Mihrimah
Arat'ın beni aradığını görünce merakla karışık garip bir heyecan sarmıştı beni. İlk defa onun sesini duyacaktım. Mahinur da benim yanımda oturuyordu, hoparlöre almamı söyledi.
Dediği gibi yaptım ve aramayı hoparlöre aldım. Arat ve Batu'nun anlattıklarıyla ikimiz de şaşkına dönmüştük. Khaos'un gerçeklerden kastının ne olduğunu öğrenmiştik.
Üstelik hayatta olan bazı akrabalarımız da vardı. Bizi en çok sevindiren buydu. Konuşma bittikten sonra, Mahperi, bizi büyüten aileden kalma evimizin içinde tam anlamıyla ava çıktı. Bir çeşit delil arıyordu.
Derken bir kutu buldu, el birliğiyle kutuyu kaldırdık ve salona geçip, kutuyu karıştırmaya başladık. Fotoğraflar, bebek kıyafetleri ve daha bir sürü küçük, antika olduğu belli olan eşya ile karşılaştık.
-Mihri, bunlar bizimkiler değil. Baksana, fotoğraftaki kadına ikimiz de çok benziyoruz.
-Bak, bu da abimiz olmalı.
-Yani Khaos.
-Evet... Resmen ayakta uyutulduk ve onun bile haberi yok.
-Peki ne yapacağız, kardeşim?
-Gidip, bilmediğimiz her şeyi öğreneceğiz. Ancak bunu yarın yapalım olur mu? Şimdi yapacak çok işimiz var. Unuttun mu? Eğitimlerin devam ediyor küçük hanım, marş marş!
İkimiz de gülümseyerek kanepeden kalktık ve kahvaltı+hazırlık faslından sonra, salona gidip, eğitimlere kaldığımız yerden devam ettik.
Neyse ki eğitimlerimde ilerleme kaydetmiștim. Mahi'nin olumlu yorumlarını duymak da gaza getirmişti beni. Ara ara kafaya alır gibi oluyordu tabii.
-Șu hallerini Arat görse var ya, hey yavrum hey.
-Ne olurmuş görse? Adam benden etkilenecek değil ya? Hollywood iși aksiyon filmi mi bu?
Mahi, göz devirerek yanıma geldi.
-Ne alakası var? Sen etkilenilmeyecek biri misin? Ayrıca arif olan anlar, adamın sana bakarken içi gidiyor. Görmedim mi sanıyorsun?
-Ciddi misin? Bana öyle mi bakıyor?
-Evet, gözlerinden kalpler çıkıyor ama farkında değilsin.
Güldüm. Bana akıl verene de bakın. Kendisi Batu beyin ona olan tavırlarına inanmamakta ısrar ediyor.
-Bana diyene kadar kendine bak. Batu'nun seni gerçekten sevdiğine inanmamakta diretiyorsun.
-Sence gerçekten beni seviyor mu?
-Bu kadar da saf olunmaz. Kaç defa salona geldi ve gözü senden başkasını görmüyor.
Mahi, bu dediklerimi düşünedursun, ben de bulduğumuz eşyaları inceledim. Bir yandan da Arat'ı düşünüyordum. Zaten aklımdan çıktığı yoktu ki beyefendinin.
Benim tek istediğim, peșimizdeki Khaos belasından kurtulmakken, şimdi öğrendiğim gerçekler ve
Arat ile yaptığım konuşmalarla kafam iyice allak bullak olmuştu.
Acaba Khaos'un bahsettiği gerçekler bunlar mıydı? Belki de...
Peki, Arat'ın aklımdan çıkmıyor oluşunun sebebi neydi? Neden ona bu kadar güveniyordum? Sadece polis olduğu ve bana yardım ettiği için mi? Yoksa kalbimi ona kaptırmaya mı başlıyorum?
Eğer öyleyse, ikizim gibi bunu inkar etmem de... Ya Arat bana karşı aynı hisleri beslemiyorsa? İyice saçmaladım, hem bunu sormadan, konuşmadan bilemem ki.
