2.Bölüm: Acı Veren Mutluluğum
Etrafta ki sessizlik olsa bile alarmım olmadan uyanmıştım. Mesleğim gereği buna alışmıştım. Alarmsız uyanmaktan nefret ediyordum çünkü kendimi uyumuş gibi hissetmiyordum ama bazı şeylere insan alışınca bırakamıyordu, istemediğin şeylere bile.
Bu mesleği gerçekten çok istemiştim, 10 yıl öncesine kadar bir hayalim bile yokken tam 10 yıl önce biri hayalimin oluşmasını sağlamıştı, Cahit albay, tabi o zamanlar binbaşıydı daha. O gün hala dün gibi aklımdaydı. O günden sonrada beni eğitmişti, tek oda değil o toplantı odasında olan üst rütbelilerin hepsi tek tek benimle ilgilenmişler, onlara gerçekten çok şeyimi borçluydum. O yaşımda bile mite çalışıyordum, sonra hiç beklemediğim bir zaman bir ekibim oldu ve onlarla en iyi Hacker ekibi olduk diyebilirdim. Zaman hızlı geçmişti özelliklede benim için. Ama şuan mutluydum, önceden tek mutluluğum elimin altında ki tüm bilgiler ve bilgisayarımken şuan üstüne mesleğimde eklenmişti.
Daha fazla burada yani yatağımda kalmayıp ayağa kalktım. Kalkıp günlük rutinimi yapıp üstüme kamuflajımı giydim ve motorla karargaha gittim. Kamuflajım her zaman en değerli eşyalarımdan biri olmuştu birde silahlarım. Motorumda yüzüme intikam almak ister gibi çarpan rüzgara inat kaskımı takmamıştım, özgür olmak istedim, özgür olmak için bu rüzgara katlanmak istedim. Kahkülüm gözlerimin önüne gelmeye başlayınca ne kadar uzadıklarını anlamam kısa sürmedi, en yakın zamanda kestirmeliydim tabi vakit bulabilirsem kestirirdim de bende o vakit hiç yok gibiydi.
Time girmiştim, Kılıç timi gerçekten iyi bir timdi ama biraz tuhaf hissediyordum, Sanki içimde ki duygu beni bitiriyor ve içimi yiyip kemiriyordu. Yani sonuçta ne zamandır bir tim de hatta şuana kadar ekibimi saymazsak hiç bir edipte değildim. Hep yalnızdım, yalnızlığımı arkadaş bilmiştim kendime, yalnızlığım en güvendiğim arkadaşım, sırdaşım olmuştu bu yaralı ruhuma. Artı bir sebebimse bir time alışmak bir ekibe alışmaktan çok farklıydı. Ekibimin hepsini tek tek ben seçtim ve eğittim ama timler öyle değildi ve üstüne üstlük benim üstüm biri vardı timde Poyraz yüzbaşı. Nasıl emir almaya alışacaktım. Görevlerde kimseyi düşünmek zorunda kalmazdım zaten tek ben vardım diğerleri saha görevine çok gitmezlerdi ve tek olmak benim işimi daha iyi yapmamı sağlardı. Peki ya görevde onun emrini yerine getirebilecek miydim, bunu yapabilir miydim hiç bilmiyorum. Benim uyguladığım planlar çok başkayken tim çok başkaydı, hem onların kurallarına uyabilecek miydim. Onlara ısınabilecek miydim asla bilmiyordum. Tamam kabul ediyorum bir sürü timle çalıştım iş birliği yaptım ama çoğu zaman yalnızdım nasıl işbirliği yapabileceğim onlarla bilemiyorum.
