Ev sessizliğe bürünmüştü. Dışarıdaki rüzgar hafifçe pencereye vuruyor, odanın içine ince bir uğultu gibi giriyordu. Ayça, koltuğun kenarında oturmuş, gözlerini Demir’den ayırmıyordu. İçinde hem merak hem heyecan hem de hafif bir hüzün vardı; her şey bir anda karmaşık duygulara dönüşmüştü. “Demir…” dedi sonunda, sesi biraz titrek ama meraklı. “Görev… gerçekten çok özel bir şey, değil mi? Bana anlatamadığın ama yaptığın şeyler… hep merak ettim.” Demir başını hafifçe eğdi, gözlerinde bir an hüzün belirdi. “Evet… özel bir şey. Ama bilmeni istediğim tek şey şu: ne olursa olsun, senin yanında olduğumda her şey biraz daha kolay oluyor. Ama sana detayları anlatamam, Ayça… çünkü bazı sırlar çok tehlikeli.” Ayça başını öne eğdi, gözlerinde merak ve hafif bir üzüntü karışımı vardı. “Demir… bazen neden böyle gizli kalmak zorunda olduğunu anlamak zor… Hem merak ediyorum, hem de… biraz üzülüyorum. Senin yüzünden mi, yoksa görev yüzünden mi… bilmiyorum.” Demir, yavaşça Ayça’nın elini tuttu ve ona bakarak gülümsedi; ama bu gülümsemede yorgunluk ve biraz da suçluluk vardı. “Senin üzülmeni istemem, Ayça. Ama görevimin doğası böyle… gizli ve bazen riskli. Sen yanımdayken, en azından bir şeyleri paylaşabiliyorum. Bu bile bana güç veriyor.” Ayça gözlerini Demir’in gözlerine dikti, kalbi hem heyecan hem de hüzünle çarpıyordu. “Demir… ben buradayım. Merak ettiğim her şeyi sorabilirim, değil mi? Ama bunu sana zarar vermeden yapmalıyım.” Demir hafifçe başını salladı, bakışları yumuşadı. “Evet… merakını sorabilirsin, ama bazı cevapları seni korumak için veremem. Bu yüzden biraz sabırlı olmalısın. Ama bil ki, her sorunu paylaşmak, yanında olmak… bana güç veriyor.” Ayça derin bir nefes aldı, kalbi hızla çarpıyordu. “Tamam… merakım var, heyecanım var… ve biraz da üzüntüm. Ama sen yanımda olduğun sürece… her şeyi atlatabiliriz.” Demir, ona hafifçe yaslanıp başını Ayça’nın omzuna dayadı. Sessizlik içinde birbirlerine sarılmış, hem gizemli hem de heyecanlı bir bağ kurmuşlardı. Dışarıda ne olursa olsun, o an sadece ikisinin dünyası vardı: gizem, merak, heyecan ve hafif bir hüzünle örülü, ama güçlü bir bağ. O akşam, evin sessizliğini sadece saat tiktakları bozuyordu. Ayça, hâlâ Demir’in omzuna yaslanmış, düşünceli bir şekilde gözlerini tavana dikmişti. Her şey sakin görünüyordu ama ikisinin de içinde hafif bir gerilim ve merak vardı. Tam o sırada Demir’in telefonu hafifçe titredi. Sessiz odada sesi daha da belirgindi. Demir telefonu aldı, kısa bir mesaj okudu ve gözleri hafifçe büyüdü. “Ne oldu?” diye sordu Ayça, heyecan ve endişe karışık bir sesle. Demir başını Ayça’ya çevirdi, hafif bir gülümseme takındı ama bakışlarında hâlâ ciddi bir ifade vardı. “Merak etme… acil bir durum yok. Sadece görevle ilgili yeni bir gelişme. Bugün müdahale etmem gerekmiyor ama bana biraz bilgi vermeleri gerekti.” Ayça dizlerini kucakladı, heyecan ve biraz da üzüntü karışımı hissetti. “Yani… demek ki senin görevin hâlâ devam ediyor. Ama şimdi değil. O zaman biz… biraz daha huzur bulabiliriz, değil mi?” Demir hafifçe başını salladı ve telefonu kapattı. “Evet… şu an için her şey kontrol altında. Ama bu tür mesajlar, görevimin her zaman aktif olduğunu hatırlatıyor. Yani heyecan ve merak da bitmiyor.” Ayça, onun elini daha sıkı tuttu ve hafifçe gülümsedi. “Demir… görev ne kadar gizli olursa olsun, ben yanında olacağım. Her mesaj, her haber… birlikte atlatırız.” Demir gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. “Senin bu sözünü duymak… inan bana, beni rahatlatıyor. Hem heyecan hem merak hem de biraz hüzün… hepsi bir arada olabilir, ama yanında olduğun sürece her şeyi göze alabilirim.” O akşam, evdeki sessizlik içinde, ikisi birbirine sıkıca sarıldı. Görev ve gizem hâlâ devam ediyordu, ama heyecan, merak ve hafif hüzün arasında oluşan bağları, her zamankinden daha güçlüydü.
Bölüm 35
33. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.