Apartmandan çıktığımızda gece soğuktu… ama içimdeki korku çok daha keskin, çok daha soğuktu. Kerem yanımda yürürken askerler etrafımızda koruma çemberi oluşturmuştu. Sanki bir anda hayatım… normal bir nişanlı kızın hayatı olmaktan çıkmış, bir operasyonun parçası olmuştu. Arabaya bindiğimde derin bir nefes aldım ama nefesim bile titriyordu. Emir abi yanımda oturuyordu, elimi sıkıca tutuyordu. “Merak etme,” dedi. “Bundan sonra kimse sana dokunamaz.” Keşke öyle kolay inanabilseydim… Kerem öne oturdu, emniyet kemerini takarken arkaya döndü: “Sizi güvenli eve götürüyoruz. Demir’e haber verilecek ama… zamanlaması hassas.” Kaşlarımı çatıp sordum: “Yani… şu an söyleyemeyecek misiniz?” Kerem derin bir nefes aldı. “Söylersek görevi riske girer. Ama onu bilgilendireceğim. Sadece, doğru şekilde.” O an kalbim sızladı. Demir’in bunu duyduğunda nasıl tepki vereceğini düşündüm… gözleri dolar mıydı? Öfkeden titrer miydi? Beni koruyamadığını düşünür müydü? Camdan dışarı bakarken içimden konuştum: Demir… lütfen kendini suçlama. Ben iyiyim. Seni bekliyorum. --- Güvenli eve vardığımızda, kapıda iki asker daha vardı. Ev dışarıdan normal görünüyordu. Sıradan bir apartman dairesi… Ama içeri girdiğimizde her şey farklıydı: Kameralar, kontrol panelleri, gözetleme sistemleri. Kerem kapıyı kapattıktan sonra bana döndü. “Burada güvendesin. Seni sadece birkaç kişi biliyor.” Başımı salladım. Ama içimde hâlâ bir huzursuzluk vardı. Emir abi odaları kontrol ediyordu. Bir yandan bana dönüp sürekli: “Her şey yolunda kardeşim. Korkma,” diyordu. Ama onun bile sesi normalden daha gergindi. Ben koltuğa oturup derin bir nefes almaya çalışırken Kerem karşıma oturdu. Yüzünde yıllardır gizlenen bir gerçeği söyleyecekmiş gibi bir ifade vardı. “Ayça… sana şimdi söyleyeceklerim çok önemli. Ve bu Demir’i anlaman için şart.” Kalbim hızlandı. O an bütün dikkatimi ona verdim. Kerem devam etti: “Demir’in görevi sıradan bir operasyon değil. Aylar önce açığa çıkarılan bir örgüt var. Bu örgütün başındaki kişiler, Demir’in timini hedef alıyor.” “Neden?” dedim kısık bir sesle. Kerem gözlerimi tutturan bir ciddiyetle konuştu: “Çünkü Demir o örgütün en kritik adamını yakalayan kişiydi.” Nefesim kesildi. “Yani… Demir yüzünden mi—” Kerem başını iki yana salladı. “Hayır Ayça. Demir sayesinde yüzlerce insan kurtuldu. Ama örgüt onu düşman ilan etti. Yakalayamadıkları tek şey… Demir’in zayıf noktasıydı.” Dudaklarım titredi. “Ben…” Kerem başını salladı. “Evet. Onlar seni buldu.” Elimi ağzıma kapadım. Gözlerim doldu. “Demir bunu bildiği için söylemedi. Seni korkutmak istemedi. Ama seni takip eden o adam… örgütün tetikçilerinden biri.” Tüm vücudum buz kesmişti. Sırtımdan soğuk ter aktı. O an… Kerem’in telsizi cızırdadı. Askerlerden biri acil koduyla konuştu: “Komutanım! Yakalanan adam sorguda konuştu. Örgüt Demir’in görevden dönmesini beklemiyor. Ayça’ya ulaşmak için ikinci bir ekip hazırlanmış.” Ben donup kaldım. Kerem’in yüzü anında gerildi. “Konumu?” diye sordu. Telsizden gelen cevap içimi paramparça etti: “Bu şehirdeler komutanım. Ayça’ya çok yakın bir noktadalar.” Nefesim kesildi. Bacaklarım uyuştu. Sanki yer ayağımın altından kaydı. Kerem hızlıca ayağa kalktı, askerler hareketlenmeye başladı. “Kimse dışarı çıkmasın! Güvenlik protokolü başlatılıyor!” Ben kalkmaya