İçeriğe geç

Asker Hacker

Bölüm 3 · 13 dk okuma

Asker Hacker

Bölüm 3

3.Bölüm: Korkuyordum

3.Bölüm: Korkuyordum

Eve gelince hemen dolabıma yöneldim, çok abartı olmadan giyinmek istiyordum. Üstüme beyaz tişört ve mavi kot ceketimi giydim, altıma da siyah bir kot tercih etmiştim, beyaz converselerimi de alıp kapının önüne koydum

Her şeyimi aldığıma emin olduğumda son bir kez aynadan kendime baktım , bence gayet güzeldim ama aynı zamanda da sinirli. Karıştırılması olayı canımı sıkmıştı gerçekten. Anlamıyordum bir bebek nasıl karışabilirdi ya, bebek ya. Tamam daha yeni doğmuş bir bebek ama birbirine karıştırılacak kadar da benzemez ya. Hem kimsenin hayatını böyle karartamazdı, buna hakkı yoktu. Silahımın görünüp görünmediğine baktığımda kot ceketten dolayı zaten silah görülmediği için rahatım.

Benim asker olduğumu bilmelerini istemiyorum sonuçta daha belli değildi ve eğer onların çocuğu çıksam bile asker olduğumu bilmelerini istemezdim çünkü onların kalbi ister istemez asker olduğum için bana alışabilirdi ama ben bunu istemiyordum. Motoruma binmeden önce derin derin nefesler aldım. Kendimi kötü hissediyordum. Böyle bir şeye tanık olmak bile insana kötü hissettirirken ben o olayın tam ortasındaydım ve bu benim canımı sıkıyordu hem de haddinden fazlaca sıkıyordu.

Motoruma binince rüzgarın canlılığı daha net anlaşılıyordu çünkü yüzümü bir tokat gibi çarpan rüzgar asla kendini unutturmuyor ve daha sert şekilde geliyordu. Motora binmeyi her zaman sevmişimdir çünkü motor benim özgürlüğümdü ve ben özgürlüğüne düşkün bir kadındım, bundan tabi ki de oldukça memnundum. Sonuçta herkes özgürlük için çabalayamıyordu. Motorun bana özgürlüğümü hissettirmesinin sebeplerinden biri; ona binince başka hiçbir şey umurumda olmuyordu. O an sadece ben ve rüzgar gibi yolları akıp geçen motorum vardı. Bu hisse aşık büyümüştüm resmen.

ÖZEL BOZKURT hastanesine geldiğimde tedirginlikten ellerim titriyordu bende kendimi sakinleştirip motorumda her zaman bulundurduğum şişe suyumdan büyükçe bir yudum aldım. Vücudum üzerinde ki gerginliği az da olsa atınca küçük bir gevşeme gelmişti. Bu rahatlama hissiyatı bana kendimi iyi hissettirdiği için daha fazla dışarıda beklemeden hastanenin büyük beyaz kapısından içeri girdim. Burnuma dolan hastane kokusu ile yüzümü buruşturmuştum, en nefret ettiğim şeylerden biride bu hastane kokusuydu o yüzden vurulunca bile hastaneye gelmemek için çokça direnirdim.

Saate baktığımda biri beş geçtiğini görmüştüm. Eğer diğer karıştırılan kızın ailesi dakikse veya meraklı o zaman gelmiş olmalılardı. Benim yaşadığım aile ise net erkenden gelmişlerdir, benim onların kanından olmadığımı ne kadar erken duyarlarsa onlar için o kadar iyiydi. Beni sevmelerini istemiştim, hep beni sevsinler diye annem ne derse onu yapmıştım ama olmamıştı. Bazen o çocuk aklımla kendime kızardım acaba ben mi bir hata yapıyorum da ailem beni sevmiyor diye. İşte yaş ilerledikçe insan bunların sadece kendini avutmak için olan boş sözler olduğunu anlıyordu.

Daha fazla belirlenen saate geç kalmamak için sorumlu olan kadınlardan birine DNA testinin nerde yapılacağını sordum.,

"Merhaba ben DNA testi için gelmiştim, nerde olacak test?"

