İçeriğe geç

Aşka Kelepçe Vurulmaz

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Aşka Kelepçe Vurulmaz

Bölüm 1

Bölüm 1

Mihrimah

Güzel başlayan bir gündü, her zamanki gibi, kardeşim Mahinur, benden erken davranmış ve sahibi olduğu spor salonuna gitmişti. Ben ise, çalıştığım dijital içerik platformu BizdenSorulur'un merkez binasına gitmek üzere hazırlanıp, kahvaltımı yaptım ve çıktım.

Fazla uzun sürmeyen bir yolculuğun ardından, şirkete vardım. Sarı tonlardaki Mini Cooper'ımı, otoparka çektim ve ofisimin olduğu kata çıktım.

-Günaydın, Mihri. Tam zamanında geldin, patroniçe seni bekliyor.

Patroniçemiz, Sare hanım, tatlı sert bir kadındı, anaç bir tarafı da vardı elbette. Gülümsedim ve sakin bir tavırla patroniçemizin odasına gittim.

-Sare hanım? Beni çağırmışsınız.

-Gel, Mihrimah. Otur, lütfen. Bir șey içmek ister misin?

-Teșekkür ederim, Sare hanım. Yeni kahvaltı yaptım.

-Nasıl istersen. Sana bir görev vereceğim. İçerik platformumuzdaki yazıların çok beğeniliyor ve açıkçası, senden başka birinin bu işi halledeceğini düşünmüyorum.

-Nedir o görev, Sare hanım?

-Sayfanda diğerlerinden farklı bir yazı yazmanı istiyorum. Bu sefer, aşk hakkında bir yazı olmalı. Bunu istersen seri haline getirebilirsin, bu tamamen senin seçimin. Bu konuda sana güveniyorum.

-Güveninizi boşa çıkarmayacağım, Sare hanım.

Böyle özgüvenli bir şekilde odadan çıkmıştım, ama aşk konusunda kıt biriydim. Ne yazabilirdim ki?

Mesai bitimine kadar, ne yazabilirim diye kafa patlattım, defterime bir şeyler karaladım, sayfamdaki yorumları cevapladım. Mesaim nihayet bittiğinde, aracıma bindim ve eve gitmeden, biraz alışveriş yapmak için, sık sık gittiğim markete gitmeye karar verdim.

Ancak, takip edildiğimi fark etmem uzun sürmedi. Telefonum da çalıyordu ve numarayı görmeden reddettim. Bu sefer, mesaj attı.

"Gerçeklerden kaçabilir misiniz? Hiç sanmıyorum. Peșinizdeyim."

- Khaos

Sinirden elim ayağım titriyordu, korkuyordum da, inkar edemem. Üstelik, bu sefer işin ucunda Mahinur da vardı. Mahinur'a mesaj atmaya karar verdim, bana ancak o yardımcı olabilirdi, WhatsApp'a girdim ve ona "S. O. S!!" yazıp, yolladım.

Cevap beklerken, kafama düşen 50 tonluk bir farkındalık kütlesi ile irkildim. Hemen, numarayı kontrol ettim, korktuğum başıma gelmişti. Mahinur, numarayı iki gün önce değiştirmiști ve ben, o gün kafam kalabalık olduğu için, numarayı komple yanlış yazmıştım! Mesajı silmek için ise çok geçti, çünkü mesajım görülmüștü.

Arat

Batu ile devriyeye çıkmıştım, yemek molası verdiğimiz sırada, telefonuma bilmediğim bir numaradan gelen mesaj, kafamı karıştırmıștı. Birinin başı dertteydi. Büyük ihtimalle, yanlış numaraya yazmıştı, ama benim için önemli olan, neden S. O. S yazdığıydı. Cevap olarak: "Başınız mı dertte? Sorun nedir?" yazdım ve yolladım.

Batu, yüz ifademin değişmesinden, bir sorun olduğunu anlamıştı.

-Arat? Bir mevzu mu var?