Kafamda kurmayı bir kenara bırakıp, kutudakilere baktım. Doğum belgelerini buldum, isimlerimiz değișmemiști ancak kimlikteki doğum tarihimiz ile belgedekiler tutmuyordu. Yani Batu ve Arat'ın dedikleri doğru olabilirdi.
Anlaşılan o ki yarın yapacağım ilk iş, emniyete uğramak olacaktı. Mahi'yi hafifçe dürttüm ve yarınki dersi ertelemesini, emniyete gideceğimi söyledim.
Tabii ki de Mahi beni tek başıma hayatta emniyete yollamazdı. Kendi derslerini erteleyip, benimle geleceği konusunda ısrar etti.
Ertesi gün, ikimiz de hazırlandık ve emniyete gittik. Şansımıza, karşımızda Bașkomiser duruyordu. Bizi gördüğünde duygusallaștı, gözleri doldu. Arat'ın dedikleri aklıma geldi. Gülmemek için kendimi tuttum. Vay be, meğer bir eniștemiz Bașkomiser Mesut Kaplan'ın ta kendisiymiș. Ne yalan söyleyeyim, bir gururlanmadım değil.
-Hoșgeldiniz, kızlar. Sizi nihayet karşımda canlı görmek çok güzel.
Bunu söylerken sesi titriyordu. Kıyamadım ve ona sarıldım. Mahi de sarıldı. Ciddi durduğuna bakmayın siz. Böyle bir konuda duygusallığına engel olamazdı.
Sarılma faslından sonra, Mesut Bașkomiser ikimize şöyle bir baktı.
-Annenize çok benziyorsunuz... Keşke Mihrișah'ım da sizin büyüdüğünüzü görebilseydi...
İkimizin de yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Onun bizi son nefeste bile düşündüğünü biliyorduk Arat ve Batu'nun anlattıklarından.
Mesut enişte, bizi ofisine götürdü. Masasında, hiç tanıma fırsatı bulamadığımız teyzemiz ile olan fotoğrafı duruyordu. Konumuzla ya da geliş sebebimiz ile tamamen alakasız olsa da, yazacağım yazıya ilham verebilecek bir aşk hikayesiydi onlarınki bana kalırsa.
Mesut eniştemizi dinlerken; istemsizce düşündüm, teyzelerimiz aşktan yana şanslıydı, Mihrişah teyzem en azından son anına kadar eniiştem ile mutlu bir hayat sürmüştü. Mahperi teyzem ise şükürler olsun ki hayattaydı ve o da güzel bir aile kurmuştu, peki ya annem? Neden mutluluk onun payına düşmemişti? Neden eceline yürümek zorunda bırakılmıştı? Bu soruların cevabını o kadar merak ediyorum ki...
-Mihrimah? Daldın gittin, yeğenim, iyi misin?
Eniştemin sesiyle kendime geldim ve kafamı olumlu anlamda salladım. Mahinur araya girdi ve merak ettiğim şeyi sordu.
-Enişte, şey... Annemizin mezarı nerede? Biliyor musun?
-Biliyorum, kızlar. Bir gün söz veriyorum onun mezarına götüreceğim sizi. Bu aralar abiniz olacak o aynasız sazanın yerini bulmakla uğraşıyoruz.
İkimiz de buna kahkahalarla güldük.
-Aynalı sazan olmasın o, enişte?
-Yok, aynalı olsa bile biraz aklı olurdu. O yüzden aynasız sazan.
Biraz daha kahkahalarla güldükten sonra, eniştem konuyu değiştirip, Mahinur'u Batu konusunda sorguya çekmeye başladı.
-Ee, anlat bakalım. Batu ile aranızda neler olup bitiyor?
-Ne olacak, enişte? Kapımı așındırıp duruyor. Mihri'ye sor. Kendisi şahit.
Sinsice gülümsedim. Şimdi elime düştün, Mahi.
-Șahidim, enişte. Mahi, gözümün önünde Batu'yu bir güzel tepeledi. Batu, ikizime açık açık yürüdü ama Mahi bir türlü pas vermiyor.
