Kayseri, Türkiye — Kazadan 5 Saat Sonra
Cevriye’nin kızına olan öfkesi ve siniri hâlâ geçmemişti; onu zerre kadar özlememişti. Edibe’nin gidişini kutlamak adına akşam yemeği için masaya neşeyle sadece üç tabak koymuştu. Aradan bir ay geçmiş olmasına rağmen, Edibe’nin yokluğuna hâlâ göbek atıyordu.
Yemeğini afiyetle yedikten sonra, çamaşır makinesinden çıkan temiz perdeleri asmak için merdivene tırmandı. Tam o esnada televizyonda akşam haberleri başladı:
"Sayın seyirciler! PJN Haber Ekibi’nden aldığımız son bilgilere göre; bugün Kayseri’den Seul’e gitmek üzere havalanan E675434 sefer sayılı Flopslay Airlines uçağı, Demokratik Halk Cumhuriyeti Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang açıklarında yere çakılarak hazin bir şekilde patlamıştır. Maalesef uçaktan kurtulan tek bir kişi bile olmamıştır. Uçak infilak ettiği için hiçbir naaşa ulaşılamamıştır. İsa tüm yolcuların ailesine sabır versin..."
Merdivenin tepesinde haberi dinleyen Cevriye’nin yüzünde kocaman, hain bir tebessüm belirdi. Sevinçle içeriye doğru bağırdı:
— Şükrü! Aşkım kurtulduk! Edibe ölmüş, kurtulduk! Kızım Sıdıka, çabuk kına getir de münasip yerlerimize yakalım, ohhh! Mirası da tamamen bize kaldı!
Cevriye evde adeta diskodaymış gibi oynayıp bağırırken, kapının önünde biri duruyordu: Şevval. Kulaklarında bu korkunç cümleler yankılanan Şevval, titreyen elini zilden çekti. O zile basmaktan vazgeçip apartman merdivenlerine çöktü. Hemen telefonundan Twitter’a girip gündeme baktı; haber doğruydu, Edibe ölmüştü. Şevval hıçkırıklara boğularak ağlarken, Cevriye’nin içerideki vicdansız çığlıkları kulaklarında çınlıyordu. Edibe’nin ona bıraktığı emanet mektubu bu kadına veremezdi. Zarfı yırtıp gözyaşları içinde okumaya başladı:
"Canım Annem, her ne kadar senin canın kızın ben olmasam da... Gidiyorum evet, babamı bulmaya. Eğer bu mektubu okuyorsanız ben zaten hayatta değilimdir. Götüne kına yakarsın artık."