İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 18 · 4 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 18

16. Bölüm

16. Bölüm – Birlikte Atılan İlk Adım (Ayça’nın Anlatımı) ‎ ‎Sabahın sessizliği… ‎Bir süre sadece o sessizliği dinledim. ‎Kalbimin attığı ritim bile daha yavaş, daha huzurluydu. ‎Demir yanımdaydı. ‎Artık hiçbir şeyden korkmuyordum. ‎ ‎Gözlerimi açtığımda onu pencere kenarında buldum. ‎Güneş yüzüne vuruyor, omuzlarına dökülen ışık onu bambaşka gösteriyordu. ‎Sanki yeniden doğmuş gibiydi. ‎Bir zamanlar kaçtığı o soyadı, artık onu taşıyan değil, tamamlayan bir parçası olmuştu. ‎ ‎“Demir,” dedim sessizce. ‎Döndü, yüzünde yumuşak bir tebessümle bana baktı. ‎“Uyandın mı?” ‎“Evet,” dedim, “ama sanki başka bir dünyaya uyanmış gibiyim.” ‎ ‎Gülümsedi. Yanıma geldi, saçlarımı okşadı. ‎“Çünkü dün gece her şeyi geride bıraktık.” ‎ ‎O an içimde bir sıcaklık yayıldı. ‎Evet… dün gece bir dönüm noktasıydı. ‎Demir geçmişini bana açmıştı, ve ben o geçmişi yargılamadan, korkmadan kabul etmiştim. ‎Çünkü onu sevmek, sadece bugünkü halini değil; geçmişteki tüm yaralarıyla, hatalarıyla birlikte sevmekti. ‎ ‎Elimi tuttu. ‎“Biliyor musun Ayça,” dedi, “ilk kez birine tamamen güveniyorum.” ‎Sözleri kalbime dokundu. ‎Ben de onun elini sıktım. ‎“Ben de ilk kez birini bu kadar derinden anlıyorum.” ‎ ‎Birlikte kahvaltı hazırladık. ‎Basit şeyler… iki fincan kahve, birkaç dilim ekmek. ‎Ama o sofrada bir mucize vardı. ‎Birbirimize güvenin, sevginin ve sessiz bir huzurun mucizesi. ‎ ‎Kahvesini içerken bana baktı. ‎“Yeni bir başlangıç yapalım, Ayça. Gerçekten yeni bir hayat.” ‎Gözlerimi kaçırmadım ondan. ‎“Beraber olalım, Demir. Ne olursa olsun.” ‎ ‎O an sessizlik… ama kelimelerden daha güçlü bir sessizlik. ‎Sadece göz göze… ‎Sadece kalpten kalbe… ‎ ‎Dışarıda güneş yükseliyordu. ‎Yeni bir gün, yeni bir hayatın habercisi gibiydi. ‎Ve ben içimden geçirdim: ‎Hayatın en güzel yanı, doğru insanla aynı sabaha uyanmaktı. ‎ ‎ ‎O sabah her şey o kadar güzeldi ki… ‎Kahve kokusu, güneş ışığı, Demir’in bana bakan o sakin gözleri… ‎Sanki hayat sonunda bize biraz nefes aldırmıştı. ‎Ama bazen huzurun içinde bile fırtınalar saklı olur. ‎ ‎Demir telefonuna baktığında yüzü bir anda ciddileşti. ‎Bir an gözlerini kaçırdı benden. ‎Elindeki ekmeği masaya bıraktı, derin bir nefes aldı. ‎ ‎“Demir?” dedim, kalbim istemsizce hızlanmıştı. ‎Cevap vermedi. ‎Sadece o sessizliğiyle bile bir şeylerin yanlış gittiğini hissettim. ‎ ‎Telefonu masaya koydu. ‎Ekranda kısa bir mesaj parlıyordu: ‎“Birliğe dönüş emri. 24 saat içinde teslim olun.” ‎ ‎Elim titredi, o mesajın ağırlığı kalbime saplandı. ‎“Ne demek bu?” dedim fısıltıyla. ‎Demir gözlerini yere indirdi. ‎“Göreve çağrıldım, Ayça.” ‎ ‎Sanki içimden biri bir perdeyi çekti de bütün renkler silindi. ‎Sadece o cümle kaldı kulaklarımda yankılanan: ‎“Göreve çağrıldım…” ‎ ‎Ona bakarken kelimeler boğazıma düğümlendi. ‎Bir yandan gurur, bir yandan korku. ‎Çünkü biliyordum… ‎Demir gitmek zorundaydı. Bu onun seçimi değil, borcuydu. ‎Ama kalbim bunu kabullenmek istemiyordu. ‎ ‎“Ne zaman?” dedim zorla. ‎“Yarın sabah.” ‎ ‎O an gözlerim