Arat
Telefonumdan gelen bildirim sesleri ile uyandım. Mihrimah mesaj atmıştı.
Günebakan: "Pst! Uyudun mu, Arat komiser?"
"Huu huu! Sesin soluğun çıkmıyor."
"E günaydın komiser, sabah oldu, uyan artık."
"Günaydın, Mihrimah hanım, erkenciyiz.
Günebakan: "Hele şükür uyandın. Şoktan çıkamadın mı?"
"İtiraf ediyorum, beni ilk defa görmüş olmana rağmen nasıl tanıdın şaşırdım."
Günebakan: "Masalar çok uzak değildi. Sesiniz duyuluyordu, başta isim benzerliğidir diye düşündüm, ama Batu' nun masaya bıraktığı nottan sonra kesin olarak emin oldum diyelim"
"Bir dakika! Batu, masaya o notu Mahinur için bırakmamış mıydı? O çenesi düşük herif ne yazdı acaba? ULAN BATU! ÇİĞ ÇİĞ YİYECEĞİM SENİ!"
Günebakan: "Sadece Mahinur için yazmamış, bana da senden bir mesaj iletmiş. Senin beni bu beladan kurtaracağını zaten biliyorum. Ayrıca belirtmesine gerek yoktu."
"Bu yine de onu gebertmeyeceğim anlamına gelmez."
Günebakan:"Sakin ol, champ. Mahi onun ifadesini alır. Tabii önce beni sorguya çekecek ama.. Neyse. 😊"
"Bugün ne yapacaksın?"
Günebakan: "Bitirmem gereken bir makale var, onunla uğraşacağım, sonra belki Mahi ile takılırım. Bana savunma konusunda ders veriyor da. Ee, sen ne yapacaksın?"
"Bugün emniyete geçeceğim, belki yeni gelişmeler vardır. Kolay gelsin."
Günebakan: "Sana da. 😊"
Mesajlaşmamız bittikten hemen sonra Dilaver aradı, sesi telaşlı geliyordu.
-Alo? Koçum, hayırdır sabah sabah?
-Komiserim, rahatsız ediyorum ama, Khaos davasında önemli gelișmeler var.
-Tamam, geliyor musun? Burada konuşalım.
-Yoldayım, komiserim.
Dilaver gelene kadar, kahvaltı hazırlayıp, Batu'yu uyandırdım. Kahvaltı yaptıktan sonra, Dilaver'i beklemeye başladık. O gelince, elindeki kalın dosyayı masaya koydu. Dosyanın kapağında Mihrieda Baydar ismi yazıyordu.
Ben bunun konumuz ile alakasını anlamaya çalışırken, Dilaver bombayı bıraktı.
-Komiserim, Mihrimah ve Mahinur, aslında Koroğlu. Kalender değil.
-Ne diyorsun sen, Dilaver? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
-Komiserim, hepsi dosyada yazıyor. Kayahan'ın kızlarla olan bağlantısı bu. Kudret șerefsizinin Kayahan'ı düşman etmeye çalıştığı kardeşleri, Mihrimah ve Mahinur. Anneleri ise Mihrieda hanım, doğumdan kısa bir süre sonra öldürülmüş. Kızları ise emekli Albay Behçet Kalender ve eşi Sevgi hanım tarafından büyütülmüş.
-İyi de, neden böyle bir şey yapsın? Ayrıca neden dosyada Baydar olarak geçiyor? Evli değiller mi?
-Mihrieda hanımı yanında zorla tutmuş da ondan. Evlilik falan hak getire.
-Aklıma bir şey geliyor ama, inșallah değildir. Yoksa bulduğum yerde kevgire çevireceğim o herifi, Dilaver.
-Sandığın gibi değil, zorla tutmuş dediğim, kadını yalanlarla kandırarak yanında tutmuş. Verdiği vaatlere Mihrieda hanım artık inanmamaya başlayınca, o da böyle haince bir plan yapmış. Aklınca onu cezalandırmıș yani.
Öfkem, her an patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Dosyayı kapattım.
-Kayahan'ı bulacaksınız, Dilaver! Madem, gerçekleri açığa çıkarmaktan bahsediyor, o zaman biz de ona gerçekleri anlatırız.
-Anlaşıldı. Onu bulacağız.
