İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 46 · 2 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 46

44. Bölüm

‎Sabahın ilk ışıkları pencereyi yavaşça aydınlatmaya başladığında, hâlâ birbirimize sarılmış bir şekildeydik. Gözlerimi açtım; Demir hâlâ yanımdaydı, gözleri uykulu ama hâlâ dikkatli ve koruyucuydu. ‎ ‎Parmağımı onun elinden ayırmadan fısıldadım: ‎“Demir… dün gece, senin yanında olmak… her şeyi unutturdu.” ‎ ‎O gözlerimi kısarak bana baktı, dudaklarında hafif bir gülümseme vardı. “Ayça… sen yanımdayken her şey kolaylaşıyor. Senin varlığın, en zor anları bile aşmamı sağlıyor.” ‎ ‎Başımı yavaşça onun göğsüne yasladım, kalbini hissetmeye çalıştım. Atışı güçlüydü, ritmik… bana güven veriyordu. Parmaklarımız hâlâ birbirine kenetliydi, sanki hiçbir şey bu bağı koparamayacakmış gibi. ‎ ‎“Biliyor musun,” dedim fısıltıyla, “bu kadar yakın olmak… bana cesaret veriyor. Artık korkmuyorum.” ‎ ‎Demir başını hafifçe eğip alnımı öptü. “Senin yanında olmak, benim de en büyük cesaretim. Birlikteyken hiçbir şeyden korkmamıza gerek yok, Ayça.” ‎ ‎O anda odadaki sessizlik, dumanın, kaosun ve acının tüm izlerini silmiş gibiydi. Sadece biz vardık; kalplerimiz birbiriyle konuşuyor, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. ‎ ‎Ve Demir’in fısıldadığı o son söz, içimde yeni bir güç uyandırdı: ‎“Ne olursa olsun, seni bırakmayacağım. Söz veriyorum.” ‎ ‎Ben de gözlerimi kapatıp başımı onun omzuna yasladım. “Ben de… seni bırakmayacağım,” dedim. ‎ ‎O an anladım ki, ne yara, ne tehlike, ne de geçmişin acıları… hiçbir şey, aramızdaki bağın gücünü sarsamazdı. Sadece birbirimize sarılarak hayata devam edebilirdik. ‎ ‎ ‎O gün hastaneden çıkmak, küçük bir zafer gibi hissettirdi. Demir hâlâ kolumdan sıkıca tutuyordu; parmaklarımızın birbirine kenetlenmiş hali, içimde tarifsiz bir güven yaratıyordu. ‎ ‎Dışarı adım attığımızda soğuk hava yüzüme çarptı, ama Demir’in varlığı tüm üşümemi almıştı. Göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedi. “Güvendeyiz, Ayça,” dedi, sesi hem kararlı hem yumuşaktı. ‎ ‎Ben de gülümseyerek başımı salladım. “Evet… seninle her şey daha kolay.” ‎ ‎Yavaşça yürümeye başladık. Şehir henüz uyanmamıştı; sokaklar sessiz, hava serin ve temizdi. Her adımda, aramızdaki bağ daha da güçleniyordu. Bazen göz göze gelip gülümsüyor, bazen de sadece birbirimizin ellerini sıkıyorduk. ‎ ‎Bir bankın önünde durduk. Demir beni dikkatle oturttu, kendisi de yanımda çömeldi. Gözlerimizi birbirimizden ayıramıyorduk. ‎ ‎“Biliyor musun, Ayça,” dedi, başını bana doğru eğerek, “seni kaybetmekten korktuğum her an… aslında bana ne kadar değer verdiğimi gösterdi.” ‎ ‎Başımı hafifçe eğip ona baktım, gözlerim doldu. “Ben de seni kaybetmekten korktum, Demir. Ama artık… artık biliyorum ki, birbirimize sıkıca sarıldığımız sürece hiçbir şey bizi ayıramaz.” ‎ ‎O an, yavaşça ellerimizi birleştirdik ve başımızı birbirimize yasladık. Sessizce, birbirimizin nefesini dinleyerek oturduk. Dışarıdaki dünya hâlâ var ama önemi yoktu; sadece biz vardık, birbirimize ait. ‎ ‎Demir fısıldadı: “Sana bir söz veriyorum, Ayça… bundan sonra, ne olursa olsun… hep yanındayım.” ‎ ‎Ben de ona karşılık verdim, sesim kararlı ve içten: “Ve ben de… hep senin yanındayım.” ‎ ‎O an anladım; korkularımız, endişelerimiz, geçmişin yaraları… hepsi artık geride kalmıştı. Hayatımızdaki en güçlü silahımız, birbirimize duyduğumuz güven ve sevgi olmuştu. ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.