İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 24 · 3 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 24

22. Bölüm

22. Bölüm – Uyanış ‎ ‎Helikopterin kapısı açıldığında Ayça’nın kalbi neredeyse duracaktı. ‎Demir, sedyede bilincini kaybetmişti. ‎Yüzü solgun, elleri buz gibiydi ama göğsü hâlâ inip kalkıyordu. ‎Ayça bunu gördükçe içinden dua etti, defalarca… ‎ ‎> “Ne olur… bana bir kez daha bak.” ‎ ‎ ‎ ‎Hastane koridoru, acil adımların yankısıyla doluydu. ‎Doktorlar telaşla Demir’i ameliyathaneye götürürken, Ayça sadece arkasından koştu. ‎Kapı kapandığında duvarın dibine oturdu. ‎Artık beklemekten başka çaresi yoktu. ‎ ‎Saatler geçti. ‎Gözleri kapıya kilitlenmişti. ‎Bir an bile yerinden kıpırdamadı. ‎Yanına gelen Emir eline bir bardak su uzattı. ‎ ‎> Emir: “İyi olacağız Ayça. O güçlü biri.” ‎Ayça: “Güçlü ama… çok yorgun, Emir.” ‎ ‎ ‎ ‎Kapı açıldığında kalbi yerinden çıkacak gibiydi. ‎Doktorun yüzündeki yorgun tebessümle nefes aldı sonunda. ‎ ‎> “Durumu stabil. Şimdi sadece dinlenmesi gerekiyor.” ‎ ‎ ‎ ‎Ayça gözyaşlarına hakim olamadı. ‎Hızla odaya girdi. ‎Demir, beyaz çarşafların arasında sessizce yatıyordu. ‎Solgun ama huzurlu… ‎Sanki yıllar sonra ilk kez güvende gibiydi. ‎ ‎Ayça yanına oturdu, elini tuttu. ‎Avuçlarının sıcaklığı geri dönmeye başlamıştı. ‎ ‎> “Sen bana söz vermiştin, hatırlıyor musun? ‎Döneceğim demiştin… ‎Ve gerçekten döndün.” ‎ ‎ ‎ ‎Demir’in parmakları hafifçe hareket etti. ‎Gözkapakları titredi. ‎Bir süre sonra o tanıdık ses yankılandı, kısık ama net: ‎ ‎> “Ayça…” ‎ ‎ ‎ ‎Ayça’nın boğazında düğümlenen kelimeler bir anda taştı. ‎ ‎> “Buradayım Demir. Gitmiyorum. Artık hiçbir yere gitmiyoruz.” ‎ ‎ ‎ ‎Demir, yorgun bir tebessümle gözlerini açtı. ‎ ‎> “Beni bulacağını biliyordum…” ‎“Çünkü kalbim hiç bırakmadı seni.” ‎ ‎ ‎ ‎O an odada sadece kalp monitörünün sesi duyuluyordu. ‎Her bip sesi, ikisinin de yeniden hayata tutunduğunu hatırlatıyordu. ‎ ‎Ayça başını onun omzuna yasladı. ‎İlk kez, korkusuzca gülümsedi. ‎Çünkü bu defa hikâyeleri yarım kalmamıştı. ‎Sadece yeniden başlamıştı. ‎ ‎ ‎ ‎Demir’in göz kapakları ağır ağır aralandı. ‎İlk başta bulanıktı her şey; odadaki ışık, cihazların bip sesleri… ama en çok da Ayça’nın gözleri netti. ‎Onun bakışı, hem tanıdık hem de huzur vericiydi. ‎ ‎> Demir (zorlukla): “Ayça… sen… gerçekten buradasın mı?” ‎Ayça (gülümseyerek, gözleri nemli): “Hep buradayım Demir. Seni bırakmadım, bırakmayacağım.” ‎ ‎ ‎ ‎Demir, parmaklarını hafifçe hareket ettirerek Ayça’nın elini tuttu. ‎ ‎> “Üzgünüm… sana endişe verdim.” ‎“Bırak endişeleri, önemli olan senin hayatta olman. Hâlâ buradasın.” ‎ ‎ ‎ ‎Bir süre sessizlik oldu. Sadece iki kalp, odadaki monitörlerin bip sesiyle senkron hâlinde atıyordu. ‎Demir gözlerini kapattı, Ayça’nın elini bırakmadan mırıldandı: ‎ ‎> “Sana söz verdim… döneceğim demiştim…” ‎“Ve döndün,” dedi Ayça, başını hafifçe onun omzuna yaslayarak. ‎ ‎ ‎ ‎Doktor içeri girdiğinde hafifçe gülümsedi: ‎ ‎> “Durumu stabil. Şimdi dinlenmesi gerekiyor ama gözlerini açabiliyor, iletişim kurabiliyor.” ‎ ‎ ‎ ‎Ayça, doktorun söylediklerine rağmen Demir’in yanında kaldı. ‎Başını onun saçlarına yasladı, nefesini hissetti. ‎ ‎> “Artık korkmana gerek yok. Ben buradayım, hep burada olacağım.” ‎ ‎ ‎ ‎Demir zayıf ama sakin bir gülümsemeyle cevap verdi: ‎ ‎> “Bunu bilmek… her şeye değer.” ‎ ‎ ‎ ‎O akşam, hastane odasında sessizlik vardı; ama bu sessizlik korkudan değil, yeniden kavuşmuş iki kalbin huzurundan kaynaklanıyordu. ‎Ayça, Demir’in elini sımsıkı tuttu ve düşündü: ‎ ‎> “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… ama birlikte her şeyi aşacağız.” ‎ ‎ ‎ ‎

Bölüm sonu

4 yorum