İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 43 · 5 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 43

41. Bölüm

‎Demirin anlatımından : ‎ ‎ ‎Ayça’nın nefesinin hızlandığını, arkamda nasıl titrediğini duyabiliyordum. Onu korumak için olduğum yerden bir santim bile kıpırdamamasını istiyordum. Çünkü önümde duran adamların amacı belliydi… ve onların niyeti benim için değil, Ayça içindi. ‎ ‎Onu asla onlara bırakmam. ‎ ‎Karanlıktan çıkan gölgeler görünce içimde eski bir şey uyandı; görev moduna geçtiğim o soğuk, hesap yapan, berrak tarafım. Ama bu kez farklıydı… Bu kez koruduğum şey sadece bir görev değildi. ‎ ‎Ayça benim hayatımdı. ‎ ‎Öndeki adamın alaycı sesi tüylerimi diken diken etti. ‎ ‎“Onu bize vereceksin.” ‎ ‎O an gözlerim istemsizce Ayça’ya kaydı. Arkama saklanmıştı, gözlerindeki korku yüzünden bilebiliyordum. Bu yüzden, sesimi sakince ama sert çıkardım: ‎ ‎“Kimseye hiçbir şey vermiyorum. Hele Ayça’ya asla dokunamazsınız.” ‎ ‎Bunu söylerken içimde bir sıcaklık yayıldı; bu sıcaklık öfke değildi… onu kaybetme korkusuydu. Uzun zamandır hissetmediğim bir şeydi. ‎ ‎Sonra adam hamle yaptı. ‎ ‎İlk hamlede Ayça’nın nefesi kesildi. Onu duydum. Bu ses beni benden aldı. İçimde bir şey koptu ve saldırıya geçen adama bütün gücümle karşılık verdim. Hareket ederken aklımda tek bir cümle vardı: ‎ ‎Ayça’ya dokundurmayacağım. ‎ ‎Diğer iki adam üzerime geldiğinde kolumu tutan darbeyi hissettim. Acı… vardı, evet. Ama Ayça’nın “Demir!” diye bağırması o acının üstüne bir çizik bile bıraktı. Çünkü o ses beni ayakta tutan sesin ta kendisiydi. ‎ ‎Bıçak kolumu sıyırdığında sıcak bir yanma hissettim. Ayça’yı korumak için kolumu çeken bendim; o yarayı bilerek göze almıştım. ‎ ‎Arkamda Ayça’nın titreyen sesi duyuluyordu: ‎ ‎“Demir… lütfen…” ‎ ‎O sesi duyunca her şey durdu. Adamı yere savurduğum an bir kez daha ona döndüm. Onu bu durumda görmek canımı yakıyordu. ‎ ‎“İyiyim,” dedim, nefes nefese. “Seni bırakmam.” ‎ ‎Son adamı yere düşürürken içimde tuhaf bir sakinlik oluştu. Karanlık yeniden çökerken bir anlığına Ayça’nın gözlerine baktım. Gözleri dolmuştu, yüzünde korku ve güven karışımı bir ifade vardı. ‎ ‎Onu kaybetmekten korktuğumu ilk kez bu kadar net hissettim. Ve o an karar verdim: ‎ ‎Ne olursa olsun her nefeste Ayça’nın yanında olacağım. ‎ ‎Elini tuttum, bu kez daha sıkı. Sanki dokunuşumla ona “bitti” demek istiyordum. ‎ ‎“Hadi Ayça…” dedim yumuşak bir sesle. “Artık çıkıyoruz.” ‎ ‎Ama içimde başka bir cümle daha vardı: ‎ ‎Ve ne olursa olsun… seni bir daha asla karanlıkta yalnız bırakmayacağım. ‎ ‎ ‎ ‎Ayça’nın elini tuttuğum an, parmaklarının ne kadar titrediğini hissettim. Bu titreme beni daha çok hırslandırdı… çünkü o korkuyu ona yaşatan her şeyin, her kişinin karşısına dikilmek istiyordum. ‎ ‎Çıkışa doğru adım atarken bir an dönüp arkamı kontrol ettim. Tehlike şimdilik yok gibiydi ama içimdeki asker temkinli olmayı bırakmıyordu. Ayça’nın nefesi kulağıma çarpıyordu; hızlı, düzensiz, korku dolu… ve ben onun bu hâlini görmekten nefret ediyordum. ‎ ‎“Az kaldı,” dedim ona. Sanki sesimle bile güven vermek ister gibi. ‎ ‎Sonunda ışığa çıktığımız o an… Ayça’nın kolumdan tuttuğunu hissettim. Gözleri kocamandı; dumanla karışan gözyaşları yüzüne çizgiler bırakmıştı. İlk işim ona dönmek oldu. ‎ ‎“Geçti,” dedim, yumuşak bir sesle. “Buradayım.” ‎ ‎Ama Ayça gözlerini bir türlü benden ayıramıyordu. Sanki “Gerçekten iyisin, değil mi?” diye bakıyordu yüzüme. Kolumdaki kanı fark ettiğinde gözlerinin içi acıyla doldu. ‎ ‎Elini hafifçe uzattı, parmakları titreyerek yarama dokunmaya çalıştı. ‎ ‎“Demir… kolun—” ‎ ‎Onu durdurmak için elimi onun eline koydum. O kadar narindi ki… tutsam kırılacak sanırdım. ‎ ‎“Önemli değil,” dedim. “Sen iyisin ya… bana bir şey olmaz.” ‎ ‎Ama bu sözleri söylerken bile içimde bir sızı vardı. Çünkü