Saatler geçtikçe içimdeki umut büyüyor ama korkularım da aynı anda kabarıyordu. Yoğun bakım kapısına her yaklaştığımda kalbim daha da sıkışıyordu. Çünkü her an her şey değişebilirdi. Öğleden sonra doktor tekrar geldi. “Demir’in bilinci yüzeye çıkıyor,” dedi. “Bu, uyanmaya yaklaştığının göstergesi. Ancak acele etmemeliyiz.” Ayağa kalktım, dizlerim titredi. “Yanına girebilir miyim?” Doktor kısa bir tereddüt yaşadı, sonra başını salladı. “Beş dakikadan fazla değil.” İçeri girerken nefesim kesilmiş gibiydi. Makine sesleri arasında yürürken sadece onun yüzüne odaklandım. Yaklaştığım anda fark ettim… Kirpikleri hafifçe titreşti. Elimi avucuna koyarken fısıldadım: “Demir… ben geldim. Ayça.” Göğsümde büyük bir düğüm vardı. Başımı yatağın kenarına eğdim, yüzümü ona yaklaştırdım. “Beni duyuyorsan… bir kere hafifçe elimi sık. Sadece bir kere.” Bir an hiçbir şey olmadı. Sessizlik… Sonra hafif bir baskı. Parmaklarımın arasında çok net, çok gerçek bir sıkma. Nefesim kesildi, gözlerim doldu. “Tamam! İşte bu! Demir… beni duyuyorsun!” Sanki göz kapakları yukarı doğru kıpırdadı. Minicik bir hareket… ama benim için bir dünyaydı. Tam o sırada hemşire hızla içeri girdi. “Kalp ritminde artış var, lütfen fazla yaklaşmayın, onu yormayalım.” Geri çekilmek istemiyordum ama mecburdum. Hemşirenin eli omzumdaydı. “Merak etmeyin, bu çok iyi bir işaret.” Kapıdan çıkarken kalbim hâlâ yerinde değildi. Abim beni görünce ayağa fırladı: “Ne oldu? Ne oldu Ayça?!” Gözyaşlarımı silmeden konuştum: “abi… elimi sıktı. Beni duydu.” Emir’in gözleri büyüdü, omzuma vurdu. “Ben sana demedim mi? Uyanacak dedim!” Kollarımı kendime sarıp bir süre öyle durdum. Demir geri dönüyordu… Ve bunu hissediyordum. Ertesi sabah hastaneye geldiğimde içimde sanki fırtına durmuş, yerini büyük bir sessizlik almıştı. Ama bu sessizlik kötü değildi… Demir’in beni duyduğunu bilmek göğsümü hafifletmişti. Yoğun bakım kapısına yaklaştığımda hemşire beni görünce gülümsedi. “Bugün daha iyi. Uyanma belirtileri artıyor.” Kalbim hızlandı. “Girebilir miyim?” “Doktor birazdan izin verecek. Bekleyin.” Dakikalar geçmek bilmedi. Sonunda doktor geldi, dosyasını kapatıp bana döndü: “Ayça, hanım bugün onunla konuşabilirsiniz. Sesi tanıması yardımcı olur.” Sanki dünyam yerinden oynadı. “Yani… uyanacak mı?” Doktor gülümsedi: “Büyük ihtimalle bugün gözlerini açacak.” Nefesim kesildi. Ellerim buz gibi oldu. Demir… geri dönüyor. Kapı açıldı. İçeri adım attığım anda kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. O hâlâ yatıyordu ama yüzündeki kaslar hareket ediyordu. Kaşları arada bir titriyor, nefesi daha düzenli geliyordu. Yanına gidip elini tuttum. “Demir… ben geldim. Ayça.” Bir an göz kapakları titredi. Sanki çok uzaklardan duyuyormuş gibi… nefesi hızlandı. Yanağına doğru eğildim: “Bak… geldim. Hadi artık… gözlerini aç. Ben buradayım.” O an… Gözleri kıpırdadı. Sonra bir daha. Derin bir nefes aldı, kaşları hafifçe çatıldı. Sanki büyük bir karanlıktan çıkmaya uğraşıyordu. “Demir?” dedim fısıltıyla, sesim titriyordu. Ve… Yavaşça… çok yavaşça… Göz kapakları aralandı. Işık gözlerine vurunca hafifçe kısıldı. Ama sonunda… tamamen açıldı. Demir gözlerini açtı. Koyu renk gözleri benimkine odaklandı. Tanımaya çalışır gibi yavaş, bulanık ama gerçek bir bakış… Kalbim duracak sandım. Gözyaşım aktı. “Demir… beni duyuyor musun?” Dudakları hafifçe kıpırdadı. Bir müddet ses çıkmadı. Sonra kısık, çatallı bir fısıltı geldi… “…Ayça…” Dünya o anda yeniden kuruldu. Bütün acılar, korkular, bütün bekleyiş… bir anda eridi gitti. Ben eğilip alnını öptüm. “Tamam… tamam Demir. Buradayım. Gitmiyorum.” Monitör ritim veriyor, hemşireler hafif telaşlı ama mutluydu. Ama ben hiçbirini duymuyordum. Sadece onu… Geri gelmişti.
Bölüm 31
29. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.