20. Bölüm – Sessiz Çığlık Ayça o gece hiç uyuyamadı. Pencereden dışarıya baktığında yağmurun cama vurduğu her damlada Demir’in sesi yankılanıyordu kulaklarında. “Bekle beni.” demişti. Bekliyordu… ama beklemek, insanın en sessiz çığlığıydı. Sabah olduğunda telefona gelen bir bildirim kalbini yerinden sökecek gibi etti. Emir’in adı yazıyordu. Parmakları titreyerek ekrana dokundu. > Emir: “Ayça… Demir’in birliğiyle irtibat kesildi. Henüz net bilgi yok.” Dünya başına yıkılmış gibiydi. Duyduğu uğultu, kalbinin atışıyla karıştı. “Hayır…” diyebildi sadece. Hastanedeki nöbetini iptal edip koşar adımlarla dışarı çıktı. Hedefi belliydi: Komutanlığa gitmek. Onu kimse durduramazdı. Koridorda Emir’le karşılaştığında gözyaşlarını artık tutamıyordu. “Bana doğruyu söyle Emir! Demir nerede?” Emir başını eğdi, yutkundu. “Henüz rapor gelmedi ama... kayıp olarak geçiyor.” Ayça dizlerinin üzerine çöktü. Sanki bütün hava bir anda çekilmişti. Yalnızca kalbinde yankılanan o cümle kalmıştı: > “Söz vermiştin Demir… beni bırakmayacaktın.” O gece Ayça, Demir’in ona bıraktığı kolyeyi elinde sımsıkı tuttu. Küçük bir dua mırıldandı, gözleri kapalı halde. Yaşadığı acının ortasında bile içinden bir ses fısıldadı: > “Belki de bazı sözler, uzaklarda bile tutulur.” Saatler geçiyordu ama Ayça’nın içindeki zaman durmuştu. Emir gitmişti… komutanlık binasında yalnız kalmıştı. Elindeki dosyaya baktı, Demir’in adı kırmızı kalemle yazılmıştı: > “Durumu: Kayıp.” Bir kelimeydi sadece ama dünyasının ortasına kazınmış bir yara gibiydi. Ayak seslerini duymadı, kalabalığı fark etmedi. Sadece o kelimeyle baş başaydı. Kendini dışarı attığında yağmur yeniden başlamıştı. Gökyüzü bile ağlıyordu sanki. Adımlarını nereye attığını bilmeden yürüdü, ta ki bir duvarın dibine çökene kadar. Yorgundu. Hem kalbi, hem ruhu. Elini cebine attı — Demir’in bıraktığı kolyeyi çıkardı. Parmaklarının arasında sıkarken mırıldandı: > “Sen söz verdin Demir… beni bırakmayacaktın.” Birden telefonu titredi. Ekranda yine Emir’in adı vardı. Ayça korkuyla açtı. > “Ayça… henüz kesin bilgi yok ama…” “Ama ne Emir?” diye bağırdı gözyaşlarıyla. “Bir iz bulundu. Biri, Demir’in üniformasını taşırken görülmüş. Yaşıyor olabilir.” O an içindeki sessizlik bir anda umutla doldu. Ayça’nın dudaklarından çıkan tek kelime, bir dua gibiydi: > “Allah’ım, ne olur… yaşasın.” Ve o gece, hastane odasında kimse fark etmeden bir mektup yazdı. Demir dönerse, okuması için. > “Eğer bu satırları okuyorsan… bil ki ben hiç vazgeçmedim senden.” Kalemi titredi, gözyaşı mürekkebe karıştı. Ama yüzünde, günler sonra ilk kez bir tebessüm belirdi. Çünkü içten içe biliyordu: Demir hâlâ hayattaydı. Sabahın ilk ışıkları perde aralığından süzülürken Ayça hâlâ uyumamıştı. Masanın üzerinde Demir’e yazdığı mektup, yarısı ıslak bir kâğıt gibi duruyordu. Kafasını ellerinin arasına almış, gece boyunca gelen sesleri dinlemişti. Her rüzgar esişinde kapının tıkırtısı, sanki onun adımlarını hatırlatıyordu. Tam o sırada kapı çaldı. Ayça yerinden fırladı. Kalbi deli gibi atıyordu — belki, belki bir haber… Kapıyı açtığında karşısında Emir vardı. Gözleri yorgun ama içinde bir ışık vardı. > Emir: “Hazırlan Ayça. Komutanlık seni çağırıyor.” Ayça: “Ne oldu Emir? Söyle, buldular mı onu?” Emir: “Henüz değil… ama bir iz var. Görev bölgesinden bir sinyal yakalandı. Demir’in cihaz koduyla eşleşiyor.” Ayça’nın elinden mektup düştü. Bir anda dizlerinin bağı çözüldü ama gözyaşlarını bu kez tutmadı — çünkü bu gözyaşlar umut kokuyordu. Yarım saatte hazırlandı, saçlarını toplamaya bile vakti olmadan Emir’in arabasına bindi. Yol boyunca kimse konuşmadı. Motorun uğultusu kalp atışlarıyla yarışıyordu. Komutanlık binasına vardıklarında, içeride haritalar ve telsiz sesleri arasında bir telaş vardı. Bir subay elindeki haritayı gösterdi: > “Burada, sınır hattının 3 kilometre kuzeyinde zayıf bir sinyal alındı. Cihaz Demir Aslan’a ait olabilir.” Ayça, o ismi duyunca gözlerini kapattı. İçinden sadece fısıldadı: > “Demir… sen yaşıyorsun. Biliyorum.” O an kararını verdi. Herkesin itirazına rağmen, o bölgeye gitmek için gönüllü olacaktı. Çünkü birini beklemek bazen yeterli olmazdı… Bazen, senin gitmen gerekirdi. Ve Ayça ilk kez korkusuzca söyledi: > “Eğer o oradaysa, ben de gidiyorum.” Kameralar, raporlar, emirler — hepsi arkasında kaldı. Bir tek şey vardı aklında: Demir’i bulmak.
Bölüm 22
20. Bölüm