-Dur bakalım, şimdi anlarız.

Çok geçmeden cevap geldi.

053********: "Önemli değil, boșverin. Yanlış oldu."

Utanmış olmalı. Ancak, bir sorun olduğunu biliyordum ve önemsiz olduğunu da düşünmedim. Polis olduğumu söyleyip, kendimi tanıttıktan sonra, ona yardım edebileceğimi söyledim. Bir süre ses gelmedi, profili de gizliydi. Ancak, kısa bir süre sonra, profilini görür oldum.

Kendi resmi yoktu, onun yerine, güneş ve ay sembolü vardı. Bunun üzerinde sonra dururum diye düşündüm. Geç de olsa, cevap vermişti.

053********: "Başınız derde girer, inanın buna değmem."

Benim mi başım derde girecekmiş? Buna kahkahalarla gülerim.

0544*******: "Merak etme, bana bir şey olmaz. Sadece seni bu kadar korkutan kim, bilmek istiyorum. Sana yardım edebilirim."

0533*******: "Kendine Khaos diyor. Asla aynı numaradan aramıyor. Beni nasıl buldu bilmiyorum."

Khaos lakabının kime ait olduğunu çok iyi biliyordum, Kayahan Koroğlu. Yumruk yaptığım elimi öyle sıkmıştım ki, parmak boğumlarım beyaza çalıyordu.

Kayahan Koroğlu; benim uzun süredir peşinde olduğum, Kudret Koroğlu'nun yegane veliahtıydı. Babasının bütün pis işlerini ve özelliklerini devralmıștı. Şimdi ise, kendi halinde, masum birinin hayatını mahvetmeye niyetlenmiști. Buna izin vermeyecektim. Asla!

-Arat? Neler oluyor? Sinirden, kırmızı görmüş boğa gibi oldun.

-Khaos'dan haber var. Birine kafayı takmış durumda.

-Nereden çıktı bu? Uzun zamandır ses seda yoktu.

Mesajları Batu'ya gösterip, durumu özet geçtim.

-Ne yapacağız peki?

-Kızı bulup, korumamız gerek.

-Numarayı araştırabilirim.

-İyi olur.

Mihrimah

Eve döndüğümde, biraz daha sakinleșmiș gibiydim. Mahinur, çoktan eve gelmişti.

-Mihri? Ne oldu kuzum? Yine mi peşine düştü?

-Peşimi hiç bırakmıyor ki. Ama dur bakalım, eceline gidiyor o gerizekalı.

Mahi, tek kaşını kaldırıp, meraklı bir şekilde bana baktı. Ona olan biteni anlattım.

-İşte böyle, Mahinur. Ne diyorsun?

-Polise denk gelmen iyi olmuş. Başını şişirmek gibi olacak, ama dediğimi bir daha düşün. Sana, kendini korumayı öğretmeme izin ver.

Bu konuda, uzun zamandır baskı yapıyordu, ve artık geçiștirmemin de bir anlamı yoktu.

-Tamam, kabul. Ne zaman istersen, ilk derse başlarız.

-Tamam, ben uygun bir program hazırlarım.

O gece, ikimiz biraz vakit geçirdik ve odalarımıza çekilip, uykuya hazırlandık. Ondan önce, numarasını kaydettiğim Arat'ın cevap yazıp yazmadığına baktım. Geç de olsa, mesajıma dönmüştü.

Arat Komiser: "Onun kim olduğunu biliyorum ve sana hayatı zehir etmesine izin vermeyeceğim. İyi geceler, Günebakan."

Son dediğine bakılırsa, profilime koyduğum resimden, ismimi anlayamamıștı. Ona cevap olarak: "İyi geceler ve teşekkür ederim, Arat Komiser. " yazdıktan sonra, uykuya daldım.