Mahi bana korkunç bakışlar atsa da omuz silktim. Eniştem, bıyık altından gülmeye başladı.
Mahi ise hemen kendini savunma moduna almıștı.
-Enişte, Batu'nun bana aşık olduğu falan yok. Eminim 3-5 güne benden bıkar.
Mahinur'un ciddi anlamda, benim bilmediğim bir sebepten ötürü güven sorunu olduğunu düşündüm. Çünkü, Batu'nun ona olan bakışlarını gözlerimle görmüştüm. Eniştem de benimle aynı fikirde görünüyordu.
-Mahi, kızım bu meslekte öğrendiğim bir şey varsa, o da hiç bir şeyin göründüğü ya da bizim sandığımız gibi olmadığıdır. Batu'yu tanımadan kesin hüküm vermemeni tavsiye ederim, yeğenim.
Mahi, kısa bir sessizliğin ardından kabul ettiğinde rahat bir nefes aldım. Biraz daha konuştuktan sonra, oradan ayrıldık. Mahi, salonda biraz vakit geçireceğini söyledi. Ben ise eniștemden aldığım adreslerden ilkinde yazan hastaneye gittim.
Orada anneannemiz ile tanıșacağım için aşırı heyecan yapmıştım. Acaba beni hatırlayacak mıydı? Ya da ne tepki verecekti? Hastaneye vardığımda, onun odasını bildiğim için danışmaya sorma gereği duymadım ve direkt onun yanına çıktım. Sabırsızdım.
Derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Oradaydı... Çok bitkin görünüyordu. Durumu tahminimden kötü olmalı. Başucundaki sandalyeye oturdum ve dikkatli bir şekilde elini tuttum.
Feri gitmiş, yaşlı gözleri ile bana baktı. Kısık, titrek bir sesle "Kızım... M... Mihrieda..." diye sayıkladı. Yüzümde acı dolu bir tebessüm belirdi. Gerçekten de hiç tanıma fırsatı bulamadığı anneme çok benziyor olmalıyım ki anneannem, beni annem sanmış...
-Anneanne... Benim, Mihrimah... Torunun.
Ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözleri parladı. Boşta kalan titrek elini yanağıma koydu. Her ne kadar dirensem de aslında o an dokunsalar ağlayacak gibiydim.
Anneannem, nihayet konuşacak gücü kendinde bulduğunda, titreyen sesiyle "Mihrimah, yaşıyorsun... Gerçekten yaşıyorsun.." dedi ve bir anda o yorgun, takatsiz halini bir kenara bırakıp bana sarıldı. Sesi yine ağlayacakmıș gibi çıkıyordu.
-O alçak sizi de öldürdü sandım, yavrum. Yıllarca bunun acısı ile yaşadım.
-Hepsi geride kaldı artık, anneanne. Lütfen sil gözyaşlarını.
Belli etmesem de ben de ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Kısa süreli bir sessizliğin ardından, duyduğum sesle iyice duygusallașmıștım.
-Mihrimah?
Arkamı döndüğümde, Mahperi teyzemi gördüm. Duygusallașmamın sebebi, teyzemin anneme tıpatıp benzemesiydi ve bana seslendiğinde sanki annem seslenmiş gibi hissetmiștim. Yerimden kalkıp ona sarıldım. İkimizin de gözleri dolmuştu. Dokunsalar ağlayacaktık.
-Dünya gözüyle seni karşımda sağ salim gördüm ya, gözüm açık gitmem artık.
-Deme öyle teyzem. Bizi iyice kolu kanadı kırık bırakma. Daha görecek güzel günlerimiz var.
-Haklısın, güzel kızım. Daha o babası olacak akılsızın ipiyle kuyuya inmeye yeltenen keratanın kulağını çekeceğim.
Teyzemle biraz daha konuştuktan sonra, birbirimize telefon numaralarımızı verdik ve yine ziyarete geleceğimi söyleyip oradan ayrıldım.
Arabaya bindiğimde telefonumu araçtaki tutucuya sabitledim ve Mahperi'yi arayıp, kulaklığımı taktım. Aracı çalıştırıp, eve doğru yola çıktım.
