İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 42 · 5 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 42

40. Bölüm

‎Duman yavaşça dağıldıkça, Demir’in sesi netleşti. Yaklaştıkça, yüzündeki kararlılık ve aynı zamanda hafif bir endişe görebiliyordum. Ellerini uzattı, elleri sıcak ve güven vericiydi. ‎ ‎“Birlikteyiz, Ayça. Sadece bana güven,” dedi, sesi alçak ama keskin bir şekilde titremiyordu. ‎ ‎O an, etrafımızda zaman durdu gibi hissettim. Kalbim hem korku hem de umutla çarpıyordu. Demir’in gözlerindeki o sarsılmaz kararlılık, bana hayatım boyunca ihtiyaç duyduğum cesareti verdi. ‎ ‎“Tamam… Sana güveniyorum,” fısıldadım. ‎ ‎Ve o anda, dumanın arasında birbirimize daha da sıkı sarıldık. Biliyorum, bu gece zorluklarla dolu olacak, ama yanımızda birbirimiz olduğu sürece, hiçbir şey bizi yıkamazdı. ‎ ‎ ‎Duman tamamen dağıldığında, etrafımızdaki manzara gözlerimin önünde netleşti: yıkılmış bir sokak, kırılmış camlar ve yerde dağılmış eşyalar… Her şey bir anda gerçek oldu. ‎ ‎Demir bana sıkıca sarıldı, nefesini ensemde hissettim. ‎“Burada güvende değilsin, Ayça. Hemen gitmemiz lazım,” dedi. ‎ ‎Ama ayaklarım donmuş gibiydi; korku ve adrenalin birbirine karışmıştı. ‎“Demir… ben… ben yanındayım,” dedim, titreyen bir sesle. ‎ ‎O an, uzaklardan bir ses duyuldu. Düşmanın varlığı, sessizliği yırtarcasına ortalığı sardı. Demir bir adım öne çıktı, gözleri karanlıkta parlıyordu. ‎“Ne olursa olsun… seni koruyacağım. Hazır ol!” ‎ ‎Ve bir anda her şey hızlandı; dumanın içinden gölgeler beliriyor, adımlar yankılanıyor, kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. ‎ ‎Dumanın içinden görgeler  yaklaşırken, Demir ani bir hareketle önümde durdu, gövdesini kalkan gibi siper etti. ‎ ‎“Arkamda kal!” diye bağırdı, sesi öfke ve kararlılıkla doluydu. ‎ ‎Gözlerimi kırpmadan etrafı taradım; gölgeler hızla yaklaşırken kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Her adımda zeminin çatlaması, cam kırıkları altında çıkan sesler… Gerilim nefesimi kesiyordu. ‎ ‎Demir bir elini belindeki silaha uzattı, diğer eliyle beni sıkıca tuttu. ‎“Tamam, şimdi… hızlı olacağız. Takip et beni!” ‎ ‎Beni kolumdan çekerek dar bir sokağa doğru yöneldi. Adımlarımız yankılanıyor, her köşe başında yeni bir tehlike olabileceğini hissediyordum. Yine de, onun yanımda olması, korkumu az da olsa hafifletiyordu. ‎ ‎Ve o anda, bir gölge tam önümüze çıktı. Demir tereddüt etmeden göğsünü öne çıkardı, kararlılığı ve cesaretiyle karşısındaki tehlikeyi durdurur gibiydi. ‎ ‎ ‎Gölge, neredeyse sessiz adımlarla üzerimize yaklaşırken, kalbim göğsümden fırlayacak gibi çarpıyordu. Demir, bir an bile tereddüt etmeden göğsünü öne çıkardı, gözleri keskin ve odaklanmıştı. ‎ ‎“Arkama geç, Ayça!” dedi, sesi hem sert hem de koruyucuydu. ‎ ‎O anda gölge ani bir hamle yaptı; Demir hızlıca bir adım geri çekildi ve elimden tuttuğu kolumla beni güvenli bir noktaya sürükledi. Göz göze geldiğimizde, sadece bir saniyelik bir bakışla birbirimizi anladık: Bu tehlike kolayca bitmeyecekti. ‎ ‎“Seninle buradan çıkacağız… Söz veriyorum,” dedi, nefesi hızlı ama kontrolündeydi. ‎ ‎Korku ile cesaret arasında gidip gelirken, onun kararlılığı bana güç verdi. Adımlarımızı sessizce ayarlayarak dar bir geçitten ilerledik. Duman hâlâ etrafı sarıyor, gölgeler kaybolup yeniden ortaya çıkıyordu. Her an tetikteydik; her ses, kalbimizin hızını artırıyordu. ‎ ‎Ve işte o anda, uzaklardan gelen bir ışık parladı—bir umut ışığı mı, yoksa yeni bir tehlike mi, henüz bilmiyorduk. ‎ ‎ ‎ ‎Demir’in “Hazır mısın?” diye fısıldadığı o an, zaman sanki ağırlaştı. Etrafımızdaki her ses, her gölge, her duman kıvrımı daha da belirginleşti. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken, Demir elimi bir kez daha sıktı. ‎ ‎“Ben yanındayım,” dedi. “Koşacağız… üç dediğimde ” ‎ ‎Başımı salladım. Avuçlarım terlemişti ama Demir’in dokunuşu her şeyi bastırıyordu. ‎ ‎“Bir…” dedi yavaşça. ‎ ‎Nefesim kesildi. ‎ ‎“İki…” ‎ ‎Dudaklarımı ısırdım, gözlerimi kapatıp cesaret toplamaya çalıştım. ‎ ‎“Üç!” ‎ ‎Demir beni hızla kendine doğru çekti ve birlikte koşmaya başladık. Ayaklarımızın altında kırılan camların sesi kulaklarımı dolduruyordu. Etrafta çakan ışıklar, gölgeler, insanların bağırışları… her şey birbirine karışıyordu. ‎ ‎Demir, omzunun üzerinden arkasına baktı ve beni korur şekilde bedenini bana siper etti. ‎ ‎“Birkaç metre kaldı!” diye seslendi. ‎ ‎Ama o sırada… tam yanımızda bir şey patladı. İster istemez çığlık attım. Güçlü bir basınçla yere savrulacak gibi oldum ama Demir beni anında kavradı. Kollarının arasında, sarsıntıdan korunmuş halde kaldım. ‎ ‎“İyisin, buradayım!” dedi hızlı hızlı nefes alırken. ‎ ‎Gözlerimi açtığımda, yüzüme dökülen tozun arasından onun gözlerini gördüm. Bir an bile korkmamış gibiydi… sadece beni düşünüyordu. ‎ ‎“Demir…” dedim titreyen bir sesle. “Sana bir şey oldu mu?” ‎ ‎Cevap vermedi. Bunun yerine çenesini hafifçe kaldırıp kulağıma doğru eğildi. ‎ ‎“Sen güvendesin mi? Önemli olan bu.” ‎ ‎O an… kalbim daha fazla dayanamadı. Gözlerim doldu. ‎ ‎“Demir… seni kaybetmekten korkuyorum.” ‎ ‎Demir bir an durdu, bakışlarını gözlerime sabitledi. Elini yanağıma koydu. ‎ ‎“Beni kaybetmeyeceksin. Bunu sana söz veriyorum.” ‎ ‎Sonra beni ardına alıp, dimdik durarak devam etti: ‎ ‎“Hadi Ayça… Bitti sayılır. Bir adım daha.” ‎ ‎Ve ben… onun peşinden her adımı atarken, içimdeki korku yerini tek bir şeye bırakıyordu: ‎ ‎Demir’e olan sonsuz güvenim. ‎ ‎ ‎Demir’in arkasından ilerlerken ayaklarımın titrediğini hissediyordum ama pes etmeye niyetim yoktu. Onun varlığı, kollarının beni koruyan sıcaklığı hâlâ etrafımdaydı. Duman biraz daha azalmıştı; artık ileride loş bir ışık görünüyordu. ‎ ‎“Orası çıkış,” dedi Demir, sesi nefes nefeseydi ama hâlâ güçlüydü. ‎ ‎Tam adım atacakken, uzaktan bir ses duyuldu. Metal sürtünmesi… ardından ağır bir gölge. ‎ ‎Demir bir anda durdu, kolunu açıp beni arkasına aldı. ‎ ‎“Geri çekil Ayça,” diye fısıldadı. “Sakın önümden ayrılma.” ‎ ‎Kalbim güm güm atıyordu. Nefesim kesilmişti. O gölge bize doğru yaklaşırken, Demir elini beline götürdü. Hareketleri hızlı ama kontrollüydü; tam bir asker gibiydi. ‎ ‎“Demir… biri mi geliyor?” dedim kısık bir sesle. ‎ ‎“Bilmiyorum,” dedi, bakışlarını karanlığa dikerek. “Ama ne olursa olsun seni korurum.” ‎ ‎O sırada karanlıktan bir adam çıktı. Kir içinde, soluk soluğaydı. Üzerinden dumanlar yükseliyordu. Bizi görünce durdu, gözleri büyüdü. ‎ ‎“Komutan Demir!” diye seslendi. “Herkes seni arıyor! Ayça’yı bulduğunu söyleyemedik—” ‎ ‎Adam konuşmayı bile bitiremeden Demir ona yaklaştı. ‎ ‎“Durum nedir?” diye sordu sert ama sakin bir tonda. ‎ ‎“Alan temizleniyor efendim ama hâlâ küçük patlamalar olabilir. Çıkış güvenli!” ‎ ‎Demir başını salladı ve hemen bana döndü. Gözleri yumuşamıştı, yüzündeki sert ifade sadece bir saniyeliğine silinmişti. ‎ ‎“Duydun, Ayça… güvendeyiz.” ‎ ‎Bu sözleri duyar duymaz göğsümde bir ağırlık çözüldü. Sanki saatlerdir tuttuğum nefesi o anda bırakabildim. Ayaklarımın altındaki zemin bile daha sağlam geliyordu. ‎ ‎Demir bana elini uzattı. ‎ ‎“Hadi,” dedi. “Bitti bu kabus.” ‎ ‎Elini tuttum. Sıcaklığı avucuma yayılırken içimde bir şey kırıldı… ya da tam tersine, bir şey güçlendi. ‎ ‎Adımlarımızı hızlandırdık. Işığa doğru yürürken içimdeki ses yeniden konuştu: ‎ ‎“Demir yanındaysa… hiçbir karanlık seni yutamaz.” ‎ ‎Ama tam çıkışa bir adım kala… Demir aniden durdu. ‎ ‎Yüzündeki ifade değişti. Ciddi… endişeli… sanki bir şey hissetmiş gibiydi. ‎ ‎“Demir?” dedim, kalbim yine sıkışarak. “Ne oldu?” ‎ ‎Demir gözlerini karanlık tarafa çevirdi ve kısık bir sesle: ‎ ‎“Bizim iş bitmedi galiba…” ‎dedi. Devamı vakit bulursam atmaya çalışıcam arkadaşlar okul nedeniyle cuma akşamı ve cumartesi bölüm atıcam haberliniz olsun ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎

Bölüm sonu

2 yorum