biliyordum… Ayça için korktuğum her an, benden bir parça eksiliyordu. ‎ ‎Tam o sırada birkaç asker ve sağlık ekibi koşarak yanımıza geldi. Beni tanıdılar, biri hemen “Komutanım!” diye bağırdı. ‎ ‎Ayça irkildi. Onu kendime doğru çektim. “Tamam,” dedim kulağına. “Korkma.” ‎ ‎Bir asker bana doğru koştu, “Komutanım iyi misiniz?” diye sorunca istemsizce sert bir bakış attım. ‎ ‎“Ben iyiyim,” dedim. “Ayça’ya bakın önce.” ‎ ‎Ayça bana şaşkınlıkla baktı. Sanki bunu beklemiyormuş gibi… sanki ben önce kendimi düşünecek biriymişim gibi. ‎ ‎Doktor ona doğru geldiğinde Ayça hemen başını iki yana salladı. ‎ ‎“Ben iyiyim… Demir’in koluna bakın önce.” ‎ ‎O an… içimde tuhaf bir şey oldu. ‎ ‎Bir sıcaklık. Bir rahatlama. Bir… sahiplenilme hissi. ‎ ‎Ayça’nın beni böyle sahiplenmesi… benim için canını bile hiçe sayacakmış gibi davranması… tarif edemeyeceğim bir şeydi. ‎ ‎“Ayça…” dedim yavaşça. “İyiyim dedim.” ‎ ‎Ama o gözlerindeki endişeyle bana baktı. ‎ ‎“Elin titriyor Demir… normal değil.” ‎ ‎Kendimi tutamadım. Gülümsemek zorunda kaldım. Aylar, yıllar sonra ilk kez böyle doğal bir şey hissettim. ‎ ‎Bir adım ona yaklaştım. Başını hafifçe ellerimin arasına aldım. ‎ ‎“Benim için endişelenmen… iyi geliyor biliyor musun?” ‎ ‎Ayça gözlerini kaçırdı. Yüzüme bile bakamadı. Sanki kalbi yerinden çıkacak gibiydi. ‎ ‎Ambulansın ışıkları üzerimize vururken, ona sadece bir cümle fısıldadım: ‎ ‎“Sen yanımdayken… hiçbir yara beni korkutmuyor, Ayça.” ‎ ‎ ‎Ambulansın kapısı açılırken Ayça’nın elini bıraktım… ama o benimkini bırakmadı. Sanki bırakırsa tekrar karanlığa düşecekmiş gibi sıkı sıkı tutuyordu. O an kalbimde bir şey yer değiştirdi. Ben hayatım boyunca çok kişi korudum… çok görev gördüm… ama ilk defa biri beni koruyor gibi hissediyordum. ‎ ‎Sağlık görevlisi koluma uzandı: ‎“Komutanım, kanama artmış—” ‎ ‎Ayça hemen araya girdi. “Dikkatli olun! Acıyor olabilir.” ‎ ‎Benim yerime o tepki verdi diye bir an duraksadım. Hafif bir nefes verdim. ‎ ‎“Ayça… gerçekten iyiyim,” dedim, ama sesi titreyen o kızın gözlerine bakınca cümle içimde yarım kaldı. ‎ ‎Ambulansa bindik. Ben bir kenara oturdum, Ayça tam karşımda. Dizlerinin titrediğini gördüm. Beni izlemekten gözünü bir saniye bile ayırmıyordu. ‎ ‎“Demir… az önce…” dedi sesi çatallaşarak, “… seni kaybetmekten o kadar korktum ki.” ‎ ‎Bu cümle beni olduğum yere mıhladı. ‎ ‎Kendimi ona doğru eğilirken buldum. Sanki söylediği o cümle, içimde yıllardır kilit altında tuttuğum bir kapıyı açmıştı. ‎ ‎“Ben de aynı şeyi hissettim,” dedim alçak bir sesle. “Sen düştüğünde, bir anda gözümün önünde kaybolduğunda… sanki dünyamdan bir parça gitmiş gibi oldu.” ‎ ‎Ayça'nın gözleri doldu. Gözyaşları yanaklarından akarken bile güzel görünüyordu. O an kolumdaki acı tamamen yok oldu. ‎ ‎İçimde sadece tek bir şey kaldı: ‎ ‎Onu bir daha böyle korkutmamak. ‎ ‎Sağlık görevlisi yarama pansuman yaparken Ayça’nın bakışları her hareketimi takip ediyordu. Bir ara onun elinin boşta kaldığını fark ettim. Ürperiyordu. ‎ ‎Elimi uzattım, parmaklarımı onun parmaklarına doladım. ‎“Titretiyorsun,” dedim yumuşakça. ‎ ‎Ayça başını öne eğdi. “Sana bir şey olacak sandım…” ‎ ‎Elimi sıkmasını hissettim. ‎ ‎“Bana bir şey olsaydı,” dedim, gözlerimi onun gözlerine dikerek, “senin yanında olmadan… senin sesini duymadan… senin elini tutmadan yaşamak istemezdim zaten.” ‎ ‎Ayça’nın nefesi kesildi. Gözleri büyüdü. Ben bile o sözleri söyleyeceğimi beklemiyordum… ama içimden geldi. Kafamdan değil, kalbimden. ‎ ‎Ambulans sarsılarak ilerlerken Ayça yavaşça yanıma sokuldu. Omzuna dokunduğumu hissedince başını göğsüme yasladı. ‎ ‎İlk defa… nefesim bu kadar huzurlu geldi. ‎ ‎Onu saçlarının üzerinden hafifçe öptüm. ‎“Yanımda olduğun sürece ben iyiyim.” ‎ ‎Ayça gözlerini kapattı. ‎“Hiç yanından ayrılmayacağım, Demir.” ‎ ‎ ‎ ‎ ‎

Bölüm sonu

3 yorum