Nişan yüzüğüm parmağımda hâlâ sıcaktı… Demir’in eli elimdeyken söylediği o cümle kulaklarımda dönüp duruyordu: “Kavuşmamız az kaldı Ayça. Bundan sonra ayrı evlerde değil… aynı hayatta, aynı nefeste olacağız.” O sözü öyle bir söylemişti ki, yüreğimin içine bir sıcaklık yerleşmişti. Ama şimdi, abimin arabasına binerken onu arkamda bırakmak… beklediğimden daha zordu. Demir bana son kez sarıldığında fısıldadı: “Görüşürüz nişanlım… söz, çok az kaldı.” Sanki o “görüşürüz”, bir veda değil de bir başlangıcın kapısıydı. Arabaya oturdum, kapı kapandı ve içimde hafif bir boşluk oluştu. Demir yolun kenarında durdu, arabamız uzaklaşırken gözlerini ayırmadan bana baktı. O bakış… “bekle” diyen, “güvende kal” diyen bir bakıştı. Emir abi iç çekti. “Valla kardeşim, sen evlenince ben yalnız kalacağım gibi geliyor,” diye takıldı. Gülümsedim ama gözlerim istemsizce doluyordu. “Daha aynı evde yaşayacağız Emir abi… öyle hemen bırakmıyorum seni,” dedim. Abim güldü. “İyi bari. Zaten sensiz yaşayamam ki.” Eve vardığımızda abimin sözleri, Demir’in vedası, parmağımdaki yüzüğün ağırlığı… hepsi bir anda üzerime çöktü. Kapıyı açtık, eve girdik. Işıklar kapalıydı ama ortam tanıdıktı, kokusu bile. Montumu çıkarıp derin bir nefes aldım. İşte tam o an… Sanki içime bir his doğdu. Bu gece sakin bitmeyecekti. Demir’in sesi kulaklarımda yankılandı: “Her şey çok yakında daha güzel olacak.” Kendimi o söze tutunurken buldum. Ama bilmediğim bir şey vardı. Bu gece… güzel olana giden yolun ilk adımıydı. Ve kapının arkasında, bizi bekleyen bir haber vardı. Bu haber… hem kalbimi titretecek, hem de Demir’le aramızdaki bağı bambaşka bir seviyeye taşıyacaktı. Evin sessizliği bana her zamankinden farklı geldi. Sanki duvarların arasında gizlenen bir fısıltı, bir ağırlık vardı. Ayakkabılarımı çıkarırken hâlâ Demir’in sıcak dokunuşunu hissediyordum. O “görüşürüz nişanlım” deyişi… kalbimin içini yumuşatmıştı. Tam salona geçecektim ki, Emir abi bir anda durdu. “Bir şey var…” diye mırıldandı. Gözlerim hemen abime döndü. “Ne oldu?” Abim salondaki masaya bakıyordu. Masanın üzerinde iki şey duruyordu: ✔ Üzerine AYÇA yazılmış beyaz bir zarf ✔ Küçük bir siyah telefon — bizim evde olmayan bir model Kalbim bir anda hızlandı. “Bu… bizim değil?” dedim. abim hemen telefonu eline aldı, ardından zarfı bana uzattı. “Önce sen aç.” Yutkundum. Parmaklarım titreyerek zarfı açtım. İçinden bir tane kağıt çıktı… ve kağıdın üzerindeki yazıyı okur okumaz dizlerimin bağı çözüldü: “Demir’in görevi resmen başladı. Senin güvende olman için bu evden dışarı çıkmaman gerekiyor. Bugün seni takip eden biri vardı. Bu telefon sadece acil durumlarda kullanılacak.” Altında imza yoktu. Sanki aceleyle yazılmıştı. Nefesim kesildi. “Ne demek bu? Kim takip etti beni?..” Tam o sırada telefon kendi kendine titredi. Ekranda arayan ismi yoktu. Sadece tek bir kelime yazıyordu: “Cevapla.” Emir abi telefonu elimden aldı. “Dur, ben bakarım.” Ama telefon ikinci kez titredi. Bu kez ekranda başka bir kelime belirdi: “Ayça.” Abim tereddüt etti… sonra telefonu bana geri verdi. “Bu seni istiyor.” Kalbim deli gibi atıyordu. Telefonu kulağıma götürdüm. “—Alo?” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra tanıdık ama gergin bir ses… “Ayça… sakin ol. Ben Kerem.” Demir’in komutanı. Damarlarımdaki kan çekildi. “Komutan Kerem? Neler oluyor? Demir iyi mi?!” Sesi ciddi, hızlı ve tedirgindi: “Demir iyi. Ama senin hakkında bilgi toplamaya çalışan biri var. Onun kim olduğunu öğrendik… ve bu iş sandığımızdan daha büyük.” Kalbim boğazıma tıkandı. Gözlerim doldu. “Ben… neden? Neden beni?” Kerem nefes aldı, sesindeki endişe tüylerimi diken diken etti: “Çünkü Demir… sandığından çok daha özel bir görevde.” O an dünya