İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 44 · 2 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 44

42. Bölüm

‎ ‎ ambulansın kapısı açıldı. Soğuk bir hava yüzüme çarptı ama Ayça’nın elinin sıcaklığı hâlâ avuçlarımdaydı. Ne olursa olsun bırakmıyordu… sanki bırakırsa beni kaybedecekmiş gibi. ‎ ‎İçeri girer girmez hemşireler etrafımı sardı. Normalde böyle durumlarda sertleşir, kimsenin telaşını istemez, “İyiyim” deyip geçerdim… ama Ayça yanımdaydı. Bu yüzden her şeyi daha farklı hissediyordum. ‎ ‎“Komutanım, hemen odaya alıyoruz.” ‎“Kanama devam ediyor.” ‎ ‎Bunların hiçbiri umurumda değildi. ‎ ‎Tek bir şey düşünüyordum: ‎Ayça titremesin. ‎ ‎Odaya alındığımda hemşire bana “Siz dışarıda bekleyin” dediğinde Ayça’nın gözleri panikle açıldı. Eli bir anda benim elimi daha sıkı tuttu. ‎ ‎“Hayır… ben dışarıda beklemem. Demir’in yanında kalacağım.” ‎ ‎Hemşire şaşırdı. ‎Ben gülümsedim. ‎ ‎“Kalacak,” dedim kararlı bir sesle. “O benimle.” ‎ ‎Ayça bana öyle bir baktı ki… sanki tek nefesi bendeymiş gibi. ‎ ‎Yaraya dikiş atılırken Ayça yanıma oturdu. Elimi hiç bırakmadı. Doktorlar kolumla uğraşırken ben Ayça’nın gözlerini izledim. Her iğne girişinde kaşları çatılıyor, sanki acıyı benim yerime o hissediyordu. ‎ ‎“Demir…” dedi fısıltıyla. “Canın çok acıdı mı?” ‎ ‎Bir an bile düşünmeden cevap verdim: ‎ ‎“Sen yanımdayken hiçbir şey acıtmıyor.” ‎ ‎O an gözleri doldu. Yüzünü bana çevirdiğinde kalbim tuhaf bir şekilde sıkıştı. Çünkü bakışlarında sadece endişe değil… bir şey daha vardı. ‎ ‎O şeyin ne olduğunu biliyordum. ‎Ama adı söyleyince büyük bir gerçek olacaktı. ‎ ‎Doktorlar çıktıktan sonra odada sessizlik çöktü. Ayça derin nefes aldı, koluma sarılı bandajlara baktı. ‎ ‎“Seni böyle görmek…” dedi kısık bir sesle, “…içimi parçaladı.” ‎ ‎Başımı hafifçe yana eğip onu izledim. Yüzüne düşen saçlarını kaldıran o küçük hareket bile kalbimi yerinden oynattı. ‎ ‎“Ayça,” dedim yumuşacık bir sesle. “Böyle düşünme. Ben iyiyim. Buradayım.” ‎ ‎“Biliyorum,” dedi. “Ama ya o adam bıçağı daha derine saplasaydı? Ya yetişemeseydin? Ya—” ‎ ‎Sözünü kestim. Elimi kaldırdım, yanağını avucumun içine aldım. ‎O an durdu. Nefesi kesildi. ‎ ‎“Ya sen olmasaydın…” dedim. “Benim için asıl kabus buydu.” ‎ ‎Ayça’nın gözleri büyüdü. Dudakları titredi. ‎ ‎“Demir… sen…” ‎Sözleri tamamlayamadı. ‎ ‎Bense ilk defa korkmadan söyledim: ‎ ‎“Seni kaybetmekten korkuyorum, Ayça.” ‎ ‎Ayça’nın dudakları aralandı. Bir adım yaklaştı. Sanki kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. O kadar yakındı ki nefesini yüzümde hissedebiliyordum. ‎ ‎“Ben de…” dedi kısık bir sesle. “Ben de seni kaybetmekten çok korkuyorum.” ‎ ‎Bu cümle… bana dünyadaki tüm acıları unutturdu. ‎ ‎Ayça yavaşça başını omzuma yasladı. Kollarını bana sardığında… içimdeki tüm savaş, tüm gürültü sustu. İlk defa bu kadar huzurlu hissettim. ‎ ‎Onu korumak için değil… ona sarılmak için kollarımı kaldırdım. ‎ ‎Sadece fısıldadım: ‎ ‎“Buradayım Ayça… seni bırakmam.” ‎ ‎Ve o, göğsüme yaslanmış hâlde, gözlerini kapatarak tek bir kelime söyledi: ‎ ‎“Gitme.” ‎ ‎Kalbim o an… ilk kez gerçekten atmış gibi oldu. ‎ ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.