Dediğimde kadın gülümseyerek bana karşılık verdi.

"4. Katta ki ilk oda hanımefendi."

Dediğinde bende "iyi günler" deyip asansöre binip gidecekken vazgeçtim ve merdivenlere yöneldim. Azıcık spor Olurdu biraz da olsun sinirim azalırdı bari. Bastığım her bir merdiven basamağı içime bir öküz gibi oturup orada uzun bir süre kalıyordu. Koskoca Kıdemli Üsteğmen olan ben şuan korkuyordum. Evet biz de askeriz ama bizde korkardık ve şuan ben çok korkuyordum. Çektiğim acıların boşa olmasından çok korkuyordum. Daha 14 yaşımda büyümemin sebebi, mutluluk yerinde acı veren ailenin çocuğu olmamaktan korkuyordum.

Nefes almam zorlaşsa da kendimi toparlayıp merdivenleri çıkmaya devam ettim. Her adımım beni sanki ölümüme götürüyordu. Ölüme yürüyen adımlarım tereddüt bile etmeden 4. kata sonunda ulaşmıştı. Kadının dediği gibi ilk odanın kapısına geldim ve yavaşça tıklatıp içeriye girdim. Tahmin ettiğim gibi Üvey ailem buradaydı. Karşılarında oturan ise muhtemelen karıştırılan diğer kızın ailesiydi.

Boş olan tekli koltuğa oturup içerdekileri incelemeye başladım.

Benimle yaşıt olan yani diğer karıştırmış olan kıza baktım, gayet güzeldi kız. Makyaj yapmasını bildiğini çok belliydi çünkü makyajını çok güzel yapmıştı. Ben ağır makyaj sevmesem de bu konu da kimseyi yargılayacak değildim sonuçta herkes nefret edecek diye bir şey yoktu. Sonra gözüm kızın yanında oturan kadına kaydı. Annesi olmalıydı yada test sonucunda benim bunu bilemem ama kadın yaşına göre çok güzeldi. Gayet ılımlı bir kadındı ama ona çok benzemiyordum hatta aramızda benzerlik bile yoktu. Onun tatlı sarı saçları ile açık renk gözleri varken benim tam tersi koy bir saçım ve koyu bir göz rendim vardı. Ona bakınca etrafa gerçekten de olumlu bir hava yayıyordu ama şuna o gözleri boncuk boncuk dolmuş ve dikkatle bana bakıyordu.

Hemen yanında duran adama baktım, kocasıydı galiba. Kadına baktığımda onların çocuğu olmadığımı anlamıştım ve rahatlamıştım gerçekten ama bu rahatlamam sadece yanında ki kocasına bakana kadardı. Yanında oturan adam ile tıpatıp aynıydım. Dimdik duruşu ile sert bir kişiliği olduğunu çok net anlayabiliyordum. Bakışları benim gibi keskin ve sinirliydi. Yanında gözleri dolmuş olarak bekleyen karısının aksine gözlerinden öfke boşalıyordu.

Daha sonra onun yanında oturan erkeğe baktım. Görünüşüne baktığımda yaşı benden 2 yada 3 yaş küçük gibiydi ama boyu baya uzun gibiydi. Bana diğer iki ebeveyn gibi değil de gözlerinde sinir ile bakıyordu. Ne yaptım lan ben, sanki ben dedim bizi karıştırın Allah Allah. Ön yargıdan nefret ediyordum ve şuna onun bana yaptığı şey tamda buydu. Ben böyle saçma saçma düşünürken doktor boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.

"Evet biliyoruz bu durum iki taraf içinde gerçekten kötü bir durum ama bizde yeni fark ettik o yüzden bu hata içi özür dileriz."

Ben adamın dediğine gülmüştüm, gülüşüm ile herkesin bakışı bana dönmüştü.

"Özür he, zaten küçük hataydı ya değil mi? Sadece iki kızın hayatları farklılaştı, diğer kızı bilemem ama mesela benim hayatım yalan oldu şuan, peki buna ne yapacaksınız özür mü dileyeceksiniz?"