Ertesi sabah, Mahinur'un tepeme dikilmesiyle uyandım. Hanımefendi, Savunma 101 derslerine çabucak başlamak istiyordu. Cumartesi günleri de çalıştığı için, onunla salona gitmemde bir sakınca yoktu. Hazırlandım ve kahvaltının ardından, onunla birlikte salona gittim. Mahi, oldukça sert ve disiplinli bir eğitmendi, bana karşı da farklı davranmıyordu. Ancak, ben de çabuk öğrenen bir yapıya sahiptim, tam da kardeşimin istediği türden bir öğrenci yani.

Mahi ile çalıştığımız sırada, salonun önünde biri durduğu için, dersimize ara vermek zorunda kaldık. Gözlerini devirip, "Geldi başımın belası, biraz mola verelim, sonra devam ederiz." dedi ve yanımdan kalktı.

Batu

Her zaman gittiğim spor salonuna gittiğimde, ay yüzlümün, kendisine fazlaca benzeyen biriyle antrenman yaptığını gördüm, șüphelenmedim desem, yalan söylemiş olurum. Ay yüzlüm, yanıma geldiğinde, yine bütün huysuzluğu ve tatlılığı üzerindeydi.

-Yine mi? Peşimi bırakmaya niyetin yok mu senin?

Güldüm, peşini bırakmak mı? Hiç zannetmiyorum.

-Darılıyorum ama, güzelim. Beni nasıl o yılıșıklarla aynı kefeye koyarsın?

Beni şöyle bir süzdükten sonra, yüzündeki o ciddi ifadeyi bozmadan, içeri davet etti.

-Geç içeri, sporunu yap, sonra da git. Benim, kardeşim ile ilgilenmem gerek.

Demek, ay yüzlümün bir kardeşi var. Baldız da kendisi gibi huysuz çıkarsa, yandık. İşim bir hayli zor.

Sporumu yapmaya devam ederken, oldukça ilginç ve önemli bir konuşmaya kulak misafiri oldum.

-Hadi ama, Mihrimah! Kendine Khaos diyen, kenarımın Mafiatico Madrid'lisinin seni korkutmasına göz mü yumacaksın? Daha dün demedin mi, eceline yürüyor diye? Nereye gitti o cesaretin?

-Haklısın, Mahi. Devam edelim, durmak yok.

-İşte böyle! Aferin, kardeşim.

Demek, Arat'a o mesajı atan kız, Mihrimah Kalender. Bunu kesinlikle Arat'a bildirmeliyim. Sporu bitirdikten sonra, yanlarına gittim.

-Mahi, seninki geliyor.

-Kendisi kaşındı, bak şimdi.

Bana döndü ve pozisyon aldı. Demek, kapıșmak istiyor, hanımefendi. Bana uyar. Pozisyonumu aldım ve kapışma başladı, Mihrimah, her hareketimizi dikkatlice izliyordu. Kapışma, benim lehime ilerliyordu, ta ki ay yüzlüm, beni hazırlıksız yakalayıp, yere serene kadar.

İkimiz de nefes nefese kalmıştık, yüzlerimiz arasındaki mesafe, yok denecek kadar kısaydı. Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum, çok güzeldi. Tam da o an zaman dursun istemiştim.

-Aldın mı ağzının payını?

O güzel yüzüne, iddialı ve afilli bir ifade takınmıştı.

-Bırak peşimi, Batu. Egona ayıracak vaktim yok.

-Ego mu? Ponçik kalbimi kırıyorsun, güzelim. Gelip geçici bir heves olsaydı, bu dediğin mümkündü.

-Göreceğiz, Batu bey.

İkimiz de kalktık, gitmeden önce, ona göz kırptım. Salondan çıkar çıkmaz, Arat'a telefon açtım.

-Alo? Arat, konuşmamız gerek. Onu buldum.

-Kimi?

-Müstakbel yengemizi.

-Batu, döverim seni! Lafı dolandırma da konuş!

-Diyorum ki, sana mesajı atan kızı buldum.

-Ciddi misin sen?

-Merkeze geçiyorum, orada konuşuruz.