Zaten yeni verilen görevi hiç söylemiyordum, tek kendi timim değil iki tim ile birden çalışacaktım bu üstüne çifte kavrulmuş bir sorun teşkil ediyordu. Yani koca Allahım dan yardım dileniyorum başka bir şey yapamıyorum. Motorum ile karargaha gelince hızla kapıya kimliğimi gösterdim ve girdim. Rüzgardan dalgalanan saçlarım ve kahküllerimi az da olsa düzeltip gözlerimi bahçede gezdirdim. Her iki timde bahçedeydi ama oturduklarına göre hala içtimaya daha başlamamışlardı. Beni ilk binbaşı görmüştü.
Binbaşı " Ah tam vaktinde geldin Üsteğmen buyur sende sıraya geçte başlayalım." kafamı salladım ve sıraya dizilince hep beraber koşmaya başladık.
Bu ne ya daha yeni geldim ve gelir gelmez daha hiç bir kelime etmeden içtima, e tabi timler böyleydi içtima saatleri vardı oysa ben istediğim dakika çalışmamı yapabiliyordum. Sessizlik olunca gözüm karşımda dikilen dağlara kaydı, sessizliğe yardım eder gibi öylece duruyorlardı. Sessizlik devam ederken daha fazla beklemeden komutana döndüm.
" Komutanım sizce de burası çok sessiz değil mi? "
Binbaşı
"Seslendir o zaman Üsteğmen."
Kafa sallayıp en baştan bağırarak marşı söylemeye başladık .
" Bir kar yağar ince ince"
" BİR KAR YAĞAR İNCE İNCE "
"Komandonun hali nice"
" KOMANDONUN HALİ NİCE "
"Bir operasyon var bu gece"
"BIR OPERASYON VAR BU GECE "
" Hey paraşütçü komando "
" HEY PARAŞÜTÇÜKOMANDO"
"Vur vur dağcı komando"
" VUR VUR DAĞCI KOMANDO"
Marşımız bitince bir kaz kez daha tekrar etmiştik. Koşu bitene kadar aynı şeyi söyleyip durmuştuk. Eskiden tek bir marşı bile ezbere bilmezken öğrenmiştim, Cahit Albay dinlerken her zaman beni de yanında tutardı. Bir askeri en sevdiği can yoldaşı olan bu marşlardı her zaman. Bunu bana canımdan çok sevdiğim Cahit albay öğretmişti, o zamanların en iyi binbaşılarından biri.
Zaman : 9 yıl önce
Gözlerim sıcaktan artık mayışmış ve o hiç sevmediğim tuzlu suyunu terlerken atmaya başlamıştı bile. Üzerimde atlet ile evde dolaşsam da binbaşı asla acıyıp klimayı yakmıyordu. Kendisi de bana eşlik etmek için sıcağın bağrında dayanıyordu.
"Ya binbaşı Allah için şu klimayı aç, piştim. Bak sonra karşında erimiz bir asker görürsün benden söylemesi."
Dediğimde gözleri bana çevrildi, bir kaç dakika bende dolanan gözleri geri önüne dönmüştü. Kendisinin de üzerinde atlet vardı, bu kendi askeri atletiydi. Kol kaslarını gördüğümde bende hep karın kası istemiştim ama buna çok vaktim olmadığını fark etmiştim ama asker olduğumda yapabilirdim.
" Bak bana ben hiç mızmız ediyor muyum çocuk, hayır çünkü ben askerim ve sende asker olmak istediğine göre buna alışmak zorundasın çünkü gün gelir bundan daha kavurucu olan dağların sıcaklığında görev yaparsın ve o zaman şuan ki gibi mızmızlanma hakkın olmaz o yüzden şimdi gerçek bir asker olmak istiyorsan daha fazla mzmızlanmamaya bak çünkü bu hareketler hiç uygun değil askerliğe."
Dediğinde usul usul başımı sallamak zorunda kalmıştım, agresif ve sinirli bedenimi yatıştıran sözler zihnimde ki derin yerlerinde bulunmak üzere yola çıkmış gibi her zerremde dolaşıyor ve kendini tekrar ediyordu. Binbaşı haklıydı eğer asker olacaksam bunun zorluklarına katlanmalı ve sonunda hakkım olanı almalıydım. İşte bu yakışırdı askerliğe, mızmızlanma değil.