Dediğimde sinirim tekrardan boy göstermişti ve bunu açıkça sesime yansıtmaktan hiç çekinmemiştim.

" Bakın hanımefendi lütfen sakin olun ve bir önce gerçekleri öğrenelim ilk buyurun sizden başlayalım Esra hanım"

Dediğinde karşıda oturan diğer karışmış kız ayağa kalktı. Demek Esra karıştırılan kızın ismiydi. Doktor kan almak için iğneyi çıkarttığın da kızın gözü doldu hemen. Muhtemelen iğneden korkuyordu. Bu normaldi herkes korkabilirdi, ama normal olmayan Üvey babamın tabi baba demeye bin şahit isteyen şahısın gidip hızla kızın elini tutmasıydı normal olmayan.

Evet belki ondan nefret ediyordum ama o kızın elini hemen tutması ile çokça kırılan kalbim bir kez daha küçük parçalara ayrılmıştı. Ben o kadar uğraşmıştım, sırf bana bir kere sarılsın diye kaç gün kendime eziyet etmiştim. Hata yaptığımı sanıp kaç kere kendimi cezalandırmıştım ama o kızı daha tanımadan sahiplenmişti bile. Gerçekten bunca yaşadığım şey yalandı. Benim karşı ailenin kızı olduğum çok belliydi çünkü saçlarım ve gözlerim ayni o adamın ki yani öz babam olacak kişinin ki ile aynıydı neredeyse, yüz tipim ve bakışlarımız arasında ki benzerlik zaten açıkça ortadaydı. Esra da Üvey annem ile tıpatıp aynıydı. Her şey belliydi ama işte sırf kesinleşmesi için yapılıyordu bu test. Peki sonra ne yapacaktım, öylesine hiç bir şey olmamış gibi buradan çekip gidecek miydim yada onlarla mı kalacaktım.

Çektiğim acılara üzülüyordum, kendime verdiğim cezalardan dolayı üzülüyordum ama bir yandan da içim üzülme diyor, sonuçta bu acılarla güçlü olmuştum ben değil mi, birde bu taraftan bakıyordum olaya ama iki ucunda da ayrı bir acı vardı sadece hangisi daha acı diye seçemiyordum.

O kızın kanı alınınca sıra bana geçti, artık ne yapacağımı, ne düşüneceğim bilmediğim için etrafa boş gözlerle bakıyordum. Ne olacaktı bundan sonra hala düşünememiştim. Kolumu yavaşça açtığımda bu kolumda çok bir yara olmadığı için şükretmiştim malum şerefsizler hep koluma çalışma yaptıkları için diğer kolum çok kötüydü. Babalardan da kan alınınca Doktor konuşmaya başladı.

"Normalde 3 günde çıkardı sonuçlar ama Murat bey için 2 saate düşürdük biz bu süreyi. ama zaten her şey belli gibi bence. Şimdi gidebilirsiniz 2 saat sonra herkesle tekrardan burada görüşürüz."

Murat öz babamın adıydı muhtemelen. Kimseyi beklemeden dışarı çıktım. Motoruma bindim . Kaskı takmamla beraber Murat beyin sesini duydum arkamdan sesleniyordu ama biraz hava almaya ihtiyacım vardı gerçekten, o yüzden şuan Kimseyi dinleyemem. Hızla uçurum kenarına geldim. Motora yaşlanarak manzarayı izlemeye başladım. Burası her kafam dolduğu zaman geldiğim yerlerden biriydi, diğer yer ise ya çiftliğim yada dağ evim oluyordu .

Mesleğe ilk başladığım zamanlar yemeyip içmeyip para biriktiriyordum motor için daha doğrusu özgürlüğümüz ta kendisi için. Ta küçüklüğümden beri vardı bu motor aşkı diğer adıyla özgürlük aşkım.

