İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 23 · 3 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 23

21. Bölüm

Sınırın Sessizliği ‎ ‎Motorun sesi, dağ yolunda yankılanıyordu. ‎Ayça, Emir’le birlikte arazi aracının içinde sessizce ilerliyordu. ‎Sınır hattına yaklaştıkça yollar kayboluyor, sessizlik artıyordu. ‎Yalnızca telsizden gelen cızırtılı sesler eşlik ediyordu onlara. ‎ ‎> Emir: “Emin misin Ayça? Burası artık tehlikeli bölge. Sivil geçiş yasak.” ‎Ayça: “Demir oradaysa, beni hiçbir yasak durduramaz.” ‎ ‎ ‎ ‎Sözleri kararlıydı, ama kalbinin içi fırtına gibiydi. ‎Bir yanda korku, diğer yanda özlem… ‎Sanki her nefeste Demir’in kokusunu hatırlıyordu. ‎ ‎Aracı bir noktada durdurdular. ‎Haritada işaretli bölgeye yalnızca yürüyerek gidilebiliyordu. ‎Ayça sırtına çantasını aldı, askeri yeleği giydi. ‎Emir’in gözleri endişeliydi. ‎ ‎> Emir: “Eğer onu bulamazsak…” ‎Ayça: “Bulacağız.” ‎ ‎ ‎ ‎Adımlarını sessizce attı, çamurlu zeminde iz bırakmadan ilerliyordu. ‎Rüzgâr yüzüne vurdukça Demir’in sesi yankılanıyordu zihninde: ‎ ‎> “Ben dönene kadar güçlü kal.” ‎ ‎ ‎ ‎Bir süre sonra yere düşmüş bir kumaş parçası fark etti. ‎Yere eğildi — askeri üniforma parçasıydı. ‎Elini üzerine koydu, kalbi bir anda hızlandı. ‎Üzerinde kan lekesi vardı… ama altındaki dikişte tanıdık bir işaret: ‎Demir’in kendi elleriyle diktiği küçük bir “A” harfi. ‎ ‎> “Ayça…” diye fısıldadı Emir, arkasına baktığında onun gözleri dolmuştu. ‎“Bu onun… ben dikmiştim,” dedi Ayça, sesi titrerken. ‎ ‎ ‎ ‎O an rüzgârla birlikte bir ses geldi, uzaktan — ‎bir mırıltı, bir nefes, bir inilti… ‎Ayça başını çevirdi, yüreği neredeyse göğsünden çıkacak gibiydi. ‎ ‎> “Demir…?” ‎ ‎ ‎ ‎Sesin geldiği yöne doğru koştu. ‎Her adımda ayağının altındaki taşlar eziliyor, kalbi biraz daha hızlanıyordu. ‎Sonra… bir kayanın ardında, yıkık bir sığınağın içinde bir siluet gördü. ‎ ‎Adamın omzunda kan, yüzünde yaralar vardı. ‎Ama o gözler… ‎O gözler Ayça’nın kalbine kazınmıştı. ‎ ‎> “Demir…” dedi fısıltıyla. ‎Demir başını kaldırdı, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı: ‎“Sen… geldin mi gerçekten?” ‎ ‎ ‎ ‎Ayça gözyaşlarıyla koştu, dizlerinin üzerine çöktü. ‎ ‎> “Ben seni buldum Demir… sözümü tuttum.” ‎ ‎ ‎ ‎Demir gülümsedi, kanla karışık bir tebessüm… ‎ ‎> “Ben de seni hiç bırakmadım.” ‎ ‎ ‎ ‎O an dünya sustu. ‎Sadece iki kalp, bir mucize kadar sessizdi. ‎ ‎ ‎Ayça’nın kollarına yığıldığında Demir’in nefesi zayıftı. ‎Soğuktu… ‎Ama hâlâ yaşıyordu. ‎Ayça ellerini onun yüzüne koydu, titreyen sesiyle fısıldadı: ‎ ‎> “Demir, beni duyuyorsan gözlerini aç… ne olur.” ‎ ‎ ‎ ‎Demir zorlukla nefes aldı. ‎Sanki binlerce kelime söylemek istiyor ama sesi çıkmıyordu. ‎ ‎> “Söz… vermiştim… dönecektim…” ‎ ‎ ‎ ‎Ayça’nın gözyaşları Demir’in yanaklarına karıştı. ‎ ‎> “Ve ben seni buldum,” dedi, hıçkırıklar arasında. ‎“Artık hiçbir şey bizi ayıramayacak.” ‎ ‎ ‎ ‎O sırada Emir telsizle yardım çağrısı geçti. ‎ ‎> “Yaralı bulundu! Canlı, tekrar ediyorum, canlı!” ‎ ‎ ‎ ‎Dakikalar saat gibi geçti. ‎Ayça, Demir’in elini bir an bile bırakmadı. ‎Sanki bırakırsa yeniden kaybolacakmış gibi… ‎ ‎Kurtarma ekibi geldiğinde, Demir sedyeye alınırken bile gözleri Ayça’yı aradı. ‎ ‎> “Gitme… gözümden kaybolma…” ‎“Gitmiyorum,” dedi Ayça, gözyaşları içinde. ‎“Bu kez seninle geliyorum.” ‎ ‎ ‎ ‎Helikopterin pervaneleri dönmeye başladığında, Ayça Demir’in yanındaydı. ‎Ellerini sımsıkı tutuyordu. ‎Kaskın gürültüsü arasında birbirlerini zar zor duyabiliyorlardı, ama kalpleri aynı ritimde atıyordu. ‎ ‎> “Demir… dayan. Birlikte döneceğiz.” ‎“Yanımda… olduğun sürece… her yere dönerim,” dedi Demir, gözlerini kaparken. ‎ ‎ ‎ ‎Ayça başını eğdi, alnını onun eline dayadı. ‎Gözyaşlarıyla karışan rüzgâr, sanki bütün korkuyu alıp götürmüştü. ‎O an ilk defa, içindeki fırtına durdu. ‎ ‎Çünkü Demir artık kayıp değildi. ‎O, yanındaydı. ‎Ve Ayça, yıllardır duymadığı bir kelimeyi kendi kendine fısıldadı: ‎ ‎> “Kurtuldun…” ‎ ‎ ‎ ‎Helikopter uzaklaşırken, güneş bulutların arasından doğdu. ‎Yeni bir gün başlıyordu. ‎Ama Ayça biliyordu… ‎Artık hiçbir gün eskisi gibi olmayacaktı. ‎

Bölüm sonu

1 yorum