Üzerimde ki atletim ve şortum ile tenime değen sıcak bana zorlu bir koşulda ayak uyduruyordu. Asker olmak istiyordum ve olmam için sadece bu yetmezdi, daha çok çalışmalıydım ve bunda sıcağı veya soğuğu takmamalıydım. İlk defa Binbaşı demeden oturduğum yerden kalkıp evin etrafını turlamaya başladım. Her geçen saniyede hem bizi çepeçevreleyen kavurucu sıcak hem de yorgunluk üzerimde ki hakimiyetini artırırken vazgeçmeyip aksine her saniyesinde yavaş yavaş kendimi hızlandırarak ilerliyordum evin etrafını.
Üzerimde bir çift göz hissettiğimde bu gözlerin sahibinin Cahit binbaşı olduğunu anlamıştım. Pür dikkat bana bakarken elinde bir radyo ile benim yanımda koçmaya başladı. Koşarken aynı zaman da da elinde ki radyodan bir şeyler yapıyordu, sonra radyodan bir anda sert sesler gelmeye başladı bu Cahit binbaşının hep dinlediği marşlardan sadece biriydi. Tınısı yine bana hoş gelirken bende mırıldanmaya başlamıştım.
"Bir kar yağar ince ince"
"BİR KAR YAĞAR İNCE İNCE"
"Komandonun hali nice"
"KOMANDONUN HALİ NİCE"
"Bir operasyon var bu gece"
"BIR OPERASYON VAR BU GECE"
"Hey paraşütçü komando"
"HEY PARAŞÜTÇÜKOMANDO"
"Vur vur dağcı komando"
" VUR VUR DAĞCI KOMANDO"
Askerlerin seslerinde bulunan sert özgüvenleri benimde özgüvenimi arttırıyor ve daha hızlı koşmamı sağlıyordu. Sonunda marş bitince ikimizde durmuştuk. Binbaşı önüme gelip durdu. Nasırlı elleri omzuma değince gözlerim gözlerini bulmuştu.
" Unutma asker bu marşlar bir askerin can yoldaşıdır, neye ihtiyacın varsa sana onu veriri hem de sen daha fark etmeden."
GÜNÜMÜZ
Zihnimde oluşan görüntüler ile gülümseyerek koşuyu bırakmıştım. Koşu bittiği için sırada şınava geçtik. Herkes rahatça şınavını çekerken Binbaşı gelip benim yanımda durmaya başladı.
" Ee Üsteğmen kaç oldu "
Evet klasik söz oyunları, yani yer misin yemez misin hesabı ama ben bunları yer miyim Allah aşkına, yemem. Şınav çekerken terleyen bedenime söz geçiremeden bakışlarım binbaşıya döndü.
" sıfır komutanım "
Dediğimde yüzünde gülümseme ile
" Aferin asker " diyip ayağı ile sırtıma baskı uyguladı. Tim komutanım binbaşı olmayabilirdi ama burada ki en rütbeli kişi o olduğu için eğitimi o yaptırıyordu ve muhtemelen yeni geldiğimden dolayı beni denemek istiyordu Poyraz yüzbaşıda bunu yapmasının doğru olduğunu düşündüğünden dolayı ses etmiyordu.
Eğitim sonunda bitince herkes yorulmuştu bunu bedenlerini yerlere atmalarından anlamıştım. Sonuçta kolay değildi asker olmak, olmak isteyenin olması kolay değildi. İstersen çabalarsın ama çabalamak o kadar kolay bir şey değildi. Bizde özel kuvvetler olduğumuzdan dolayı artı bir eğitim alıyorduk ve eğitimler öyle söylenecek, anlatılacak türden değildi sadece yaşayan anlardı o eğitimde çekilen zorluğu, acıyı. Ben kendimi çok önce eğitmeye başlamıştım ama bazen bende yoruluyordum fakat şuan hiç yorulmuş gibi hissetmiyordum o yüzden daha fazla çalışmak çimlerde dinlenmem bitince geri barfiks çekmeye başladım.
