İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 12 · 2 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 12

10. Bölüm

‎ ‎ ‎Sabahın ilk ışıkları odaya sızarken, hâlâ onun elini tutuyordum. Parmaklarım, avuçlarının arasındaki sıcaklığı kaybetmemek için biraz daha sıkı kavradı. O sessizliğin içinde tek duyulan şey, monitörün düzenli sesi ve kalbimin hızlı atışlarıydı. ‎Her nefesinde, biraz daha umutlanıyordum. ‎ ‎“Uyandığında ilk beni gör istedim,” dedim, sesim kısık ve yorgundu. ‎Yüzüne baktım, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir hareket vardı. O kadar küçük bir şeydi ki… ama benim için bir mucize gibiydi. ‎ ‎“Demir… beni duyuyorsan, lütfen… bir kez daha yap,” dedim, gözlerim dolarak. ‎Birkaç saniye geçti. Sonra… o hareketi yine gördüm. Bu kez biraz daha belirgindi. ‎O an içimde bir şey kırıldı ama güzel bir şekilde — sanki uzun zamandır beklediğim umut, yeniden canlandı. ‎ ‎Kapı yavaşça açıldı, doktor girdi içeri. ‎Gözlüğünün ardından bana baktı ve yumuşak bir sesle, “İyileşme süreci başladı,” dedi. “O seni duyuyor.” ‎ ‎O kelimeleri duyar duymaz dizlerimin bağı çözüldü. ‎Başımı Demir’in omzuna yasladım, usulca fısıldadım: ‎“Biliyordum… ne olursa olsun, beni bırakmazsın.” ‎ ‎Gözyaşlarım eline düştü, ama bu kez korkudan değil. ‎Bu defa sevinçten, minnetten… ve yeniden doğan bir inançtan. ‎ ‎Güneş odaya tamamen dolarken, içimdeki karanlık da yavaşça dağılıyordu. ‎O an anladım ki, ne kadar düşsem de, o yanımdayken kalkmayı hep başaracaktım. ‎ ‎Ve içimden sessizce söyledim: ‎“Artık sıra bizde Demir… Bu hikâyeyi birlikte bitireceğiz.” ‎ ‎Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadım. Günler birbirine karıştı… ‎Hastane odasının duvarları artık bana yabancı gelmiyordu. Her sabah aynı sandalyede uyanıyor, aynı elin sıcaklığıyla güne başlıyordum. ‎Demir’in elleri soğuk olsa bile, içinde hep bir yaşam vardı. ‎Ve ben o yaşamı kaybetmemek için nefes alıyordum. ‎ ‎Bazen göz kapakları titriyor, bazen dudakları hafifçe kıpırdanıyordu. ‎O anlarda kalbim sanki duracak gibi oluyordu. ‎Bir umutla, bir korkuyla, “Belki bu sefer...” diyordum her defasında. ‎ ‎O gece de öyleydi. ‎Yorgundum, başımı yatağının kenarına yaslamıştım. Gözlerim dalmış, ellerini tutarken parmaklarımı usulca hareket ettiriyordum. ‎Sonra... o an geldi. ‎Parmakları saçlarıma dokundu. ‎ ‎Bir anlığına nefesim kesildi. Başımı kaldırdım, gözlerine baktım. ‎Göz kapakları yavaşça aralandı, dudakları kıpırdadı. ‎“Demir…” dedim fısıltıyla, kelime ağzımdan çıkarken titredim. ‎ ‎Zorlanarak konuştu ama o sesi duydum: ‎“Buradayım…” ‎ ‎O iki kelime, bütün o sessizliğin, bütün korkuların, bütün bekleyişin anlamıydı. ‎Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken, sadece başımı onun göğsüne yasladım. ‎“Biliyorum,” dedim. “Hiç gitmedin zaten.” ‎ ‎O an odanın içi değişti sanki. ‎Monitör sesi bile daha yumuşaktı, nefeslerimiz birbirine karışmıştı. ‎Demir gülümsedi, yavaşça elimi sıktı. ‎“Bırakmam demiştim,” dedi. ‎ ‎Ben de gülümsedim. ‎“Artık biliyorum,” dedim. “Ne olursa olsun, bizi hiçbir şey ayıramaz.” ‎ ‎Ve o an içimden sessizce geçirdim: ‎Bu sadece bir başlangıçtı. ‎ ‎---

Bölüm sonu

1 yorum