durdu. Dizlerim titredi, duvara yaslanmak zorunda kaldım. “Demir… bana bunu söylemedi,” dedim fısıltıyla. Kerem’in sesi bir anda yumuşadı. “Seni korumak istediği için söylemedi.” Gözyaşlarım aktı. “Peki şimdi ne olacak?” diye sordum. Kerem’in cevabı kapıdan gelen sert bir tıklamayla birlikte geldi: “Şimdi… sakın kapıyı açma Ayça. Biz geliyoruz.” Kapı bir kez daha sertçe çaldı. Bu kez dışarıdan derin, kalın bir erkek sesi duyuldu: “Ayça. Aç kapıyı. Konuşmamız lazım.” Ben donup kaldım. Telefon elimde titredi. Kerem’in sesi neredeyse bağırmaya yakındı: “Ayça! Sakın açma! O biz değiliz!” Ve o an… Bütün hikâye yeni bir karanlığın içine doğru çekildi. Kapıya vuran o sert ses yeniden yükseldi. Bu kez daha net, daha buyurgan: “Ayça. Aç kapıyı. Demir’le ilgili önemli bir şey var.” Tüylerim diken diken oldu. Telefon hâlâ kulağımdaydı; Kerem’in sesi panik doluydu. “Ayça, lütfen beni dinle! Kapıya yaklaşma bile. Adamın kim olduğunu bilmiyoruz.” Emir abi bir anda önümde durdu, beni geri itti. Gözleri ciddiydi, yüzü gerilmişti. “Ben bakarım,” dedi ama Kerem’in sesi hemen yükseldi: “EMİR! Sakın! Kapıdan uzak durun, pencereye bile yaklaşmayın! Ekibim beş dakika içinde orada olur.” Kapı yeniden yumruklandı. Bu kez daha öfkeyle. “Ayça! Aç şu kapıyı! Senden bir şey saklıyorlar!” Nefesim kesildi. Bacaklarım titredi, kulaklarım uğulduyordu. Abim hemen salonun ışıklarını kapattı, beni omzumdan tutup duvarın dibine çekti. “Bekle,” dedi. “Biraz sessiz ol.” Telefonu tekrar kulağıma götürdüm. Sesim titrerken konuştum: “Kerem… kim bu? Neden beni istiyor?” Kerem nefesini kontrol etmeye çalışarak cevap verdi: “Demir’in görevinde yer alan birini yakaladık. Üzerinden senin fotoğrafların çıktı.” Kalbim duracak gibi oldu. “Benim?.. Neden?!” “Çünkü Demir’i zayıf düşürmek için kullanabilecekleri tek şey sensin.” Gözlerim doldu, ellerim buz gibi oldu. Demir’in yüzü gözlerimin önüne geldi… Nişandaki gülüşü… Elimi sıkması… “Her zaman” deyişi… Kapı yine vuruldu. Bu kez daha yavaş, daha tehditkâr. “Ayça… beni tanıyorsun. Konuşmamız lazım…” Tanıyor muydum? Ses… evet… bir yerden tanıdıktı ama çıkaramıyordum. Tam o anda abim yerinden fırladı. “Bu ses…” diye fısıldadı. “Ben bunu bir yerden biliyorum.” Ben panikle abime döndüm. “Kim?” Abim kaşlarını çattı, kapıya doğru bir adım attı ve kulak kabarttı. Sonra gözleri büyüdü. “Bu… şey…” dedi kısık bir sesle. “Bu Demir’in eski timinden biri olabilir.” Telefonun diğer ucunda Kerem anında bağırdı: “EMİR! Uzaklaş kapıdan! O adamın adı Tahir. Disiplin cezası alıp timden atıldı. Tehlikeli. Çok tehlikeli!” Dizlerim boşaldı. Gözlerim karardı. Demir’in eski timinden atılan biri… kapımın önünde miydi? Kapı bu kez yavaşça tıklandı. Sanki benimle konuşur gibi: “Ayça… Demir seni koruyamaz artık.” O an içimde bir şey koptu. Hem korku, hem öfke, hem de kalbimi titreten bir çaresizlik. Tam o anda… Koridor bir anlığına aydınlandı. Arabaların farları cama vurdu. Kerem’in sesi yükseldi: “Ayça! Geldik! Kapıdan uzak durun! Saklanın!” Dışarıdan hızlı adımlar, telsiz sesleri, komutlar duyuluyordu. Kapının önündeki adam bunu fark etmiş olacak ki kapı kolunu öyle bir zorladı ki, neredeyse kırılacak sandım. Ben çığlık atmamak için dudaklarımı ısırdım. “Ayça! Aç kapıyı yoksa—” Cümlenin sonu gelmedi. Dışarıdan bir bağırış koptu. Ardından metalik bir ses, sonra boğuk bir gürültü. Derin bir sessizlik… Ardından Kerem’in sesi kapının diğer tarafından geldi: “Ayça, Emir… tamam. Tehlike etkisiz hale getirildi. Kapıyı açabilirsiniz.” Abim nefesini bıraktı, dizlerinin bağı çözüldü. Ben hâlâ titriyordum. Yavaşça kapıya yaklaştık. Abim kapıyı açtığında… koridorda üç asker, yerde kelepçelenmiş bir adam ve önde Kerem duruyordu. Kerem’in