Odağım tamamen yaptığım sporda iken yıllar önceki anılarım geldi aklıma. Eskiden 10 tane barfiks çekebilirdim tabi 14 yaşımdayken çekemiyordum bile ama şuan herkesten çok barfiks çekebilirdim. Anılarımı dolduran zihnim bacı acı veren mutluluğumu anlatıyordu.
Zaman:10 Yıl Önce Kış ayı.
Beyaz kar bir kefen gibi her yeri donatmış ve kimseyi gün yüzüne çıkartmıyordu, çıkartılan tek şey o acı gerçeklerdi. Gözlerimi açtığımda bedenim pencereye dönmüştü kar yağan şiddetini artırırken karımın ağrıması ile açlığımı yatıştırmaya çalıştım, zaten binbaşının evinde kalıyordum ve eğer kalkıp bir şeyler hazırlamaya çalışsam kesinlikle uyanırdı ve tek tük gelen tatil gününü de ben heba etmek istemiyordum.
Etrafta ki sessizliği bozan şey kaldığım odanın şiddetle açılması olmuştu. Üstünde kalın kazağı ile dolabıma sertçe vurmaya başladı.
" HADİ HADİ HADİ ASKER OLMAK İSTİYORSUN AMA HALA YATAĞINDASIN"
Dedi bağırarak, bana dönük olan bedeni kıyafet dolabıma yöneldi ve en ince atletlerimden birini ve şortumu seçip yatağımın yanına bıraktı. Bu incecik kıyafetlerle bu soğukta bu karda ne yapacağını merak ediyordum. Ben hala yatağımda öylece otururken binbaşı öylece oturduğumu ve anlamaz gözlerle baktığımda sabır diler gibi yapıp kıyafetleri alıp bu sefer benim üzerime attı.
" Hadi kalk bunları giyin sana askerlik nasıl olurmuş göstereyim."
Dediğinde bu sefer anlamıştım ama bu incecik kıyafetlerle dediği eğitimi nasıl yapacağımı bilmiyordum ve dışarıda soğukluk beni içten içe daha da korkutuyordu.
" Korkuyor musun ?"
Dediğinde dediği şeylerin sadece beni test etmek için olduğunu anlamam kolay olmuştu. Gözleri vereceğim cevabı biliyormuş gibi bakıyordu belki de biliyordu. Yeni uyanmamdan kalan sersemliğimi üzerimden çoktan attığım için bana oynadığı oyunların hepsini gayet iyi anlıyordum.
" Korkmuyorum ama sen biraz daha burada kalırsan seni zorla dışarı atmak zorunda kalacağım çünkü giyinmemi engelliyorsun binbaşı."
Dediğimde hızla kendini toparlayıp odadan çıktı. Penceremden baktığımda kışın bu soğuğunda dışarıda beni beklediğini gördüm. Asker olmak istiyordum ve olmak için elimden ne geliyorsa yapacaktım, sonucu ölüm olsa bile.
Önümde bana kötü kahkahalarını yansıtırmış gibi bakan ince kıyafetlere baktım, hadi bakalım gazamız mübarek olsun. Giyindikten hemen sonra kapıda giymem için koyduğu postallara baktım. Evet biraz bana büyük geliyordu ama beni askerlik için çalıştıracaktı ve bu normal ayakkabılarımla bu asla olmazdı. Hızla giyip ağır ve sert postalların bağcıklarını bağladım.