-Tamamdır.

Eve gidip, üzerimi çabucak değiştirdim ve emniyete gittim. Arat, merakla beni bekliyordu.

-Meraktan ölmek üzereyim, birader. Otur da anlat, ne öğrendin? Kimmiş mesajı yanlışlıkla bana atan kız?

-Mihrimah Kalender.

-Kalender? Senin bana bahsedip durduğun, spor salonu işleten kızın soyadı değil miydi? Hani senin meftun olduğun?

-Mahinur Kalender. Mihrimah'ın ikizi. Bugün yine o salona gittiğimde, konuşmalarına şahit oldum. Khaos denen o heriften bahsettiklerinde, mesajı atanın Mihrimah olduğunu anladım.

-Şans yüzümüze güldü desene.

-Peki şimdi ne yapıyoruz, kardeşim?

-Planımız belli, Khaos denen it herifin bir masumun hayatını daha mahvetmesine izin vermeyeceğiz. Gözün onların üzerinde olsun, Batu.

-Tamamdır, bende.

Batu, işinin başına döndüğünde, ben de Khaos'un bir hayli kabarık dosyasına bir kere daha bakmaya karar verdim. Gözden kaçırdığım bir nokta olabilirdi.

Saatler sonra, dosyaya bakmaktan gözlerim ağrımaya başlamıştı. Şerefsiz herifin dosyası öyle kabarıktı ki, okumakla vakti akşam etmiştim. Yorgun argın vaziyette eve dönerken, aklıma Mihrimah geldi.

Acaba hâlâ diken üstünde miydi? Eve gider gitmez, dayanamayıp ona mesaj atmaya karar vermiştim. Mihrimah, benden hızlı çıkmış ve ilk mesajı o atmıştı.

Günebakan: "İyi akşamlar, Arat. Umarım rahatsız etmiyorumdur."

"Rahatsız etmiyorsun, eve yeni geldim, bir şey mi oldu, Mihrimah?"

Cevap beklerken, Shiba cinsi köpeklerim, Mabel ve Milo, kucağıma atladı. Onlarla ilgilenirken, mesajıma cevap geldi.

Günebakan: "Adımı öğrenmişsin. Zor olmamıştır."

"Bu sabah, oraya biri geldi mi, Günebakan?"

Günebakan: "Güzel lakapmıș, acaba kullanıcı adımı mı değiştirsem? Ayrıca, o arkadaşın, ikizimi zıvanadan çıkarıyor."

"Batu şebektir, ama ikizine zarar vermez. Haftalardır, Mahi'den bahsederek, başımın etini yiyor. Bu arada, beğenmene sevindim."

Günebakan: "İkizimi üzmez umarım."

"Khaos sana hiç ulaştı mı?"

Günebakan: "Henüz değil. Bu arada, sana ne kadar teşekkür etsem yetmez."

"Teşekkür edilecek bir şey yok, ne zaman istersen bir telefon kadar yakınım."

Ondan bir süre cevap gelmeyince, uyuduğunu düşündüm. O sırada, Batu gevșeği aradı.

-Alo? Komiserim, dönmedin mesajlarıma, yenge ile mi konuşuyordun?

İkidir yenge deyip duruyor, ortada fol yok yumurta yok. Bir daha derse, cidden ağzının ortasına geçireceğim elimin tersini.

-Batu! Sadede gel, kardeşim.

-Peki, peki. Eve geliyorum, haber edeyim dedim. Gelirken bir şey alayım mı diye sormuştum mesajlarda ama, cevap vermeyince, aldım bir şeyler.

-Gel, başımın belası. Gelmezsen hatırı kalır. Bu arada, Mihrimah, sana selam söyledi, Mahinur'u üzmemeye bak derim. Yoksa olacakları sen düşün.

-Desene, canım müstakbel yengem ültimatom verdi.

-Batu! Kes zırvalamayı, yenge menge yok. Yüzünü dağıtmamı istemiyorsan, sus!

