Güvenli odada otururken kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. Demir yanımda, ellerim hâlâ onun ellerindeydi. Ama gözlerimiz ikimiz de kapıya kitlenmişti. Çünkü hepimiz biliyorduk… bu gece henüz bitmemişti. Kerem telsizden emir veriyordu: “İkinci saldırı ekibi tespit edildi. Hedefimiz Ayça’yı korumak. Hazır olun!” Birden dışarıdan hızlı adımlar ve metalik bir ses duyuldu. Duvardan yansıyan gölgeler hareket ediyordu. Kalbim sıkıştı. Demir hemen beni kendine çekti, gözlerindeki kararlılık bütün korkumu sildi: “Sakın kıpırdama, yanındayım.” Kapının arkasında bir tıkırtı… Ve ardından sert bir yumruk sesi geldi. “Aç kapıyı yoksa—” Kerem hızlıca kapıya yöneldi, askerler pozisyon aldı. Ama Demir, gözlerimi bana kitleyerek fısıldadı: “Ayça… seni asla yalnız bırakmam. Sadece bana güven.” O an bir şey fark ettim: korku hâlâ vardı ama yanında olmasının verdiği güç her şeyin üstündeydi. Derin bir nefes aldım, Demir’in koluna daha sıkı sarıldım. Kapı bir kez daha zorlandı, ama bu kez dışarıdan bağırışlar duyuldu: “Pes etme! Onu alacağız!” Demir hemen Kerem’e bağırdı: “Kerem! Güvenli odadan çıkacağız. Ona dokunmalarına izin vermeyeceğim!” Askerler hızlıca pozisyon aldı. Birden odanın ışıkları titredi, kapı açıldı ve örgütün iki üyesi içeri girdi. Ama tam o anda Demir… “Ayça, arkana bakma!” dedi ve ikimiz de yere sürüklendik. Ardından bir patlama sesi, kısa ama güçlü bir gürültü… Cam kırıldı, duman yükseldi. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Demir hemen önümde durdu, kolunu bana sardı. “Korkma… seni koruyacağım. Sadece bana güven,” dedi. O an anladım ki bu… sadece bir saldırı değil, bizim için gerçek bir sınavdı. Nişanlı olmak, birlikte olmak… artık sadece mutluluk değil, hayatta kalmak demekti. Dumanın arasında Demir bana bakarken, gözlerindeki kararlılık bütün korkumu sildi: “Ne olursa olsun… yanındayım, Ayça. Söz veriyorum.” Ve işte o an, kalbimde bir ses yankılandı: “Bu geceyi atlatacağız… ve her şey çok daha güzel olacak.”
Bir bölüm daha atıyorum simdi daha sonra vakit bulunca diğerlerini atıcam haberiniz olsun