Dilaver, evden ayrıldıktan sonra, öfkemi daha fazla içimde tutamadım. Evin içinde volta atıp duruyordum.
-Duyuyorsun değil mi, Batu? O alçak herif, tek seferde kaç hayatı mahvetmiș? Delireceğim!
-Sakin ol, kardeşim. Önünde sonunda o gerzek herif nasıl bir kumpasın içinde olduğunu anlayacak.
-Anlayacak, Batu. Bu elimde gördüğün dosyayı, o tas kafalı herifin gözünün elifine sokacağım!
Saatler sonra güç bela sakinleșebilmiștim. Acilen Kayahan Koroğlu denen o tas kafalı herifi bulmam gerekiyordu. Daha da önemlisi, Mihrimah ve Mahinur'a gerçekleri nasıl anlatacağımı düşünmeliydim.
Dosyayı defalarca kez okudum, Ferzin hanımın hâlâ hayatta olduğunu ancak sağlık durumunun pek iyi olmadığını öğrendim. Dilaver, büyük ihtimalle sinirli olduğum için dosyadaki her şeyi anlatmamıştı.
Mihrieda hanımın iki de kız kardeşi vardı, Mihrișah Kaplan ve Mahperi Cebesoy. Ne var ki, bu iki kız kardeșten yalnızca Mahperi hanım hayatta kalabilmiști, Mihrișah hanım, pençesine düştüğü kalp rahatsızlığı yüzünden hayatını kaybetmiști. Evli olduğu kişinin adını gördüğümde küçük çaplı bir şaşkınlık yaşamıştım.
-Batu, çabuk gel şuna bak! Ne bulduğuma hayatta inanamazsın!
Batu, şaşkınlıkla yanıma oturdu. Ona bulduğum bilgiyi gösterdim.
-Nasıl ya? Şimdi bizim Mesut Bașkomiser, kızların eniştesi mi?
-Öyle görünüyor. En azından Mihrișah hanım vefat edene kadar öyleymiș.
-Tașlar yerine oturuyor. Bu bilgi, Bașkomiserin tavırlarını açıklar. İnsanın sevdiği birini kaybetmesi çok acı be Arat. Sen de bilirsin. Şahsen ben ay yüzlümü kaybetmenin ihtimaline bile dayanamıyorum.
Elbette biliyordum. Kardeşim, Adel'in sevdiği biri vardı. Pamir Bolat. 3 Silahșörlerdik biz. Ben, Batu ve Pamir. Pamir ile Adel'in tanışmasına annem vesile olmuştu, ben de her abi gibi kıskançlık yapmıştım ancak annem itirazlarımı ağzıma tıkmıștı. Bu tanışmanın ardından, Pamir ile Adel'in tavırlarının değişmeye başladığını fark etmiştim. O zaman anlamıştım ikisinin birbirini sevdiğini.
Annem de ağzımın payını vermişti ya, ses edemiyordum. Pamir bir günü masama gelip, bir cesaret itiraf etmişti Adel'i sevdiğini. O gün, onu sert bir dille uyarmıștım.
Pamir, Adel'in mutluluğu için çok çaba sarf ederdi. Kendi canını düşünmezdi hiç, önceliği hep Adel olurdu. Evlenecekleri günün hayalini kurarken, Pamir, aldığımız o acı haberle kahrolmuștu. O acı haykırıșlarını asla unutamıyorum.
(7 Yıl Önce)
Koroğlu, başımıza bela olmuştu. Kudret'in hedefi bendim, ailemdi. Adel ve Pamir, evlenme hayalleri kuruyordu. Hatta, eșek herif, benimle uğraşıp dururdu. "Düğünümüzde karşılıklı Çökertme oynayacağız." derdi. "Dayı olup, yeğenlerine bakacaksın." derdi.
Adel'in kaçırıldığı haberini aldık. Kahrolmuștuk. Onu kurtarmak için çok çaba sarf ettik. Aramadığımız yer kalmadı, şehrin altını üstüne getirdik. O alçak herif bizimle resmen alay ediyordu.
Yüzü tanınmaz halde bir ceset buldukları haberini aldık. Üzerinde Adel'in eşyaları ve kimliği vardı. Onun ölümü bizi kahretmiști. Aksi ihtimalleri sorgulayacak durumda değildik hiç birimiz. Öldüğünü kabullenmek zor oldu. Ancak başka çaremiz yoktu. Kabullendik...
