiğimi gösterdi.” Kalbim hızla çarptı. “Ben de seni kaybetmekten korktum, Demir. Ama senin yanında… korkularım yok oluyor.” O an birbirimize yaklaştık. Başlarımız neredeyse birbirine değiyordu, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Demir yavaşça elimi alnına götürdü, hafifçe öptü ve gülümsedi. “Senin yanında olmak… her şeyden daha değerli.” Ben de karşılık verdim, başımı hafifçe onun omzuna yasladım. “Sana sarılmak… bana güç veriyor, Demir.” Kafenin sessizliğinde sadece birbirimizin varlığı vardı. Dışarıdaki dünya hâlâ dönüyordu ama bizim için zaman durmuş gibiydi. O an anladım; hayatın tehlikeleri, korkuları, acıları… hiçbir şey, birbirimize duyduğumuz güven ve sevgiden daha güçlü olamazdı. Demir gözlerime bakıp fısıldadı: “Her zaman… hep senin yanındayım, Ayça.” Ben de karşılık verdim, gülümseyerek: “Ve ben de… hep senin yanındayım.” Gün ilerledikçe, birlikte yürümek ve küçük şeylerden keyif almak bize tarifsiz bir huzur veriyordu. Sokaklarda el ele dolaşıyor, her bakışımızda birbirimize gülümsüyor, sessizce birbirimizin varlığını hissediyorduk. Demir bir anda durdu, bana baktı ve hafifçe gülümsedi: “Bak Ayça… sadece seninle olunca, dünyadaki her şey daha anlamlı geliyor.” Kalbim hızla çarptı. “Ben de öyle hissediyorum, Demir. Sen yanımdayken, korkularım yok oluyor, sanki hiçbir şey bizi etkileyemiyor.” Bir bankın önünde durduk. Demir beni hafifçe oturttu, kendi yanında çömeldi. Ellerimiz hâlâ sıkıca kenetlenmişti. Göz göze geldik, sessizlik içinde birbirimizi izledik. “Biliyor musun,” dedi Demir, başını hafifçe yana eğerek, “seni kaybetme korkum… aslında bana seni ne kadar çok sevdiğimi gösterdi.” Başımı hafifçe eğip gözlerimi kapattım. “Ben de… seni kaybetmekten korktum. Ama artık biliyorum ki, birbirimize sarıldığımız sürece hiçbir şey bizi ayıramaz.” O an Demir yavaşça bana yaklaştı, alnımı öptü. Sıcaklığı içime işledi, bütün kaygılarımı silip götürdü. “Her zaman yanında olacağım, Ayça,” fısıldadı. Ben de ona karşılık verdim, sesi kararlı ve içten: “Ve ben de… hep senin yanındayım.” Dışarıdaki dünya hâlâ dönüyordu, ama bizim için zaman durmuştu. Birbirimize sarılarak, ilk kez tüm tehlikelere rağmen huzuru ve güveni hissetmiştik.
Bölüm 47
45. Bölüm
