Duman yavaşça dağıldıkça, Demir’in sesi netleşti. Yaklaştıkça, yüzündeki kararlılık ve aynı zamanda hafif bir endişe görebiliyordum. Ellerini uzattı, elleri sıcak ve güven vericiydi. “Birlikteyiz, Ayça. Sadece bana güven,” dedi, sesi alçak ama keskin bir şekilde titremiyordu. O an, etrafımızda zaman durdu gibi hissettim. Kalbim hem korku hem de umutla çarpıyordu. Demir’in gözlerindeki o sarsılmaz kararlılık, bana hayatım boyunca ihtiyaç duyduğum cesareti verdi. “Tamam… Sana güveniyorum,” fısıldadım. Ve o anda, dumanın arasında birbirimize daha da sıkı sarıldık. Biliyorum, bu gece zorluklarla dolu olacak, ama yanımızda birbirimiz olduğu sürece, hiçbir şey bizi yıkamazdı. Duman tamamen dağıldığında, etrafımızdaki manzara gözlerimin önünde netleşti: yıkılmış bir sokak, kırılmış camlar ve yerde dağılmış eşyalar… Her şey bir anda gerçek oldu. Demir bana sıkıca sarıldı, nefesini ensemde hissettim. “Burada güvende değilsin, Ayça. Hemen gitmemiz lazım,” dedi. Ama ayaklarım donmuş gibiydi; korku ve adrenalin birbirine karışmıştı. “Demir… ben… ben yanındayım,” dedim, titreyen bir sesle. O an, uzaklardan bir ses duyuldu. Düşmanın varlığı, sessizliği yırtarcasına ortalığı sardı. Demir bir adım öne çıktı, gözleri karanlıkta parlıyordu. “Ne olursa olsun… seni koruyacağım. Hazır ol!” Ve bir anda her şey hızlandı; dumanın içinden gölgeler beliriyor, adımlar yankılanıyor, kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. Dumanın içinden görgeler yaklaşırken, Demir ani bir hareketle önümde durdu, gövdesini kalkan gibi siper etti. “Arkamda kal!” diye bağırdı, sesi öfke ve kararlılıkla doluydu. Gözlerimi kırpmadan etrafı taradım; gölgeler hızla yaklaşırken kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Her adımda zeminin çatlaması, cam kırıkları altında çıkan sesler… Gerilim nefesimi kesiyordu. Demir bir elini belindeki silaha uzattı, diğer eliyle beni sıkıca tuttu. “Tamam, şimdi… hızlı olacağız. Takip et beni!” Beni kolumdan çekerek dar bir sokağa doğru yöneldi. Adımlarımız yankılanıyor, her köşe başında yeni bir tehlike olabileceğini hissediyordum. Yine de, onun yanımda olması, korkumu az da olsa hafifletiyordu. Ve o anda, bir gölge tam önümüze çıktı. Demir tereddüt etmeden göğsünü öne çıkardı, kararlılığı ve cesaretiyle karşısındaki tehlikeyi durdurur gibiydi. Gölge, neredeyse sessiz adımlarla üzerimize yaklaşırken, kalbim göğsümden fırlayacak gibi çarpıyordu. Demir, bir an bile tereddüt etmeden göğsünü öne çıkardı, gözleri keskin ve odaklanmıştı. “Arkama geç, Ayça!” dedi, sesi hem sert hem de koruyucuydu. O anda gölge ani bir hamle yaptı; Demir hızlıca bir adım geri çekildi ve elimden tuttuğu kolumla beni güvenli bir noktaya sürükledi. Göz göze geldiğimizde, sadece bir saniyelik bir bakışla birbirimizi anladık: Bu tehlike kolayca bitmeyecekti. “Seninle buradan çıkacağız… Söz veriyorum,” dedi, nefesi hızlı ama kontrolündeydi. Korku ile cesaret arasında gidip gelirken, onun kararlılığı bana güç verdi. Adımlarımızı sessizce ayarlayarak dar bir geçitten ilerledik. Duman hâlâ etrafı sarıyor, gölgeler kaybolup yeniden ortaya çıkıyordu. Her an tetikteydik; her ses, kalbimizin hızını artırıyordu. Ve işte o anda, uzaklardan gelen bir ışık parladı—bir umut ışığı mı, yoksa yeni bir tehlike mi, henüz bilmiyorduk. Demir’in “Hazır mısın?” diye fısıldadığı o an, zaman sanki ağırlaştı. Etrafımızdaki her ses, her gölge, her duman kıvrımı daha da belirginleşti. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken, Demir elimi bir kez daha sıktı. “Ben yanındayım,” dedi. “Koşacağız… üç dediğimde ” Başımı salladım. Avuçlarım terlemişti ama Demir’in dokunuşu her şeyi bastırıyordu. “Bir…” dedi yavaşça. Nefesim kesildi. “İki…” Dudaklarımı ısırdım, gözlerimi kapatıp cesaret toplamaya çalıştım. “Üç!” Demir beni hızla kendine doğru çekti ve birlikte koşmaya başladık. Ayaklarımızın altında kırılan camların sesi kulaklarımı dolduruyordu. Etrafta çakan ışıklar, gölgeler, insanların bağırışları… her şey birbirine karışıyordu. Demir, omzunun üzerinden arkasına baktı ve beni korur şekilde bedenini bana siper etti. “Birkaç metre kaldı!” diye seslendi. Ama o sırada… tam yanımızda bir şey patladı. İster istemez çığlık attım. Güçlü bir basınçla yere savrulacak gibi oldum ama Demir beni anında kavradı. Kollarının arasında, sarsıntıdan korunmuş halde kaldım. “İyisin, buradayım!” dedi hızlı hızlı nefes alırken. Gözlerimi açtığımda, yüzüme dökülen tozun arasından onun gözlerini gördüm. Bir an bile korkmamış gibiydi… sadece beni düşünüyordu. “Demir…” dedim titreyen bir sesle. “Sana bir şey oldu mu?” Cevap vermedi. Bunun yerine çenesini hafifçe kaldırıp kulağıma doğru eğildi. “Sen güvendesin mi? Önemli olan bu.” O an… kalbim daha fazla dayanamadı. Gözlerim doldu. “Demir… seni kaybetmekten korkuyorum.” Demir bir an durdu, bakışlarını gözlerime sabitledi. Elini yanağıma koydu. “Beni kaybetmeyeceksin. Bunu sana söz veriyorum.” Sonra beni ardına alıp, dimdik durarak devam etti: “Hadi Ayça… Bitti sayılır. Bir adım daha.” Ve ben… onun peşinden her adımı atarken, içimdeki korku yerini tek bir şeye bırakıyordu: Demir’e olan sonsuz güvenim. Demir’in arkasından ilerlerken ayaklarımın titrediğini hissediyordum ama pes etmeye niyetim yoktu. Onun varlığı, kollarının beni koruyan sıcaklığı hâlâ etrafımdaydı. Duman biraz daha azalmıştı; artık ileride loş bir ışık görünüyordu. “Orası çıkış,” dedi Demir, sesi nefes nefeseydi ama hâlâ güçlüydü. Tam adım atacakken, uzaktan bir ses duyuldu. Metal sürtünmesi… ardından ağır bir gölge. Demir bir anda durdu, kolunu açıp beni arkasına aldı. “Geri çekil Ayça,” diye fısıldadı. “Sakın önümden ayrılma.” Kalbim güm güm atıyordu. Nefesim kesilmişti. O gölge bize doğru yaklaşırken, Demir elini beline götürdü. Hareketleri hızlı ama kontrollüydü; tam bir asker gibiydi. “Demir… biri mi geliyor?” dedim kısık bir sesle. “Bilmiyorum,” dedi, bakışlarını karanlığa dikerek. “Ama ne olursa olsun seni korurum.” O sırada karanlıktan bir adam çıktı. Kir içinde, soluk soluğaydı. Üzerinden dumanlar yükseliyordu. Bizi görünce durdu, gözleri büyüdü. “Komutan Demir!” diye seslendi. “Herkes seni arıyor! Ayça’yı bulduğunu söyleyemedik—” Adam konuşmayı bile bitiremeden Demir ona yaklaştı. “Durum nedir?” diye sordu sert ama sakin bir tonda. “Alan temizleniyor efendim ama hâlâ küçük patlamalar olabilir. Çıkış güvenli!” Demir başını salladı ve hemen bana döndü. Gözleri yumuşamıştı, yüzündeki sert ifade sadece bir saniyeliğine silinmişti. “Duydun, Ayça… güvendeyiz.” Bu sözleri duyar duymaz göğsümde bir ağırlık çözüldü. Sanki saatlerdir tuttuğum nefesi o anda bırakabildim. Ayaklarımın altındaki zemin bile daha sağlam geliyordu. Demir bana elini uzattı. “Hadi,” dedi. “Bitti bu kabus.” Elini tuttum. Sıcaklığı avucuma yayılırken içimde bir şey kırıldı… ya da tam tersine, bir şey güçlendi. Adımlarımızı hızlandırdık. Işığa doğru yürürken içimdeki ses yeniden konuştu: “Demir yanındaysa… hiçbir karanlık seni yutamaz.” Ama tam çıkışa bir adım kala… Demir aniden durdu. Yüzündeki ifade değişti. Ciddi… endişeli… sanki bir şey hissetmiş gibiydi. “Demir?” dedim, kalbim yine sıkışarak. “Ne oldu?” Demir gözlerini karanlık tarafa çevirdi ve kısık bir sesle: “Bizim iş bitmedi galiba…” dedi. Devamı vakit bulursam atmaya çalışıcam arkadaşlar okul nedeniyle cuma akşamı ve cumartesi bölüm atıcam haberliniz olsun
Bölüm 42
40. Bölüm