-Tamam, geliyorum.

Telefon kapandıktan kısa bir süre sonra, Batu geldi. Eli kolu doluydu. Onu içeri buyur ettim, yemek yedikten sonra, birlikte Khaos davası üzerine çalıştık.

-Arat, benim kafam karıştı, birader. Khaos, uzun zamandır kimseye saldırmadı. Öncesinde saldırdığı kişilerden de... Șey... Anladın sen ne demek istediğimi.

Anlamıştım elbette... Khaos, kardeşimin katiliydi. Tetiği o çekmese bile, ölümünden o da sorumluydu. Eceline o sürüklemiști. Adel'in ölümüne sebep olanların bir başka hayatı mahvetmelerine izin vermeyecektim.

-Biliyorum, Batu. Kurbanları hep erkekti, bir tek kardeşim Adel, onun yüzünden öldü. Mihrimah'ı da öldürmesine izin veremem.

-Böyle bir şey olmayacak, Arat. Buna izin vermeyeceğiz.

O gece, dava üzerine çalışmaya devam ettik. Bulduğumuz her ipucunu not ettik. Artık, yorgunluktan bayılacak hale geldiğimizde ise, uyumaya karar verdik.

Ertesi sabah, güç bela uyandım ve Batu șebeğini uyandırıp, lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra, odama geri dönüp, üzerimi değiştirdim. Batu için de giyecek bir şey ayarladıktan sonra, mutfağa inip, kahvaltı hazırlamaya başladım.

-Günaydın, komiserim.

-Sana da günaydın, beyefendi. Nihayet uyanabildin, gel hadi, kahvaltı hazır. Geç kalmayalım.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra, emniyete gittik. Bir yandan, Khaos davası ile uğraşırken, öte yandan da diğer olayları çözüme kavușturmaya çalıştık. Bütün bu hengame arasında, önemli bir bilgiye ulaşmıştık. Dilaver adında bir polisimiz, koşmaktan nefes nefese kalmış vaziyette yanıma gelmişti.

-Dilaver, ne oldu oğlum sana? Otur, soluklan biraz.

-Komiserim, ne bulduğuma inanamazsınız.

-Seni dinliyorum.

-Kudret Koroğlu'nun bilmediğimiz iki çocuğu daha varmış. Kayahan'dan küçük. Ancak, onların yerini bulamıyoruz.

-İlginç, nedenini biliyor muyuz?

-Kudret, doğdukları gün hastanede bırakıp kaçmış. Bana sorarsanız, Kayahan'ı ikisine karşı düşman etmeye yeminliymiș.

-Bu kanıya nereden vardın?

-Öğrendiğime göre, 5 yaşında iken, babası onlara dair her şeyi yaktırmıș ona.

5 yaşındaki bir çocuğu kardeşlerine düşman etmek mi? Ben de bunca yıllık hayatımda, her şeyi gördüğümü sanırdım. Ne büyük bir alçaklık.

İyi de, kardeșlerinin peşine düşmesi gereken adam, neden ille de Mihrimah'ın peşine düşmüştü? Derdi neydi?

-Dilaver, sen bu işin peşini bırakma. Kardeșlerinin isimleri neymiş, hangi tarihte doğmuşlar, akıbetleri neymiş iyice bir araştır. Kudret șerefsizinin kiminle ilişkisi olmuş, kimin canını yakmış, öğren.

-Anlaşıldı. Hemen araştırıyorum, komiserim.

Dilaver, odadan çıktıktan sonra, oturup düşündüm. Kayahan'ın kardeşleri ile, Mihrimah arasında ne gibi bir alaka olabilir ki? Kayahan, neden kardeşlerine olan gereksiz öfkesini ona yöneltsin? Garipti.

Gün bitiminde, eve dönmeden önce, Batu ile birlikte dışarıda vakit geçiririz diye düşünmüştüm. O da kabul etmişti. Hem, dava hakkında da konușabilirdik. Mavera Pub'a gidip, siparișlerimizi verdik.