çalışırken sesim titredi: “Demir’i… Demir’i arayın! Bunu bilmesi lazım!” Kerem bana baktı. Gözlerinde hem acı hem kararlılık vardı. “Ayça… Demir aranıyor.” Yutkundum. “Ne zaman?” Kerem derin bir nefes aldı. “Şimdi.” Telefonunu çıkarıp bir numara çevirdi. O an zaman durdu. O an nefesim kesildi. Ve telefonun diğer ucunda… “Alo?” Demir’in sesi geldi. Titrek, yorgun, ama o tanıdığım sıcak tonuyla. O anda… her şey değişti. Telefonu kulağıma götürdüğümde kalbim deli gibi atıyordu. O tanıdık ses… Demir’in sesi… bir anda tüm korkularımı ve yorgunluğumu bir araya topladı. “Ayça… sen misin?” Sesi hem şaşkın hem de hafif telaşlıydı. “Evet… ben!” dedim, sesi titreyerek. “Demir… durumu öğrendik. Ben… ben güvenli bir yerdeyim ama…” Demir bir anda kesildi. Sesinde o tanıdığım sertlik vardı: “Ne oldu? Ayça, seni kimseye bırakmam. Nerdesin? Güvende misin?” Yutkundum. “Evet… şimdilik… Kerem ve askerler yanımda. Ama… birileri beni takip ediyordu. Hatta…” Sesimi kırarak devam ettim: “…yakalandı ve örgüt Demir’i hedef alıyor.” Demir’in nefesi kesildiği gibi bir sessizlik oldu. Sonra derin bir nefes aldı ve sesi titredi: “Ayça… bunu bana saklamış olamazsın! Ama… iyi ki iyisin. Söz veriyorum, seni korumak için… her şeyi yapacağım.” Gözlerim doldu. Yutkunup titreyerek fısıldadım: “Biliyorum… biliyorum… senin için… her şeyin farkındayım.” Demir’in sesi şimdi yumuşadı. “Yakında yanına geliyorum. Hiçbir yere gitme. Sadece bekle… söz veriyorum.” Telefonu kapattıktan sonra koltukta oturup kendime geldim. O anda anladım ki… bu sadece bir başlangıçtı. Kerem yanımda duruyordu. “Demir artık biliyor,” dedi. “Ve çok öfkeli olacak. Ama sana zarar vermelerine izin vermeyecek.” Abim yanımda oturuyordu, sessizce başını salladı. “Demir’in her şeyi kontrol edeceğine eminim,” dedi. “Sen sadece güçlü ol, Ayça.” O an içimden sessizce kendi kendime söz verdim: “Demir… ne olursa olsun seni bekleyeceğim. Ve yanında olacağım. Ne olursa olsun…” Dışarıda gece hâlâ karanlıktı ama ben artık bir şekilde güç bulmuştum. Çünkü biliyordum ki… ne kadar tehlikeli olursa olsun, Demir ve ben artık ayrılmayacaktık. Ama bilmediğim bir şey vardı… Kapının dışında hâlâ gölgesini hissettiğimiz o örgüt, geceyi sessizce izliyordu. Ve bir sonraki hamle, çok yakında gelmek üzereydi. Gece hâlâ karanlıktı ama içimde yeni bir kararlılık doğmuştu. Demir artık her şeyi biliyordu ve yanında olacaktı. Bu düşünce bile bana güç veriyordu. Kapının önünde askerler nöbet tutuyordu. Kerem yanımda dikilirken telsizinden ekiplere talimat veriyordu. Her şey kontrol altındaydı… ama kalbim hâlâ endişeyle atıyordu. Birden kapı çaldı. Bu kez ani, hızlı ve keskin bir sesle. Tüm askerler hemen silahlarını doğrulttu. Kerem sessizce işaret yaptı, kimse yaklaşmadı. Dışarıdan duyulan ses netti: “Ayça… biliyorum içeride olduğunu!” Yutkundum. Kerem derin bir nefes aldı. “Bu örgütün ikinci ekibi. Çok dikkatli olmalıyız.” Abim yanımda durdu, eli hâlâ benim elimdeydi. “Artık ben de varım, Ayça. Korkma,” dedi. Tam o anda telsiz cızırdadı. Kerem sesiyle konuştu: “Demir… seni bağladığımız koordinatlar üzerinden yönlendiriyoruz. Acele et. Ayça’yı güvenli bir noktadan al.” Kalbim deli gibi attı. “Demir… geliyordu… gerçekten geliyordu.” Dışarıda, kapının önünde gölgeler hareket etmeye başladı. Ama biz hazırdık. Askerler hızlıca pozisyon aldı, Kerem komut veriyordu. Ben koltuğa sıkıca yapışmış, nefesimi tutmuştum. O an kapının camında bir siluet belirdi. