İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 17 · 2 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 17

15. Bölüm

Bölüm15. – Yeni Bir Başlangıç (Demir’in Anlatımı) ‎ ‎Sabahın ilk ışıkları odaya süzülürken, gözlerimi Ayça’nın yüzünden alamadım. ‎Yanımda, başı yastığın kenarında, nefes alışları o kadar sakin, o kadar huzurluydu ki… içimde bir yerlere uzun zamandır uğramayan bir dinginlik çöktü. ‎Belki de ilk defa, gerçekten nefes alıyordum. ‎ ‎Sessizce oturdum yatağın kenarına. Elim hâlâ onun elindeydi. ‎O parmakların arasında bulduğum sıcaklık… bütün geçmişimi susturuyordu. ‎Masada duran küçük, yıpranmış kutuya baktım. Yıllardır taşımaktan yorgun düşmüştü, tıpkı benim gibi. ‎Ama bugün, onu açmaya hazırdım. ‎ ‎Ayça gözlerini araladı, sesi uykulu ama yumuşaktı. ‎“Ne düşünüyorsun, Demir?” ‎ ‎Derin bir nefes aldım, boğazımda birikenleri yutkunarak bastırdım. ‎“Geçmişi,” dedim. “Artık ondan saklanmak istemiyorum.” ‎ ‎Kutuyu açtım. İçinden yıllardır sakladığım o eski fotoğraf çıktı. ‎Üzerinde ben, asker üniforması içinde; yanımda babam. ‎Fotoğrafın köşesinde silik bir yazı vardı: ‘Aslan soyadını onurla taşı.’ ‎ ‎Ayça fotoğrafı dikkatle inceledi, sonra başını kaldırıp bana baktı. ‎“Demir… bu, senin gerçek soyadın mı?” ‎ ‎Başımı eğdim, hafifçe gülümsedim. ‎“Evet. Aslan. Ama o soyadı bana hep kaybettiklerimi hatırlattı. Bu yüzden yıllarca kaçtım ondan. Artık kaçmak istemiyorum.” ‎ ‎Ayça sessiz kaldı, sadece fotoğrafı parmak uçlarıyla okşadı. ‎Sonra gözlerimin içine baktı. ‎“Kaçma artık. Çünkü artık yalnız değilsin.” ‎ ‎O an içimden bir şeyler koptu. ‎Yıllardır taşıdığım o ağırlık, Ayça’nın bir cümlesiyle dağıldı sanki. ‎Başını ellerimin arasına aldım, alnını öptüm. ‎“Beraber yeni bir hayat kuracağız, Ayça. Ne olursa olsun, bu kez pes etmeyeceğiz.” ‎ ‎Gülümsedi, gözleri doldu ama sesi kararlıydı. ‎“Beraberiz, Demir Aslan. Bundan sonra her şeye birlikte göğüs gereceğiz.” ‎ ‎Ve o an anladım… ‎Geçmiş artık sadece bir hikâyeydi. ‎Gerçek olan, yanımda duran kadındı. ‎Ve hayat, o sabah yeniden başlamıştı. ‎ ‎ ‎Ayça’nın gözlerinde o an öyle bir şey vardı ki… ‎Ne söz, ne zaman, ne de geçmişteki hiçbir yara o bakışın yanında anlamlı kalmadı. ‎Sanki “artık güvendesin” diyordu sadece gözleriyle. ‎ ‎Uzun zaman sonra ilk defa içimden gelen bir gülümseme yüzüme yerleşti. ‎Onunla olmak… ‎Geçmişin bütün ağırlığını hafifletiyordu. ‎ ‎Fotoğrafı tekrar kutuya koydum, kapağını yavaşça kapattım. ‎Ama bu sefer o kutu bir sır değil, geçmişe saygıydı. ‎Artık gizleyecek hiçbir şeyim yoktu. ‎ ‎Ayça yanıma geldi, ellerini boynuma doladı. ‎“Demir, biliyor musun… bazen insanlar en çok, geçmişiyle barıştığında güzelleşiyor.” ‎O an kalbim sıkıştı, boğazım düğümlendi. ‎“Sen olmasaydın, ben hiçbir şeyle barışamazdım.” ‎ ‎Kollarımın arasında öylece kaldı. ‎Sanki zaman durdu. ‎Sanki o an, yıllardır eksik kalan parçam yerine oturdu. ‎ ‎Bir an dışarıdan gelen rüzgâr perdenin ucunu havalandırdı. ‎Güneş, yüzüne vurduğunda saçları parladı. ‎İçimden “işte bu” dedim… ‎Tüm savaşlar, tüm yorgunluklar, hepsi bu an içindi. ‎ ‎Ona sıkıca sarıldım. ‎“Artık hiçbir yere gitmeyeceğim, Ayça. Söz veriyorum.” ‎ ‎Başını omzuma yasladı, sessizce fısıldadı: ‎“Ben de seni asla bırakmam, Demir Aslan.” ‎ ‎O an kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, neredeyse onun kalbiyle aynı ritimdeydi. ‎İki ayrı insan, ama aynı seste atan iki kalp… ‎ ‎Geçmiş bitmişti. ‎Ve biz, o sabah yeni bir hikâyeye başlamıştık. ‎

Bölüm sonu

2 yorum