ambulansın kapısı açıldı. Soğuk bir hava yüzüme çarptı ama Ayça’nın elinin sıcaklığı hâlâ avuçlarımdaydı. Ne olursa olsun bırakmıyordu… sanki bırakırsa beni kaybedecekmiş gibi. İçeri girer girmez hemşireler etrafımı sardı. Normalde böyle durumlarda sertleşir, kimsenin telaşını istemez, “İyiyim” deyip geçerdim… ama Ayça yanımdaydı. Bu yüzden her şeyi daha farklı hissediyordum. “Komutanım, hemen odaya alıyoruz.” “Kanama devam ediyor.” Bunların hiçbiri umurumda değildi. Tek bir şey düşünüyordum: Ayça titremesin. Odaya alındığımda hemşire bana “Siz dışarıda bekleyin” dediğinde Ayça’nın gözleri panikle açıldı. Eli bir anda benim elimi daha sıkı tuttu. “Hayır… ben dışarıda beklemem. Demir’in yanında kalacağım.” Hemşire şaşırdı. Ben gülümsedim. “Kalacak,” dedim kararlı bir sesle. “O benimle.” Ayça bana öyle bir baktı ki… sanki tek nefesi bendeymiş gibi. Yaraya dikiş atılırken Ayça yanıma oturdu. Elimi hiç bırakmadı. Doktorlar kolumla uğraşırken ben Ayça’nın gözlerini izledim. Her iğne girişinde kaşları çatılıyor, sanki acıyı benim yerime o hissediyordu. “Demir…” dedi fısıltıyla. “Canın çok acıdı mı?” Bir an bile düşünmeden cevap verdim: “Sen yanımdayken hiçbir şey acıtmıyor.” O an gözleri doldu. Yüzünü bana çevirdiğinde kalbim tuhaf bir şekilde sıkıştı. Çünkü bakışlarında sadece endişe değil… bir şey daha vardı. O şeyin ne olduğunu biliyordum. Ama adı söyleyince büyük bir gerçek olacaktı. Doktorlar çıktıktan sonra odada sessizlik çöktü. Ayça derin nefes aldı, koluma sarılı bandajlara baktı. “Seni böyle görmek…” dedi kısık bir sesle, “…içimi parçaladı.” Başımı hafifçe yana eğip onu izledim. Yüzüne düşen saçlarını kaldıran o küçük hareket bile kalbimi yerinden oynattı. “Ayça,” dedim yumuşacık bir sesle. “Böyle düşünme. Ben iyiyim. Buradayım.” “Biliyorum,” dedi. “Ama ya o adam bıçağı daha derine saplasaydı? Ya yetişemeseydin? Ya—” Sözünü kestim. Elimi kaldırdım, yanağını avucumun içine aldım. O an durdu. Nefesi kesildi. “Ya sen olmasaydın…” dedim. “Benim için asıl kabus buydu.” Ayça’nın gözleri büyüdü. Dudakları titredi. “Demir… sen…” Sözleri tamamlayamadı. Bense ilk defa korkmadan söyledim: “Seni kaybetmekten korkuyorum, Ayça.” Ayça’nın dudakları aralandı. Bir adım yaklaştı. Sanki kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. O kadar yakındı ki nefesini yüzümde hissedebiliyordum. “Ben de…” dedi kısık bir sesle. “Ben de seni kaybetmekten çok korkuyorum.” Bu cümle… bana dünyadaki tüm acıları unutturdu. Ayça yavaşça başını omzuma yasladı. Kollarını bana sardığında… içimdeki tüm savaş, tüm gürültü sustu. İlk defa bu kadar huzurlu hissettim. Onu korumak için değil… ona sarılmak için kollarımı kaldırdım. Sadece fısıldadım: “Buradayım Ayça… seni bırakmam.” Ve o, göğsüme yaslanmış hâlde, gözlerini kapatarak tek bir kelime söyledi: “Gitme.” Kalbim o an… ilk kez gerçekten atmış gibi oldu.
Bölüm 44
42. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.