(Günümüz)
Şimdi düşünüyorum da, belki de Kayahan bunların hiç birini bilmiyor. Öyle ya, daha küçük yaşta oğlunu kendi annesinden, kardeşlerinden nefret edecek raddeye getirebiliyorsa, kim bilir onu hangi yalanlarla manipüle etmişti?
Kafamı iki yana sallayıp, düşüncelerimi susturdum. Kararım kesindi, Kayahan Koroğlu'nu bulur bulmaz, onun istediği gibi gerçekleri konuşacaktık. Bakalım hangi gerçek daha ağır gelecek?
Dosyadaki her bilgiyi bir kere daha gözden geçirdikten sonra bu konuyu Mesut Bașkomiser ile görüșme kararı aldım. Bütün hikayeyi bir de ondan dinlemeliydim. Telefonu alıp, bașkomiseri aradım.
-Alo? Arat, hayırdır oğlum? Bir vukuat mı var?
-Bașkomiserim, sizinle önemli bir konu hakkında konuşmam gerek.
-Anlaşıldı, geliyorum.
Telefon konuşmamız bittiğinde, Batu, sıkıntı ile bana bakıyordu.
-Hadi bașkomisere durumu anlattık diyelim. 1-Ferzin Baydar ve Mahperi Cebesoy'a durumu nasıl açıklayacağız? 2-Kızlara bu gerçekleri ne zaman anlatmayı düşünüyorsun?
-Bilmiyorum, Batu. Önce bütün hikayeyi iyice bir öğrenmemiz lazım. Sonra kızlarla konuşuruz. Öncesinde, Kayahan denen o dingili uykusundan uyandırmamız lazım.
Kısa bir süre sonra, bașkomiser geldi. Elimdeki dosyayı gördüğünde, yüzünün solduğunu fark ettim. Onun bu davayla ilgili bildiği bir şeyler olmalı.
-Çocuklar, neler oluyor? Bu dosya nereden elinize geçti?
-İçeri geçin, bașkomiserim. Koroğlu davası ile ilgili anlatacaklarımız var.
Bașkomisere her şeyi en ince detayına kadar anlattık. Adamcağızın gözleri dolu dolu oldu, belli ki herkes kızları öldü biliyordu.
-S.. Sen... Sen ne diyorsun, Arat? Karım, Mihrișah'ım son nefesinde bile onların adını sayıkladı. Sen şimdi kalkmış, bana onların yaşıyor olabileceğini mi söylüyorsun?
-Evet, efendim. Adresleri de mevcut.
-Baldızım, Mihrieda'nın ölümünden sonra, karımın hastalığı, çektiği üzüntü ile daha da ağır bir hale geldi.
Duraksadı, parmağındaki alyansa bakıp, buruk bir şekilde gülümsedi. Anlatmaya kaldığı yerden devam ettiğinde, sesi titriyordu.
-Tanıșmamıza, kısmen Mihrieda vesile olmuştu. Bu yüzden ona hep minnettardım, bir vukuatla ilgili ifade vermeye gelmişti... Onu ilk gördüğüm an, her ne kadar belli etmesem de, ona çoktan teslim olmuștum, aşkın ateşinde cayır cayır yanıp tutuștum günler, geceler boyu. En sonunda, bir akşam vakti, tutamadım kendimi daha fazla, dayandım kapısına. Duygularıma karşılık verdiğinde, benden mutlusu yoktu.
-Bașkomiserim, üzülecekseniz anlatmayın. Yaranıza tuz basmak istemeyiz.
Elini hayır dercesine salladı. Gözlerinden akan iki damla yaşı sildi.
-İçimde taşıdığım bu yük artık bana ağır geliyor, çocuklar. Bırakın anlatayım. Bir daha birine bunu anlatacak mecalim olmayabilir. O zamanlar diğer baldızım Mahperi de evlilik arefesindeydi. Anneleri Ferzin hanım, bizim ilișkimizi onaylamıștı. İş ciddiye binince, çifte düğün yaptık. O gün, hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Çok mutluyduk. Nur topu gibi iki evladımız oldu. Ancak, bu mutluluğumuz ne yazık ki pek uzun sürmedi. Mihra ve Mihran daha küçükken ortaya çıktı bu kör olası hastalık. Önceleri durumu o kadar kötü değildi. Kendine dikkat ediyordu. Ne var ki, kardeşinin ölümünden dolayı duyduğu üzüntüyü hasta kalbi kaldıramadı. Üstüne bir de yeğenlerimizin öldüğüne inanmıștık. Üçünün de...