Çiftlik ve dağ evi ise birinin hediyesiydi. Eskiden Mardin de olan ama şuan Urfa da yaşayan çok zengin bir ağa tehdit altındaydı, her yerden tehdit ediliyordu, bende o tehditleri yerinden kaldırıp hayatını kurtarınca bana dağ evini ve çiftliği hediye etmişti. Ee tabi ona gelen kurşunun önüne atlamıştım büyük bir şeydi b . Evet gerçekten çok bonkör bir adamdı o. Normalde böyle şeyleri asla kabul etmezdim, zaten işim buydu benim ama çok fazla ısrar edip zorla elime tutuşturmuştu anahtarları.

.....

Buraya geldiğimden beri yani uçuruma geldiğimden beri 1 saat geçmişti . Artık gitme vaktim gelmişti . Çünkü burası merkeze o kadar yakın bir yer değildi zaten tam da bunun için burası çok huzurluydu. Yavaş hareketlerle bu güzelim manzaraya veda edip motoruma bindim. Kaskımı takıp hızlı bir şekilde hastaneye sürdüm. Anca gelebilmiştim zaten. Diğerleri odaya çıkmışlardı bile. Bende odaya yöneldim.

Kapıyı çalıp içeri geçince hepsinin gözü beni buldu, doktorun konuşması ile hepsi tekrardan doktora döndüler. " Evet Gülfem Hanım da geldiğine göre sonucu açıklayabilirim."

Dediğinde bende önce ki oturduğum karşıda ki tekli koltuğa tekrardan oturdum. Doktor yavaşça elindeki zarfı açtı.

Evet doktor acunun yan çarısı çıktı, zarfı 10 saatte açıyordu. Adam gerilim mi alıyor yoksa gerilim mi yaratıyor belli değil.

" Mustafa Çağan ile Gülfem Akyıldız arasında bir bağ bulunmamaktadır . Murat Bozkurt ile Esra Bozkurt arasında bir bağ bulunmamaktadır. Fakat Musafa Çağan ile Esra Bozkurt arasında %99 bağ vardır , Murat Bozkurt ile Gülfem Akyıldız arasında %99 bağ bulunmaktadır . "

Hih he güzel şimdi de başka bir işim yokmuş gibi birde gerçek aileyle uğraş. Başımda hiç bir dert yokmuş gibi her geçen gün dertler artıyordu. Üvey annem hemen söze atladı

" Ben gerçek kızımı istiyorum, bundan bir şey görmedik bari gerçek kızımızdan görelim."

Dedi eli ile beni işaret etti. Bana mı bu demişti yoksa ben mi yanlış anladım.

Esra

" Bende gerçek ailemi istiyorum"

deyip kimseyi dinlemeden odadan çıktılar. Zaten diğer ailenin Esra'yı istemediği belliydi. Ama neden?

Bende işten sıyrılmak için tam kapıdan çıkacakken Murat Bey konuştu .

"Gülfem yan taraftaki kafede biraz konuşalım mı? "

Dedi, normalde olsa kabul etmezdim ama konuşmak şart olmuştu bu şekilde çıkıp gidemezdim zaten.

"Tamam konuşalım"

diyip onlarla birlikte ben de kafeye yöneldim. Kafeye gelince cam kenarında bir yere oturmuştuk. Gözlerim camdan dışarıya bakıyordu. Böyle birbirimize bakarken ilk söze giren Murat Beyin eşi olduğunu düşündüğüm yani Öz annem olan kadın konuşmuştu .

"Kızım ben annen Asude, buda baban Murat. Diğeri ise senin erkek kardeşin Göktuğ . "

" Bende Gülfem "

Asude Hanım daha fazla beklemeden direk konuya giriş yapmıştı

" Kızım lütfen bizle kalır mısın, çünkü Esra'yı ne kadar büyütsem de hiç benim kızım gibi değildi ve ben kendimi hep kötü hissettim şuan senle yepyeni bir sayfa açıp yaşayabiliriz."

Yeni sayfa he, vay be bu kadar kolay mıydı yeni sayfa açmak. Yeni sayfa açınca birden canım cicim mi olacaktık anlamdım çünkü ben asla geçmişim unutmak istemezdim ve zaten de unutamazdım çünkü geçmişteki acılar bana güç verirdi, öyle kolayca yeni bir sayfa açalım diyince hepsi bir anda silinmiyordu. En azından bende silinmiyordu ve bu benim için gayet geçerli bir sebepti.