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Ve sonra… o tanıdık adım sesleri koridordan içeriye girdi: “Ayça…” Başımı kaldırdım. Gözlerimle onu aradım. Ve işte oradaydı… Demir, nişanlı yüzüğü hâlâ parmağında, gözleri beni arıyordu. O an bütün korkularım, bütün endişelerim… hepsi silindi. Sadece bir şey vardı: Demir yanımdaydı. Ve artık asla yalnız değildim. Demir bana yaklaştı, elimi tuttu ve gözlerime baktı. “Sana söz verdim Ayça… Her şey çok yakında daha güzel olacak.” Ben sadece gülümsedim, gözlerim dolu dolu. “Biliyorum… ve seni bekleyeceğim.” Kerem aramızdaki mesafeyi koruyarak hafifçe başını salladı. “Tamam… şimdi onu güvenli bir yere götürüyoruz. Ama her adımda dikkatli olmalısınız.” Demir bana sarıldığında, sadece bir nişanlı değil… aynı zamanda hayatımı koruyan adam olduğunu bir kez daha hissettim. Ama bilmediğimiz bir şey vardı… Kapının dışında hâlâ gölgeler vardı. Ve örgütün ikinci hamlesi… çok yakındı. Demir’in kollarında dururken içimde hem güven hem de kaygı vardı. Bir yandan yanında olmanın verdiği rahatlık… diğer yandan kapının dışında hâlâ gizlenen tehlike… Kalbim sürekli hızlı hızlı atıyordu. Kerem sessizce bize talimat veriyordu. “Harekete hazır olun. Bu eve ikinci ekip yaklaşabilir. Kimse paniğe kapılmasın.” Emir abi derin bir nefes aldı, gözleri kararlıydı: “Ayça… şimdi güçlü olma zamanı. Sadece beni dinle.” Arabaya bindik. Demir yanımda, ellerim ellerinde… her ikimiz de sessizdik. Sadece kalplerimizin aynı ritimde attığını hissedebiliyordum. Kerem telsizden sürekli koordinatları kontrol ediyordu. “Hedefin konumu sabit. Hareket etmeyin. Biz gelip alıyoruz.” Arabayı yavaşça, sessizce sürerken birden arka camdan bir gölge fark ettim. Bir araç… bizden kısa bir mesafede, yavaşça takip ediyordu. Kalbim sıkıştı. Demir hemen beni kendine çekti, korumaya aldı. “Sakın korkma Ayça. Yanındayım,” dedi fısıldayarak. Sesindeki kararlılık bana güç verdi. Kerem telsizden bağırdı: “Takipçilerimiz var! Hedefimizi kaybetmeyin. Savunma pozisyonu alın!” Bir anda arabamız yan sokağa kırdı, gizli bir geçitten içeri girdi. Işıklar, kameralar, güvenlik sistemleri… her şey planlıydı. Ve işte o an, güvenli eve vardık. Kapı açıldığında içeri girdik, askerler pozisyon aldı. Demir hâlâ yanımdaydı, gözleri beni tarıyordu. “Her şey yolunda, Ayça. Artık güvendesin,” dedi. Ben sadece başımı salladım, nefesimi toparlamaya çalıştım. Ama hâlâ bir şey vardı… kalbimin derinlerinde hissedilen bir titreme: “Bu sadece başlangıç…” Kapı arkasında hâlâ gölgeler vardı. Ve örgütün ikinci saldırı ekibi… çok yakındaydı. Kerem sessizce fısıldadı: “Şimdi seni güvenli bir odada tutacağız. Ama hazır ol… çünkü ikinci hamle çok yakında gelecek.” Demir bana sıkıca sarıldı, yüzünü alnıma dayadı. “Seni asla kaybettirmem, Ayça. Ne olursa olsun…” O an anladım ki; nişanlı olmanın, birbirimizi beklemenin ve aynı evde olmanın anlamı, sadece mutluluk değil… aynı zamanda birlikte hayatta kalmak için savaşmak demekti. Ve o an, kalbimde sessiz bir söz yankılandı: “Ne olursa olsun, birlikteyiz. Her şey çok yakında daha güzel olacak.”
Bölüm 33
31. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.