26. Bölüm Karanlığın içi dalga dalga açılıp kapanıyordu. Bir sıcak… Bir soğuk… Bir ses… Bir sessizlik… Bedenim sanki bana ait değildi. Kolumda bir iğne, göğsümde ağır bir baskı, bacağımda yanma… Ama en çok nefes almaya çalıştığımda göğsümün bıçak gibi kesilmesi. Etrafımdan kesik kesik sesler geliyordu: “Kan basıncı çok düşük!” “Damar yolu kayboluyor!” “Tampon getir!” “Çabuk olun!” Birisi benim adımı söyledi ama kim olduğunu seçemiyordum. “Komutan Demir… dayan!” Dayanmaya çalıştım. Ama içimde bir boşluk vardı—tam göğsümün altında bir yer. Sanki biri orayı söküp almıştı. Sonra bir ses… Daha tanıdık. Daha yumuşak. Ayça. Sanki kulağımın yanında fısıldıyordu. “Demir… beni bırakma.” Gözlerimi açamadım ama onun sesini duydum. İmkânsızdı biliyordum, ameliyathaneye giremezdi. Ama zihnim onu çağırıyordu. Ayça’nın kokusu bile geldi burnuma. Saçlarının o hafif şampuan kokusu. Ve bir anda kendimi bir sahnede buldum. Ayça hastanenin önünde duruyordu. Mavi gökyüzü vardı. Üzerinde beyaz önlüğü. Gülümsüyordu. “Demir, geldin.” dedi. O an dizlerimin bağı çözüldü. Adım atmaya çalıştım, ama yere çakıldım. Ayça koştu, yanımda eğildi. “Demir… ne yaptın kendine?” dedi, sesi titriyordu. Elini yüzüme koydu. “Beni yalnız bırakma.” Tam eline dokunacakken görüntü karardı. Yerine ameliyathane ışıkları yandı. “Kalp ritmi düşüyor!” “Nabız 38!” “Şok hazırlayın!” Vücudum birden havalandı, sonra sertçe yere geri indi. Göğsüme bir elektrik akımı girdi. Flaş… Bir an yine Ayça vardı. Bu kez bana sarılıyordu. Yanaklarımdan öpüyordu. “Ben buradayım Demir… beni duyuyorsun, değil mi?” Elimi hareket ettirmeye çalıştım. —Ayça… Sesim çıkmadı ama içimden bağırdım. Ayça! Birden tekrar şok verildi. Göğsüm yandı. “Ritim geri geliyor!” “Devam edin, daha bitmedi!” Nefes almaya çalıştım ama her nefes ateş gibiydi. Karanlık geri çöktü. Ama bu kez içinde bir ışık vardı. Ayça’nın gözleri. Yalvarır gibi bakıyordu. “Demir… dön bana.” “Ne olur dön.” Son gördüğüm şey onun eli oldu. Elini uzattı. Ben de elimle ona uzanmaya çalıştım… Ama araya bir perde indi. Ve her şey tamamen sessizliğe gömüldü. Ayça’nın Ameliyathane Kapısındaki Saatleri Ameliyathane kapısının üzerindeki kırmızı ışık yanarken zaman durdu. Sanki dünya bir anda sessizleşti, nefes bile almayı unuttum. Sadece bir sandalye vardı kapının yanında. Ona oturmadım. Otursam kalkamayacakmışım gibi hissettim. Duvarın önünde ayakta kaldım. Ellerim birbirine kenetlendi. Tırnaklarım avuçlarımı acıtıyordu ama fark etmiyordum. Bir hemşire yanımdan geçerken mırıldandı: “Durumu kritikmiş…” Kritik. O kelime bıçak gibi kalbime saplandı. Derin nefes almaya çalıştım ama ciğerlerim çalışmıyordu sanki. Bir an gözüm ameliyathane kapısına takıldı. Demir o kapının ardındaydı. Kanlar içinde, nefes almaya çalışarak… Belki de gözleri kapalı, belki de bilinci kayıp… O an dizlerim titredi. Duvara dayanmak zorunda kaldım. “Lütfen…” dedim fısıltıyla. “Allah’ım ne olursun… Demir’i bana bağışla.” Gözyaşlarım sessizce akıyordu. Ağlamak bile içimi rahatlatmıyordu. Her gözyaşı kalbime biraz daha ağırlık ekliyordu. Kapıdan bir düzensiz hareket sesi geldi. Sanki içeride biri telaşla konuştu. Ben panikle kapıya yaklaştım. Kulak kabarttım. Bir şey duyamadım ama kalbim boğazıma sıkıştı. Komutan Aydın yavaş adımlarla yanıma geldi. Sesi normalde hep serttir, ama şimdi kırılmıştı. “Ayça.” dedi. “Burada beklemek zorundasın.” “Bekliyorum.” dedim, sesim buz gibi titriyordu. “Ama hiçbir şey yapamıyorum. Bu beni öldürüyor.” Komutan derin bir nefes aldı. “Demir güçlüdür. Onun gibi bir adam kolay kolay yıkılmaz.” Gözlerimi kapattım. Demir’in gülüşünü düşündüm. Gece bana sarılışını. “Senin adamınım.” deyişini. Sonra birden görüntü karardı. Helikopterin patlamasını düşündüm. O metalin altında sıkışmış halini… Göğsümdeki acı arttı. “Neden o?!” diye içimden bağırdım. “Neden hep o yara alıyor?!” Ama dışımdan sadece şu kelime çıktı: “Onu kaybedemem.” Komutan bir şey diyemedi. Sadece elini omzuma koydu. Saatler geçiyordu. Bir saat… iki saat… üç saat… Her dakikada biraz daha çöktüm. Bir ara sandalyeye oturdum. Ellerim buz kesmişti. Bileklerim titriyordu. Bir noktadan sonra gözyaşım bile kalmadı. Sonra… Ameliyathane kapısının ışığı söndü. O an kalbim durdu sandım. Nefesim boğazımda düğümlendi. Kapı açıldı. Doktor çıktı. Üzerinde ameliyat kanı vardı. Yüzü ciddi, ifadesi ağırdı. Ayaklarım beni zor taşırken ona doğru yürüdüm. “Demir… nasıl?” dedim kısık bir sesle. Kelime bile çıkmıyordu. Doktor derin bir nefes aldı. “Ameliyat bitti.” dedi. “Demir hayatta… ama—” Ama… O kelime beni paramparça etti. “Durumu çok kritik. İlk 24 saat her şeyi değiştirebilir.” Dünya başıma yıkıldı. Ama yine de nefes aldım. Hayattaydı. Nabzı atıyordu. Demir yaşıyordu. Bu bana yetti. “Onu görmek istiyorum.” dedim. Doktor tereddüt etti. Sonra başını salladı. “Birazdan alacağız.” Ben kapıya bakarken içimden sadece bir cümle geçti: “Demir… lütfen, gözlerini aç.
Bölüm 28
26. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.