doldu. ‎Sessizce kalktım, sırtımı pencereye yasladım. ‎Güneş hâlâ parlıyordu ama içimde gece çökmüştü. ‎Demir yanıma geldi, ellerimi tuttu. ‎ ‎“Ayça, bu görev kısa sürecek. Dönünce… kaldığımız yerden devam edeceğiz. Söz veriyorum.” ‎ ‎Başımı eğdim, gözyaşlarımı saklamaya çalıştım ama sesim titredi. ‎“Ya dönemezsen?” ‎ ‎Bir an sustu. Gözlerindeki o askerî kararlılık ve o tanıdık korkusuzluk belirdi. ‎“Dönmezsem bile bilmeni istiyorum… kalbim hep sende olacak.” ‎ ‎O an sarıldım ona. ‎Sanki onu bırakmazsam gitmeyecekmiş gibi. ‎Sanki o an sonsuza kadar sürebilirmiş gibi. ‎ ‎Kalbim atıyordu, hızlı, korkak ama sevgi dolu. ‎Demir’in kokusu, elleri, sesi… her şeyini hafızama kazımaya çalıştım. ‎Çünkü biliyordum — ‎Bir sonraki sabah, bu ev onunsuz uyanacaktı. ‎ ‎O gece uyumadım. ‎Sadece başını göğsüme koyduğu anları izledim. ‎Ve içimden geçirdim: ‎Bazı vedalar kelimelerle değil, kalp atışlarıyla yaşanır. ‎ ‎O gece boyunca tek bir kelime bile etmedik. ‎Sessizlik, aramızda kelimelerden daha ağırdı. ‎Demir yanımdaydı ama içimde çoktan bir eksilme başlamıştı. ‎Her bakışında, her nefesinde o vedanın kokusu vardı. ‎ ‎Elimi tuttu, parmaklarını parmaklarıma doladı. ‎“Sana söz verdim, Ayça,” dedi kısık bir sesle. ‎“Ne olursa olsun döneceğim. Çünkü artık bir nedenim var.” ‎ ‎O cümleyi duymak hem içimi ısıttı, hem de daha çok yaktı. ‎Gözlerim doldu ama ağlamak istemedim. ‎Onu güçlü uğurlamak istiyordum, korkularımı belli etmeden. ‎ ‎“Biliyorum,” dedim, “döneceksin. Çünkü senin yerin burası, benim yanım.” ‎ ‎Demir sessizce başını salladı. ‎Sonra kutusundan küçük bir şey çıkardı. ‎Avucuma bıraktı — paslı bir kolye ucu, ortasında solmuş bir aslan sembolü vardı. ‎ ‎“Bu, babamdan bana kaldı,” dedi. “Benimle her göreve gitti. Ama bu kez sen de taşımak istiyorum. Dönene kadar… bu senin olsun.” ‎ ‎Parmaklarımın arasında o soğuk metali sıkıca tuttum. ‎Bir sembolden fazlasıydı bu. ‎Sanki kalbini avucuma bırakmış gibiydi. ‎ ‎Gözyaşlarımı artık tutamadım. ‎“Demir…” dedim, ama kelimenin devamı çıkmadı. ‎Sadece boğazımdaki düğüm, nefesimle karıştı. ‎ ‎O an sarıldı bana, öyle sıkı ki sanki zaman da o anı dondurmuştu. ‎Kalbini hissettim, güçlü ama kırık. ‎“Bu sadece bir görev, Ayça,” diye fısıldadı. ‎“Sonrasında her şey daha güzel olacak, inan bana.” ‎ ‎Ona inanmak istedim. ‎Ama içimde bir ses, korkuyla karışık bir dua ediyordu: ‎Ne olur, geri dön. ‎ ‎Gece ilerledikçe konuşmadık. ‎Sadece birbirimizin nefesini dinledik. ‎Ben başımı göğsüne koydum, o saçlarımı okşadı. ‎Kalp atışları arasında sessiz bir söz vardı: ‎Birbirimizi bekleyeceğiz. Ne olursa olsun. ‎ ‎Gözlerimi kapattığımda içimden geçirdim: ‎Belki sabah ayrılacağız… ama kalplerimiz aynı yerde kalacak. ‎ ‎Ve işte 16. bölüm burada sona eriyor. Demir’in askere gidişi, Ayça ile aralarındaki duygusal bağın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Gelecek bölümde neler olacak, hangi sırlar açığa çıkacak, hep birlikte göreceğiz. ‎ ‎Arkadaşlar, bugünlük bu kadar! 17. bölüm çok yakında sizlerle olacak. Sabırlı olun, çünkü hikâye daha yeni başlıyor… ‎ ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.