-Bir dakika, kimse Kayahan'ın yaşadığını bilmiyor muydu?
-O şerefsiz Kudret, pişkin pişkin bize hepsini geberttiğini söyledi. Kimliği belirsiz 3 bebek cesedinin fotoğrafı yolladı. Ne düşünmemizi bekliyordun, Batu? Yașıyor olduklarına dair ufacık bir kanıt dahi bırakmamıș o alçak!
Sesini birden yükseltmiş, sıktığı yumruğunu sertçe masaya vurmuștu. Kısa bir sessizliğin ardından sakinlești.
-Ben pes etmiştim ancak, Mihrișah benim aksime umudunu hep korudu. Umudu, çektiği acılardan büyüktü. Ne yazık ki, bütün gerçekleri öğrenmeye yetmedi ömrü. Onları sayıkladığı gecenin sabahında, kollarımda cansız bedeni duruyordu.
Dayanılmaz bir acılar zincirinde boğulan tek kişi ben değildim, bunu anlamıştım. Kudret Koroğlu, yapabileceği her şekilde bir çok insanın hayatını mahvetmiști.
Mesut Bașkomiser, bir elini benim omzuma, diğer elini de Batu'nun omzuna koydu.
-Beyler, bu dava sizde. Bugün beni yılların yükünden kurtardınız. Ancak, attığınız her adımı rapor edeceksiniz. Kudret alçağı ile de ben yüzleșeceğim, yılların hesabını kapatacağım.
İtirazları kesin bir dille reddetti ve evden ayrıldı. Batu, telefon geldiği için yanımdan uzaklașırken, ben de dosyaya biraz daha çalıştım. Bir adres, bir ipucu bulmaya çalıştım ancak nafile.
Sanki yer yarıldı da yerin dibine girdi bu herif. Bana ulașması için beyimizin keyfini de bekleyemem. Bir yolu olmalı, ama ne?
Onun da öncesinde, Mihrimah'a gerçekleri anlatmam lazım. Bu yüzden, sıkıntı ile oflayarak, telefonu elime aldım. Bu mesajla anlatamayacağım kadar ciddiydi. O yüzden onu aramaya karar verdim.
-Alo? Komiserim? İlk telefon konuşmamız olacak bu, biliyorsun değil mi?
-Mihrimah, ilk telefon konuşmamızın böyle olmasını istemezdim, ama konu ciddi.
-Fark ettim, sesin kötü geliyor. Bir șey mi oldu?
-Konu seni ve Mahinur'u ilgilendiriyor.
Ben bunu nasıl söyleyeceğimi düşünürken, Batu çoktan konuşmasını bitirmiş, yanıma oturmuştu.
-Mihrimah, Batu ben. Ay yüzlüm yanında mı? Yanında ise lütfen telefonu hoparlöre al. Konu önemli.
Kısa süreli sessizliğin ardından, Mahinur'un da sesini duymamızla birlikte, Batu'nun da canının benim kadar sıkıldığını fark ettim. İçinde bulunduğumuz durum gerçekten berbattı.
-Neler oluyor? Anlatacak mısınız artık?
-Kızlar... Hiç, gerçek ailenizin kim olduğunu merak ettiniz mi?
-Bir dakika! Siz nasıl öğrendiniz? Gerçek ailemizin kim olduğunu biliyor musunuz?
-Biz de yeni öğrendik.
-İyi de, bunun Mihri'nin başındaki bela ile ne alakası var?
-Yanlışın var, sadece Mihrimah değil, senin de başına bela. Ayrıca...
Batu ile ikimiz birbirimize baktık. Bunu söyleyip söylememek konusunda kararsızdık. En sonunda, bunu söylemenin daha mantıklı olduğuna karar verdik. Batu, söze girdi.
-Ay yüzlüm, Khaos yani Kayahan Koroğlu, aslında sizin öz abiniz.
-Bu doğru, Mihrimah. Emin ol, o da iddia ettiği gibi bütün hikayeyi bilmiyor.