"Bakın Asude Hanım benim bir düzenim var sizle gelemem ama eğer isterseniz telefonda yine konuşabiliriz."

Dedim sertçe, kadının bunun dememle ile hemen gözleri dolmuştu.

" Kızım lütfen bari sadece biraz kalsan eğer alışmazsan geri gidersin lütfen, beni evladım dan mahrum bırakma lütfen. "

Bunu ağlayarak söylemişti ve dağlarda kimseye acımayan ben bu kadının gözlerine bakınca resmen vicdanım sızlamıştı. Off ya neden böyle içten ağlıyor bu kadın. Yani evli değildim bu yüzden çocuğumda yoktu ve evlat acısını anlayamazdım şuan olduğu gibi ama bir çok acıyı anlarken bu acıyı hiç mi hiç anlamak istemiyordum diğer acılar bana yeterdi.

Evet ben çok büyük bir bok yiyip teklifi kabul etmek üzereyim.

" Tamam ama eğer alışmazsam gideceğim ."

Hızla başını salladı, şimdi ağlamak yerine yüzünde gülücükler saçıyordu. Ay bu kadın yüzünden hepsi ya, bu aptal vicdanında bir kadına karşı koyamıyor aptal vicdan. Murat beyin ayaklanması ile bizde ayarlanmıştık.

"Hadi o zaman seni evimize götürelim"

dedi bana hitaben. Bende hafifçe başımı sallayıp dışarı çıktım. Şu Göktuğ denilen çocuk muhtemelen Murat Beyin korkusundan ağzını açmıyordu ama bana nefretle bakıyordu. Ay sanki Ben kendisine bayılıyordum.

Murat bey

" İstersen bizle gel motorunu aldırırım ben "

Dediğinde başımı iki yana salladım. Çünkü evden hem bir kaç bir şey almam lazımdı hem de şu aileyi biraz araştırmam lazımdı.

" Aslında ben ilk eve uğrayıp sonra gelirim ya . "

Dedim, Asude Hanım Murat Beyden önce davranıp bana dönüp konuşmuştu.

" Tamam o zaman akşam yemeğine bekliyoruz . "

" Tamam akşam yemeğinde görüşürüz. "

Diyip motoruma bindim. Aslında ilk önce Karargaha gidip Albayla konuşmam gerek sonra da şu aileyi araştırmam lazımdı dediğim gibi. Karargaha geldiğimde direkt albayın odasına yöneldim. Kapıyı tıklattım, içerden "Gel" sesini duyunca daha fazla beklemeden odaya girdim.

Albay

"Gel asker gel bende senle konuşacaktım, otur hadi "

Saygıdan dolayı oturmadım ama her zamanki gibi Albay emir verince boynumuz kıldan ince oluyordu

" Otur asker bu bir emirdir "

" Emredersiniz komutanım " diyip oturdum.

" Ee senin şu aile işi ne ?"

İşte ailenin bir iş olmasıydı sorun ama neyse buna da sabır çekecektik.

" Komutanım işte karıştırmışlar şimdi buluyorlar, öyle DNA testi yaptılar ve gerçekten de karıştırılmışız, diğer kız işte üvey ailem olan Çağanlar ile gittiler benimkilerde beni akşam yemeğe çağırıyorlar, çok ısrar edince de biraz onlarda kalmayı kabul etmek zorunda kaldım"

Dediğimde başını olumlu anlamda salladı.

" Ne yapmayı düşünüyorsun istersen izin vereyim zaten hiç izin kullanmıyorsun git 2 hafta yat dicem ama şu operasyon var olmaz. "

Dediğinde hızla başımı olmaz anlamında salladım. Allah korusun valla, izin olursa ben duramam tekerlemede ki gibi dağa kaçardım. İzin bana diğerlerinin aksine yaramazdı. Hem izinimi nadir kullanmamın nedeni de kimsem olmayışıydı. Tanıdığım, kardeş dediğim çok yakın dostlarım vardı ama onlarla da çoğu zaman çakışamıyorduk bende artık izinlerimi kullanmaktan vazgeçmiştim. Hem izin kullanınca dağda ki itleri öldürmeyi özlüyordum.

