Demir’in kapıyı çarpıp çıktığı o anı hâlâ unutamıyorum. Aramızdaki gerginlik ilk kez bu kadar büyümüştü. İçimde hem kırgınlık hem de tarifsiz bir korku vardı… Sanki onu bir daha göremeyecekmişim gibi.O gece hastane odasının ışığını bile kapatmadım. Onun kokusu hâlâ üzerimdeydi… Ellerini çekip gitmesi, gözlerindeki öfke değil, kırgınlık beni en derinden yaralamıştı.Telefonum titreşti.Demir: “Aşağıdayım.”Sanki biri kalbimi yerinden söküp bana geri koydu. Hızla koşarak aşağı indim. O, kapının önünde sırtını duvara yaslamış, başını kaldırmadan beni bekliyordu. Üzerindeki yağmur damlaları yüzünden daha da soğuk görünüyordu.Yanına yaklaştığımda yalnızca bir cümle kurdu:“Bir daha beni böyle bırakma, Ayça.”Sesi kırılmıştı.Ben hiçbir şey diyemedim, sadece ona sarıldım. Göğsüme başını koyduğum an sanki dünyadaki tüm fırtınalar durdu.“Demir… ben senden kaçmadım. Sadece korktum.”“Benden mi?” diye sordu.Başımı iki yana salladım.“Hayattan… seni kaybetmekten… görevlerinden… kendimden bile.”Demir çenemi tutup yüzümü kaldırdı.“Ben buradayım. Ve gitmiyorum. Ama sen de savaşmayı öğreneceksin Ayça.”Sözleri içime işledi.O an anladım… Biz ne kadar kavga edersek edelim, ne kadar uzaklaşsak da birbirimize dönmekten vazgeçmeyecektik.Demir elimi tuttu, parmaklarımı parmaklarının arasına yerleştirdi.“Yarın bir görevim var.” dedi.İçime bir ürperti oturdu. Her görev kelimesini duyduğumda nefesim kesiliyordu.“Dönecek misin?” dedim istemsizce.Gülümsedi. “Her zaman döndüm, yine dönerim. Çünkü artık bir sebebim var.”Kalbim hızlandı.“Ne sebebi?” dedim.“Sen.”Gözlerim doldu, ama saklamaya çalıştım. Demir bunu fark edip kaşlarını kaldırdı, saçlarımı geriye itti.“Ağlama Ayça, ben buradayım.”O gece uzun uzun konuştuk. Kırgınlıklarımızı, korkularımızı, hatta en sakladığımız hisleri bile masaya döktük.Ve sonunda, birbirimize daha sıkı bağlandık.Ama içimde bir his vardı… Bu görev diğerlerinden farklı olacaktı.Demir’in söyledikleri içimi ısıtmıştı ama yine de içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Sanki bir fırtına yaklaşacakmış gibi… Demir konuşurken yüzüne dikkatle baktım. Normalde görevden bahsederken gözleri kararlı olurdu, ama bu kez başka bir şey vardı. Gizlediği bir şey. Bana söylemek istemediği bir detay.“Demir… bu görevde bir şey var değil mi?” diye sordum.Benden kaçmadı ama hemen cevap da vermedi. Yutkundu, gözlerini yere indirdi.“Bazen her şeyi anlatamam Ayça. Sana zarar gelsin istemem.”O an içimden bir şey koptu.“Ben artık çocuk değilim Demir.” dedim. “Gerçeği bilmezsem daha çok korkuyorum.”Nefes aldı, sonra derin bir sessizlik oldu. En sonunda başını kaldırıp bana baktı.“Bu görev… normal bir görev değil. Komutan özellikle benim gitmemi istedi.”Kalbim sıkıştı.“Kritik bir şey mi?”“Evet. Ama merak etme, ekip sağlam. Sadece…”Durdu. Yanıma bir adım yaklaştı.“Sadece senin korkmanı istemedim.”Elimi tuttu, başparmağıyla avucumu okşadı.“Beni son kez böyle uğurlar gibi bakma Ayça.” dedi.Sesinde hafif bir titreme vardı.Ben de onun elini daha sıkı tuttum.“Öyle bakmam. Çünkü döneceğini biliyorum.”Demir gülümsedi. Bu seferki gülüşü yorgundu.Sonra beni arabanın yanına kadar götürdü. Kapıyı açmadan önce durdu, saçımı omzumun arkasına attı.“Ben yokken kendine dikkat edeceksin. Uykunu alacaksın. Hastanede fazla yorulmayacaksın. Anlaştık mı?”“Komutan gibi konuşuyorsun.” dedim gülerek.“Ben senin komutanın değilim.”Eğilip alnımı öptü.“Ben senin adamınım.”Gözlerim yine doldu ama bu sefer saklamadım. Demir yüzümü ellerinin arasına aldı.“Ayça… seni seviyorum.”Bu kez ilk kez bu kadar net söyledi.Kalbim yerinden çıkacak sandım.“Ben de…” dedim fısıltıyla.“Seni seviyorum Demir.”Demir bir anda bana sarıldı, sanki uzun bir yolculuğa gidiyormuş gibi… Sanki beni uzun süre göremeyecekmiş gibi.Sonra araca bindi. Motorun sesi kulaklarımda yankılandı.Gözümün önünden gidişini izlerken içimdeki huzursuzluk iyice büyüdü.Demir uzaklaşırken tek bir şey hissettim:Bu görev… her şeyi değiştirecek.
Yarın kısmet olursa devamı geliyor kaçılmayın sadece 25. Bölüm olarak gelicek