-Alo? Geliyor musun eve, Mihri?
-Geliyorum, hastanedeydim. Eksik bir şey var mı? Gelirken markete de uğrarım.
-Listeyi atarım şimdi. Ee, tanıştın mı bizimkilerle?
-Tanıştım. Bence bir ara sen de gitmelisin. Bizi çok özlemişler.
-Tamam, müsait bir günde gideriz.
Biraz daha konuşup telefonu kapattım ve Mahi'nin attığı listedekileri almak için markete gittim. Alışverişi bitirdikten sonra eve gittim. Mahi kapıda resmen yolumu gözlüyordu. Gülerek yanına gittim.
-Öyle bakacağına şu poşetleri taşımama yardım mı etsen, Mahi?
-Tamam tamam, geldim.
Birlikte aldıklarımı yerleştirdikten sonra, yiyecek bir şeyler hazırladık ve televizyon karşısında film seçerken yemeklerimizi yedik.
Mahinur, aşk konusundaki düşüncelerine oldukça ters düşen bir film seçmişti. Mamma Mia serisinin ilk filmini izlememiz konusunda ısrarcı olduğunda açıkçası kafasına saksı mı düştü diye düşünmedim değil.
-Mamma Mia mı? Filmin müzikal bir romantik komedi olduğunu biliyorsun değil mi? Emin misin aksiyon ya da polisiye izlemek istemediğine?
Kısa süren sessizliğini bozduğunda dedikleri beni daha da şaşırtmış ama bir yandan da umutlandırmıștı.
-Belki de düşüncelerimin değişmesinin vakti gelmiştir, Mihri. Belki de dediklerinde haklılık payı vardır.
-Böyle düşünmene sevindim, kardeşim. Ee, hadi aç filmi de izleyelim.
Mahi filmi açmaya uğraşırken ben de masayı topladım. Filmi izlerken, çoğu şarkıya eşlik etmemiz de film gecemizde eğlence katmıştı. Özellikle de filmde ABBA grubunun Dancing Queen şarkısı çaldığında kendimizi tutamamıştık. Mahi bir şarkıcı edasıyla şarkıya girdi.
"You can dance,
(Dans edebilirsin)
You can jive
(Gevezelik yapabilirsin)
Having the time of your life
(Hayatını yașayabilirsin)
See that girl
(Șu kızı gör)
Watch that scene
(Șu olayı izle)
Dig in the dancing queen
(Dans kraliçesi ol)
Friday night the lights are low
(Cuma gecesi ve ışıklar kısık)
Looking out for the place to go
(Gidecek bir yer arıyor)
They play the right music,
(Doğru müziği çaldıkları)
Getting in the swing
(Ritim tuttukları)
You come in to look for a king
(Sen buraya kral aramak için geldin)
Anybody could be that guy
(O adam herhangi biri olabilir)
Night is young the music's high
(Gece genç ve müzik yüksek)
With a bit of rock music, everything is fine
(Biraz rock müzik ile, her şey iyi)
You're in the mood for a dance
(Bir dans havasındasın)
And when you get the chance
(Ve şansı yakaladığında)"
Nakarat kısmına geldiğimizde sanki sahnedeymișiz gibi hissediyorduk.
"You are the dancing queen
(Sen dans kraliçesisin)
Young and sweet, only seventeen
(Genç ve tatlı, sadece on yedi yaşında)
Dancing queen
(Dans kraliçesi)
Feel the beat from the tambourine
(Tefden gelen ritmi hisset)
You can dance
(Dans edebilirsin)
You can jive
(Gevezelik yapabilirsin)
Having the time of your life
(Hayatını yaşayabilirsin)
See that girl
(Șu kızı gör)
Watch that scene
(Șu olayı izle)
Dig in the dancing queen
(Dans kraliçesi ol)
Şarkı bittiğinde, gülerek kendimizi koltuğa atıp, filmin kalanını izledik. Güzel bir akşam geçirmiştik. Bütün sorunları bir geceliğine de olsa askıya almış, rahat bir uyku çekmiştik.