-Bugün tam bir fiyaskoydu, birader. Tam 3 farklı yerde, 3 ceset. Aynı cinayet silahı, olay yerlerindeki her şey birebir aynı düzenlenmiş ve inanır mısın kurbanların üçü de birbirine fiziksel olarak çok benziyor.

-Nasıl yani?

-3 kadın, esmer ve işin en acı kısmı da, 3 kadın da hamile. Yani tam 6 kişiyi öldürmüş oluyor.

-Bu berbat. Katil bir mesaj vermeye çalışıyor olabilir mi sence?

-Olabilir. Bir sebebi olmalı.

-Bu davaya ben bakayım. Senin şimdi bu Khaos davası yüzünden kafan allak bullak olmuştur.

-Anlayışın için teşekkür ederim, dostum. Gelişmelerden beni haberdar et, olur mu?

-Ederim, birader. Merak etme.

Batu ile konuşurken, yan masada oturan iki kızı işaret etti. O tarafa göz ucuyla baktım. Batu'nun neyi kastettiğini anlamamıştım. Niye muzip muzip sırıtıyordu bu herif?

-Anlamadın mı? Seninki geldi. Bak, șu metalik renkte elbise giyen kız, Mihrimah. Benimki her zaman spor ve rahat giyinir.

Kısa bir süre sonra, onunla göz göze geldik, saçlarını savurmuș ve beni görünce başta kaşlarını çattı. Sonra, omuz silkip, ikizi ile olan konuşmasına geri döndü.

Yüz yüze görüşmediğimiz için, tanımamış olması normaldi. Onu izlemeye daldığım sıra, eșek herif, omzuma öyle bir vurmuştu ki, ağzımı bozmamak için kendimi zor tuttum.

-Hay senin elinin ayarına...! Kum torbası mıyım oğlum ben?

-Daldın gittin, hayırdır? Seni de mi kaybettik?

Ne demek istediğini elbette anlamıştım, ama adına ne dersiniz bilmem, kabullenememiștim yaptığı imayı.

-Batu, seni öyle bir kaybederim ki, Mandrake bile bulamaz. Saçma sapan konuşma.

Batu, manidar manidar gülümsemekle yetindi sadece. Göz devirip, hesabı istedim. Ben, hesabı öderken, gariptir, ilk defa Batu ile hesap konusunda kavga etmemiștik. Bu yüzden çok tartışırdık ve her seferinde hesabı o öderdi.

Bu sefer, hesabı benim ödememe izin vermiş, kendisi, lavaboya gitmek için kalkıp, giderken Mahinur'un masasına kaşla göz arasında bir not bırakmıştı. Eșek herif işte, ne olacak?

Bir kere daha Mihrimah ile göz göze geldik, bu sefer kara gözleri kocaman açıldı, beni tanımış mıydı acaba? Yüzündeki şaşkın ifade, yerini tatlı bir tebessüme bıraktı.

Beni tanımış olabileceğini tahmin ettim ve gülümseyerek karşılık verdim ona. Batu, lavabodan geldiğinde, mekandan ayrılmak için ayaklandım. Batu, ikimizin hâlâ bakıştığını görünce, benimle uğraşmaya başladı.

-Anladık birader, görür görmez abayı yaktın da, bu kadar bakıșmasanız mı acaba? Nasılsa tekrar görüşeceksiniz.

Batu'ya ters bir bakış attım ve dirseğimle onu sertçe dürtüp, çıkışa doğru yürüdüm. Batu ise kahkahalarla peşimden geldi ve biz eve gidene kadar, benimle uğrașmaya devam etti.

Eve gider gitmez, odalarımıza çekildik. Uykuya dalmak üzereyken, Mihrimah'ın attığı mesajla gülümsedim.

Günebakan:"Yakaladım seni, Arat komiser. Bu gece Mavera'daydın."

Bölüm sonu

7 yorum