Ayaklarım karda sertçe Binbaşı Cahit'in yanına adımlarken etrafımı inceledim. Çam ağaçları dışında diğer ağaçlar yerlerine sinmiş ve kendilerine renkli elbiseler oluşturan güzel kokulu çiçeklerini dökmüşlerdi. Çam ağaçlarını bu yüzden hep sevmiştim, yapraklarını dökmez ve her yağmur yağdığından sonra toprağın güzel kokusu ile birleşip havaya yükseliyordu. Burunlarımızdan geçen koku birini mest edecek kadar güzeldi.
Ayaklarım sonunda karları aşmış ve binbaşının yanına gelebilmiştim. Hava çok soğuktu ve be bu kıyafetlerle zatürre geçirecek gibi titriyordum. Ne kadar titresem de sesimi asla çıkartmıyordum çünkü sesim çıksa bile binbaşı ne yapar ne eder kendini haklı bulacak sözlerini bana gönderirdi.
"Hadi bakalım Asker bahçenin etrafını sırf senin için temizlettim o yüzden şimdi kaymadan, düşmeden 15 tur başla, sadece 25 dakikan var."
GÜNÜMÜZ
Anılarım gözlerimin önünden şerit gibi geçerken yine barfiksime devam ediyordum. Odağım bir yerde toplanmışken onu bozan şey her zaman ki gibi asla spor yapmama izin vermeyen telefonumun zil sesiydi. Çalana- telefonumu bir elime alıp diğer elimle hala barfiksime kaldığım yerden devam ediyordum. Ekrandan arayana baktığımda rehberimde olmayan bir numaraydı. Her an her şey olabilirdi mesleğimiz zorluydu ve eğer çok önemli bir şeyse yabancı numaralar kullanırdık ve buda onun gibi bir şey olabilirdi o yüzden hızla tuşa tıklayıp telefonu cevapladım.
"Alo siz kimsiniz"
Dediğimde karşıdan da ses gelmesini bekledim bir süre sonra ince bir kadın sesini duymuştum.
"Merhaba siz Gülfem Hanımsınız değil mi?"
Dediğinde şüphelenmeye başlamıştım, neden beni soruyordu ki.
" Evet de neden aradınız ve numaramı size kim verdi ? "
Telefonun karşı tarafında olan ince sese sahip kadın dediklerim ile sanki önemli bir şeye kendini hazırlarmış gibi derin bir nefes aldı. Gittikçe bu işten işkillenmeye başlıyordum.
" Sizi hastaneden arıyorum saat 2 de yıllar önce doğdunuz Mardin Özel BOZKURT hastanesine gelmeniz lazım . "
Gerçekten telefon şakası falan mı yapıyorlardı bunlar.
" Neden ? "
" Siz doğduğunuz zaman başka bir kız çocuğu ile karışmış olabilirsiniz o yüzden DNA testi yapılacak. "
Sinirle barfiks bırakıp yere atladım ne demek karışmak ya. Bu kadar sorumsuzluk olabilir miydi ya, çok olağan bir durumdu sanki bu kadar rahat söyleyebiliyordu. Hayatım ya, hayatımı bitirmişlerdi o alçak aile denemeyecek insanlar ama bana burada gelip karıştırıldınız diyorlardı.
"HANIMEFENDİ SİZ NE DEDİĞİNİZİN FARKINDA MISINIZ?"
"Bakın Gülfem Hanım biliyoruz bir hata oldu ama lütfen nazikçe saat 1 de buraya gelin iyi günler" Dedi bende onu cevaplama dan telefonu kapattım.
Ne demek hata ya kafayı yiyeceğim. Ben o kadar şey yaşadım ama bir saniye önce karıştırıldınız deniyor bana, bu gerçekten adil miydi ya, belki ben daha güzel bir hayat yaşayacaktım belki ben çocukluk zamanımda çocukluğumu yaşayabilecektim. Ben 14 yaşımda büyümek zorunda kalmayacaktım. Bazı şeyleri yapmak zorunda kalmayacaktım ben. Sinirden kıpkırmızı kesildiğimi hissediyordum ama çok fazla durmadan hızla baba demeye bin şahit isteyen adamı aradım.