bakışları doğrudan bana döndü. Sesi yumuşaktı ama içindeki gerginlik gizlenemiyordu: “Seni artık daha iyi korumamız gerekecek Ayça. Çünkü bu… başlangıç.” Ben sadece yutkunabildim. Demir’in görevinden önce başlayan bu karanlık… şimdi beni de içine alıyordu. Kerem’in söylediği o son cümle sanki evin içindeki havayı daha da ağırlaştırdı: “Bu… başlangıç.” Boğazım düğümlendi. Demir’in beni korumak için sakladığı gerçeklerin, artık kapımın önünde duran biri tarafından kırılmaya çalışılması… aklımı altüst ediyordu. Kerem içeri girerken etrafı kontrol etti. Askerlerden ikisi dışarıda kalıp koridoru güven altına aldı, biri de içeri girip pencereleri kontrol etti. Emir abi ise hâlâ şoktaydı. Elini saçlarının arasından geçirdi. “Ben böyle bir şey olacağını hiç düşünmedim…” Kerem ona doğru döndü. “Hiçbirimiz düşünmedik,” dedi ciddi bir sesle. “Ama artık durum değişti.” Ben yavaşça salondaki koltuğa oturdum. Nefesimi düzeltmeye çalışırken Kerem yanımda çömeldi. “Ayça… iyi misin?” Gözlerim ona baktı ama sesim çıkmadı. Boğazımda bir düğüm vardı, konuşursam ağlayacaktım. Sadece başımı salladım. Kerem derin bir nefes aldı, sanki doğru sözleri seçmeye çalışıyordu. “Bak… sana bazı şeyleri artık söylemek zorundayım. Demir bunu senden saklamadı çünkü yalan söylemek istedi. Sana yük olmamak için sakladı.” Kalbim o an bir anlığına durdu. “Demir… neyi sakladı?” Kerem bana düz bir bakışla baktı. “Demir, özel harekât bünyesinde sıradan bir asker değil. O… hedef alınan bir ekibin içinde.” Yutkundum. Ellerim dizlerimin üzerinde sıkıldı. “Ne demek… hedef alınan bir ekip?” Kerem başını eğdi. “Siz nişanlandıktan sonra bu bilgi yayılmış olmalı. Demir’in artık bir zaafı olduğu… yani sen… çok hızlı öğrenilmiş.” Kalbim göğsümde sıkıştı. “Ben… Demir’e zarar gelsin diye mi beni arıyorlar?” Kerem yumuşak bir sesle: “Evet. Seni kullanıp onu çökertebileceklerini düşünüyorlar.” Bir an başım döndü. Gözlerim karardı. Demir’in o günkü bakışı, sessizliği, vedadaki tereddüdü… hepsi anlam kazandı. O beni korumak için susmuştu. Benim hayatım için. Bizim için. Gözlerim doldu. Kendimi tutamadım, Kerem konuşurken yaşlar yanaklarımdan sessizce süzüldü. Kerem devam etti: “Ayça… seni bu gece başka bir yere götürmemiz gerekiyor. Daha güvenli bir yere. Demir bunu bilsin diye de hemen haber göndereceğim.” O sözde yüreğim sıkıştı. “Hayır…” dedim sessizce. “Demir şimdi bunu duyarsa… kendini suçlar.” Kerem başını salladı. “Demir seni duyar duymaz daha çok dikkatli olur. Bu kötü değil.” O sırada bir asker kapıdan seslendi: “Komutanım, bölge temiz. Çıkış için hazırız.” Kerem ayağa kalktı. Sonra bana elini uzattı. “Ayça… artık seni daha sıkı koruyacağız. Demir’in tek isteği buydu.” Elini tuttum ama gözlerim kapıya gitti. Kapının ardında kelepçelenmiş adam başını kaldırıp bana baktı. O bakış… sanki beni tanıyor gibi soğuk ve keskin. Tüylerim ürperdi. Kerem fark etti, hemen kapının önüne geçti. “Merak etme. Sana dokunamayacak.” Ama tam o anda adam dudaklarını kıpırdattı. Ve bir fısıltı duyuldu: “Seni bulacaklar.” Emir abi öfkeyle ileri atıldı ama askerler onu tuttu. Kerem sert bir sesle bağırdı: “Konuşma!” Ama çok geçti. O söz içime bir ok gibi saplanmıştı. Kalkıp montumu aldım. Elim titriyordu ama kendimi topladım. “Gidelim,” dedim. “Sadece Demir’e zarar gelmesin.” Kerem başını salladı ve yol göstermeye başladı. Apartmanın karanlık merdivenlerinden inerken tek düşündüğüm şey vardı: Demir… Sen beni korumak için neleri göğüslüyorsun? Ve ben seni yeniden görene kadar neleri göğüsleyeceğim? Evin kapısından dışarı adım attığım anda… artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağını hissettim.
Bölüm 39
37. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.