Sabahın ilk ışıkları pencereyi yavaşça aydınlatmaya başladığında, hâlâ birbirimize sarılmış bir şekildeydik. Gözlerimi açtım; Demir hâlâ yanımdaydı, gözleri uykulu ama hâlâ dikkatli ve koruyucuydu. Parmağımı onun elinden ayırmadan fısıldadım: “Demir… dün gece, senin yanında olmak… her şeyi unutturdu.” O gözlerimi kısarak bana baktı, dudaklarında hafif bir gülümseme vardı. “Ayça… sen yanımdayken her şey kolaylaşıyor. Senin varlığın, en zor anları bile aşmamı sağlıyor.” Başımı yavaşça onun göğsüne yasladım, kalbini hissetmeye çalıştım. Atışı güçlüydü, ritmik… bana güven veriyordu. Parmaklarımız hâlâ birbirine kenetliydi, sanki hiçbir şey bu bağı koparamayacakmış gibi. “Biliyor musun,” dedim fısıltıyla, “bu kadar yakın olmak… bana cesaret veriyor. Artık korkmuyorum.” Demir başını hafifçe eğip alnımı öptü. “Senin yanında olmak, benim de en büyük cesaretim. Birlikteyken hiçbir şeyden korkmamıza gerek yok, Ayça.” O anda odadaki sessizlik, dumanın, kaosun ve acının tüm izlerini silmiş gibiydi. Sadece biz vardık; kalplerimiz birbiriyle konuşuyor, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Ve Demir’in fısıldadığı o son söz, içimde yeni bir güç uyandırdı: “Ne olursa olsun, seni bırakmayacağım. Söz veriyorum.” Ben de gözlerimi kapatıp başımı onun omzuna yasladım. “Ben de… seni bırakmayacağım,” dedim. O an anladım ki, ne yara, ne tehlike, ne de geçmişin acıları… hiçbir şey, aramızdaki bağın gücünü sarsamazdı. Sadece birbirimize sarılarak hayata devam edebilirdik. O gün hastaneden çıkmak, küçük bir zafer gibi hissettirdi. Demir hâlâ kolumdan sıkıca tutuyordu; parmaklarımızın birbirine kenetlenmiş hali, içimde tarifsiz bir güven yaratıyordu. Dışarı adım attığımızda soğuk hava yüzüme çarptı, ama Demir’in varlığı tüm üşümemi almıştı. Göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedi. “Güvendeyiz, Ayça,” dedi, sesi hem kararlı hem yumuşaktı. Ben de gülümseyerek başımı salladım. “Evet… seninle her şey daha kolay.” Yavaşça yürümeye başladık. Şehir henüz uyanmamıştı; sokaklar sessiz, hava serin ve temizdi. Her adımda, aramızdaki bağ daha da güçleniyordu. Bazen göz göze gelip gülümsüyor, bazen de sadece birbirimizin ellerini sıkıyorduk. Bir bankın önünde durduk. Demir beni dikkatle oturttu, kendisi de yanımda çömeldi. Gözlerimizi birbirimizden ayıramıyorduk. “Biliyor musun, Ayça,” dedi, başını bana doğru eğerek, “seni kaybetmekten korktuğum her an… aslında bana ne kadar değer verdiğimi gösterdi.” Başımı hafifçe eğip ona baktım, gözlerim doldu. “Ben de seni kaybetmekten korktum, Demir. Ama artık… artık biliyorum ki, birbirimize sıkıca sarıldığımız sürece hiçbir şey bizi ayıramaz.” O an, yavaşça ellerimizi birleştirdik ve başımızı birbirimize yasladık. Sessizce, birbirimizin nefesini dinleyerek oturduk. Dışarıdaki dünya hâlâ var ama önemi yoktu; sadece biz vardık, birbirimize ait. Demir fısıldadı: “Sana bir söz veriyorum, Ayça… bundan sonra, ne olursa olsun… hep yanındayım.” Ben de ona karşılık verdim, sesim kararlı ve içten: “Ve ben de… hep senin yanındayım.” O an anladım; korkularımız, endişelerimiz, geçmişin yaraları… hepsi artık geride kalmıştı. Hayatımızdaki en güçlü silahımız, birbirimize duyduğumuz güven ve sevgi olmuştu.
Bölüm 46
44. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.