" şerefsiz aranıyor "
" Ne oldu beni mi özledin kızım "
Sesinde ki tondan her zaman ki gibi piç sırıtışını yaptığını gayet net anlayabiliyordum.
"kes, şu karıştırılma işi ne onu söyle bana"
" Hee sen onun için bu kadar dellendin sebebi şimdi ortaya çıktı, eee ne oldu senin bize yakışmadığını anladılar sonunda "
Bu adam yüzünden daha da sinirlenip telefonu kapattım. Hala sinirliydim sinirim geçmemişti. Saate baktığımda saatin 12 olduğunu gördüm. Hızla adımlarımı albayın odasına yönlendirdim. Kapıya girince yavaşça tıklattım. İçeriden Cahit Albay'ın "gel" sesi ile kapıyı açıp içeriye girdim.
"Otur asker" Dediğinde oturmayıp ayakta kaldım. Benim oturmadığımı görünce bu sefer daha sert bir şekilde emir verdi. " Otur asker bu bir emirdir" Dediğinde bu sefer oturmuştum.
" Noldu Gülfem tim hakkında bir sorun mu var?"
Dediğinde kafamı iki yana salladım, keşke tek sorun onlar olsaydı.
"Albayım hastaneden aradılar az önce, doğumumda karışmışı ve hastaneye çağırıyorlar o yüzden izin almaya geldim"
Dediğimde yüzünden onunda şaşırdığını anlayabiliyordum.
"Tamam git bu gün izinlisin" Dedi bende selam verip kapıya yöneldim. Çıkmadan önce adımı seslendiğini duyunca kapıyı geri kapattım.
"Gülfem insanlara çok sert davranma, kim olursa olsun yine de bir şans ver ve sonra beni haberdar et."
Dediğinde kafamı yavaşça salladım ama aile konusunda hala ne yapacağımdan emin değildim.
YÜZBAŞI POYRAZ'DAN
Yeni gelen Üsteğmen bir tuhaftı açıkçası. Albay onu çok övmüştü anladım şimdi niye, gerçekten iyi bir askerdi . Normalde bir askerin çok yorulmasın gereken bir içtimayı o rahatlıkla yapmış hatta daha fazla barfiks çekmişti hem de birazını tek elle.
Sonra telefonda kine bağırdı ve sinirle karargahtan çıktı. Ne olduğunu bizde anlamadık ama olan şeye gerçekten de çok sinirlendiği belliydi.
Aslında ilk başta bu fikre çok sıcak bakmamıştı , sonuçta o bir istihbaratçı ve bir time alışması uzun sürebilirdi. Aslında hala biraz öyle düşünüyorum. Yada biz ona alışabilecek miydik sorun buradaydı, işte bu konu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu.
------------------------
Bu bölümde bu kadardı gençler.
Gördüğünüz gibi tüm bölümleri hemen yayınlamaya bakıyorum sizde daha çok yorum yapıp oy vermeyi unutmazsanız beni çok mutlu edersiniz.
Nasılsınız?
Bölüm nasıldı ?
Bu arada ben burada yazdığım asker marşına bayılıyorum, sizin sevdiğiniz marşlar var mı?
Diğer kitaplarımı da okuyanlar var mı ?
Lütfen hesabımdan yeni yazmaya başladığım Higanbana adlı kitabımı okuyup oy ve yorum yapmayı unutmayınız.
Tatil nasıl gidiyor?
Yüzbaşı Poyraz ?
Gerçek aile ?
Binbaşı?
Olaylar sizce nasıl gelişebilir bir fikriniz var mı?
Kitap güzel mi ?
Bu aralar çok kitap yazmaya çalışıyorum inşallah kitapları mi seviyorsunuzdur.
Lütfen oy vermeyi ve, gerçek fikirler içeren yorumlar yapmayı unutmayın
Kendinize iyi bakın sizleri seviyorum ❤❤