"Yok komutanım benim izin kullandığım nerde görülmüş."

Dediklerim ile gülmüştü.

"Oda doğru neyse alıştın mı time?"

Evet muhteşem konu tim. Alıştım mı alışmadım çünkü alışmak için onlarla konuşmam lazımdı ama daha hiç biriyle o kadar fazla konuşmamıştım. Yani biz istihbaratçılar hep gözlemlerdik genelde konuşma işini yapmazdık. Gözlemle bilgi al ve yok et, bu işte muhteşem bence.

"Çok vakit getiremediği için tam alışamadım ama hepsi iyi insanlara benziyorlar."

"O zaman hadi sen gidip timle kaynaş "

dedi bende odadan çıkıp dinlenme odasına girdim. Ama sadece Kılıç Timi vardı. Olsun bu işime gelirdi zaten. Daha az insan daha az soruyu getirirdi ve buda benim için çok iyiydi çünkü bana sorulan sorulardan nefret ederdim. İçerde Poyraz komutan da olduğu için esas duruşa geçtim.

Poyraz komutan

" Rahat asker hoş geldin gel otur."

Dedi, bende başımı sallayıp boş olan bir yere geçtim. Hepsi kendi arasında takılıyordu ben geldiğimde. Normalde daha yüksek sesle konuşuyorlardı ama niyeyse ben gelince seslerini kısmışlardı. Evet tabi ki de seslerini kısarlar çünkü benim nasıl bir tepki vereceğimi bilmiyorlardı, yani bu konuda onları suçlayamazdım sonuçta bende öyleydim. Ama yinede sormak istedim beni yanlış anlamamaları için.

" Ben gelince niye sesinizi alçattınız rahat davranın lütfen."

Dedim, Oğuz söze atladı hemen

"Yok Gülfem komutanım şey bu terbiyesizler beni de aralarına almışlar terbiyesiz terbiyesiz muhabbet ediyorlar benim de psikolojim bozuldu."

Dedi, tabi bunu demesiyle hepsi ona öldürücü bakışlar atmaya başladılar. Bende alt dudağımı ısırmış gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Benim tam karşımda oturmuş telefonu ile ilgilenen Poyraz komutanın da hali benden aşağı kalır değildi. Hayret Poyraz komutanı ilk defa böyle görüyordum.

Aras

" Lan mal sussana şimdi yanlış anlayacak "

Telaşla konuşması ile bu sefer timden Kerem Poyraz yüzbaşıya bakarak konuşmuştu. " Ya Poyraz beni bunların yanında al ya kafayı yiyeceğim şimdi." Dediğinde Poyraz komutan da gülmemek kendini sıkarak zorla konuştu

" Yusuf bırakın Keremi."

Demesiyle Yusuf Keremi hemen itip düşürdü.

Kerem

"Lan it niye itiyon sen hem ben senin rütbe olarak üstünüm banan karşı saygılı olmalısın, yeter bıktım ben bu muameleden."

Yusuf

" Emredersiniz Komutanım"

Dedi, komutanım kısmına bilerek bastırmış gibiydi, hatta gibi değil öyleydi.

Bu defa Üsteğmen Kerem ile Poyraz yüzbaşı bir terörist hakkında konuşuyordu. Bende sıkıldığım için şu gerçek ailemi araştırayım biraz. Bakalım şu Göktuğ denilen çocuktan başka kardeşim var mı acaba, umarım çok yoktur bide onların önyargıları ile uğraşamazdım sonuçta koskoca insanlar kalkıp ta dövecek değildim ama yok ya bir şey olmaz bir iki yumrukla ölmezlerdi.

-----------------------

Bu bölümlük bu kadar gençler nabersiniz ?

Sizleri seviyorum,

Kendinize iyi bakın.

Diğer bölümde görüşmek üzere.

❤️❤️❤️

Bölüm sonu

2 yorum