İkisi de eş zamanlı olarak "NE?!" Diye bağırdı. Beklendik bir tepkiydi. Bütün bildiklerimizi alıştıra alıştıra en baştan anlattık.
Telefonun diğer ucunda kısa süreli bir sessizlik oldu. Böyle olacağını tahmin etmiştik. İlk olarak Mahinur tepki verdi. Sesi biraz sert çıkıyordu.
-O biyolojik atığı boșver, baba demeye bin şahit lazım. Abi meselesini de daha sonra konuşuruz. Bana şunun cevabını verin, o atık herif diğer akrabalarımıza bir zarar verdi mi?
-Ay yüzlüm, bunu sana nasıl desem bilemiyorum. Anneannen ve teyzelerinden biri hayatta.
Mahinur, Batu'nun dediklerini anlamış olacak ki, konuşmaya son noktayı koydu.
-Anlaşıldı, yarın müsaitseniz detayları emniyette konuşuruz. Olur mu? Bunları hazmetmemiz gerek.
-Sorun değil, bu gerçekleri telefonda öğrenmenizi istemezdik ama ne kadar erken bilirseniz o kadar iyi diye düşündük.
-Yüz yüze konuşunca da aynı şeyleri hissedecektik zaten, bunu kafanıza takmayın. Şu an daha önemli sorunlarımız var.
-Haklısın, yarın emniyette görüşürüz o zaman.
-Görüşürüz.
Telefon kapandığında, ikimizin de omuzundan büyük bir yük kalkmıştı.
-Ee, şimdi ne yapıyoruz?
-Sen şu hamile kadınları avlayan katilin dosyasına geri dön, Batu. Bakalım katilin, Koroğlu ile bir bağı var mı, yoksa ona mı özeniyor?
-Sen ne yapacaksın?
-Ferzin hanımı ziyaret edeceğim. Gerçekleri bilmeye hakkı var.
-Kadıncağız kalpten gitmese bari.
-Umarım gitmez.
-Bol şans, dostum.
-Sana da, Batu. Bana haber vermeyi unutma.
-Tamamdır.
Portmantodan ceketimi ve diğer eşyalarımı alıp, evden çıktım. Aracı Ferzin hanımın kaldığı hastaneye sürdüm. Hastaneye gittiğimde, şansa bakın ki Mahperi ve İlhan Cebesoy çifti de oradaydı.
Derin bir nefes alıp, soğukkanlı bir şekilde odaya girdim.
-Ferzin Hanım, geçmiş olsun. Ben, İstanbul Cinayet Büro'dan Komiser Arat Haktanır.
-Sen, Mesut eniștemin bahsettiği genç olmalısın.
Mahperi hanıma döndüm ve dediklerini onayladım.
-Evet, Mahperi hanım. Kendisi benim üstüm olur. Sizin ile konuşmam gereken önemli bir mevzu var.
-Seni dinliyoruz, Arat.
-Ferzin hanım, öğrendiğim kadarıyla rahmetli Mihrieda hanımın 3 çocuğu varmış.
Ferzin hanımın gözleri doldu. Titrek çıkan sesiyle, bana onların öldüğünü söyledi. Zavallı kadın, onca sene bir yalan uğruna bu kadar acı çektiğini bilmiyordu.
Sıkıntı ile ofladım ve gerçeği en başından anlattım. Verdikleri tepkiler tahmin ettiğim gibiydi. Ferzin hanım biraz daha sakin ve mutlu karşılamıştı bu durumu. Onların hayatta olduğuna çok sevinmiş görünüyordu.
Mahperi hanım ise küçük çaplı bir şaşkınlık geçiriyordu. Kısa bir süre hiç tepki vermedi. Önce gözleri doldu, sonra ise gülerek bana sarılıp, teşekkür etmeye başladı.
-Arat, sana ne kadar teşekkür etsek az gelir. Bizi yılların acısından kurtardın, oğlum.
Bir ailenin acısını dindirebilmiș olmanın verdiği rahatlamıșlık hissi ile rahatladım. Hastaneden ayrılırken, neredeyse duygusallașacaktım. Arabaya bindiğimde, Batu'dan gelen mesajla, bütün huzurum kaçmıştı.
"Dostum, emniyete gelmen gerekiyor. ACİL! Kaya Han Koroğlu ile ilgili önemli bir gelişme var!"