İçeriğe geç

Aşka Acil Düşüş

Bölüm 6 · 2 dk okuma

Aşka Acil Düşüş

Bölüm 6

Konyamı demeliyim yoksa senmi gerçek ismini açıklarsın PYONGYANG

Edibe’nin göz kapaklarına, eski pencerelerin arasından sızan soluk ışıklar vuruyordu. Gözlerini yavaşça araladığında hatırladığı son şey, masmavi gökyüzünde tek başına süzüldüğü o andı. Şimdi ise kendisini adeta 1980’lerden kalma köhne bir hastane odasında bulmuştu.

​Zorlukla doğrulamaya çalıştığında şaşkınlığı daha da arttı. Odada tüplü, eski bir Philips marka televizyon ve üzerinde TRT amblemi olan antika bir radyo duruyordu. Her yer aşırı derecede eski ve bakımsız görünüyordu. Edibe’nin zihnine son anları geldi ve birden bilincini kaybetmeden önce bir askerin ona "İyileşeceksin!" diye bağırışı kulaklarında yankılandı. Eğer bunu Türkçe duymuşsa, muhtemelen Türkiye’de bir köy hastanesinde olduğunu düşündü.

​Bu umutla yataktan kalkıp kapıya doğru zor bela süründü ve koridora çıktı. Ancak koridordaki insanları gördüğü an, burasının Türkiye olmadığını acı bir şekilde anladı. Etraftaki herkes çekik gözlü, tamamen Asyalı simalardan oluşuyordu.

​Şoktan elleri titremeye başlasa da hemşire bankosuna doğru ilerledi ve karşısındakiler Türkçe biliyorlarmış gibi sordu:

— Biz neredeyiz?

​Hemşireler hiçbir şey anlamayarak birbirlerine bakıştılar. Kızın konuştuğu dilin Kuzey Kore Korecesi olmadığını fark edince, çareyi hemen Ebabil Bey’i çağırmakta buldular. Edibe onların dilini tam anlamasa da aldığı eğitim sayesinde, hemşirelerin panikle "Ebabil" adında birini çağırdıklarını çözmüştü.

​"Ebabil de kim?" diye düşünerek bekleme taburelerine doğru yürürken birden ayağı sendeledi. Tam yere kapaklanacakken, belinde sımsıkı bir el hissetti. O sert ve güçlü kol, Edibe’yi adeta bir tüy gibi havada yakalamıştı. Yukarıdan gelen ses sordu:

— İyi misin Edibe?

​Edibe korku ve şaşkınlıkla irkilerek kendini bu yabancı askerin kollarından kurtarmaya çalıştı ve hışımla tabureye bıraktı:

— S-sen kimsin be?!

​Ebabil, genç kızın hayatı boyunca duymayı en son bekleyeceği o cümleyi tek bir çırpıda söyleyiverdi:

— Ben Ebabil... Nişanlın.

​Hastanenin o keskin, antika antiseptik kokusu Edibe’nin genzini yakarken, bu sözler kulaklarında ani bir araba kornası gibi uğuldamaya yetti. Kendini sanki Konya-Ankara hızlı trenindeydi de raylar ayaklarının altından süratle kayıp gidiyormuş gibi hissetti. Bu baş dönmesi, 1940’lardan kalma kurşunlu duvar boyasının ağır kokusuyla birleşti. Pencerelerden sızan, eskilikten sararmış o bej renkli ışıklar birden kararmaya başladı.

​Edibe, tıpkı yaralı bir kuğu misali oracıkta, hastanenin soğuk zeminine bayılıverdi. Ebabil ise profesyonel bir askeri refleksle hemen atılıp Edibe’yi bacakları pas tutmuş sedyeye yatırdı ve hızla odasına doğru sürdü...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.