İçeriğe geç

AŞK YANLIŞ KAPIYI ÇALDIĞINDA

Bölüm 2 · 8 dk okuma

AŞK YANLIŞ KAPIYI ÇALDIĞINDA

Bölüm 2

-2- EVLİLİK

AŞK YANLIŞ KAPIYI ÇALDIĞINDA

-2-

EVLİLİK

Evet, Yaman’la oturmaya devam ederken telefonum çaldı. Talya görüntülü arıyordu.

“ALOOOO, NAPIYOR BENİM CANIM ARKADAŞIMMM”

Gülümsedim, cevapladım.

“Evleniyorum canımmm...”

“Bunu konuştuk Beren, saçma, çocuksu bir fikir. Gel vazgeç dedik, anlaştığımızı sanıyordum.”

“Kusura bakma Talya ama kimse beni fikrimden vazgeçiremez. Tam gereken damadı bile buldum.”

“NEEEE? NE DİYORSUN KIZIM SEN? KİM? BANA ANLATTIĞIN ÇOCUK MU? ŞU YAKIŞIKLI, UZUN BOYLU, SAATİNİ DÜŞÜREN?”

“TALYAAA!”

Yaman arka planda sırıtıyordu, burun kemerini ovuşturdu, bana baktı.

“AYYY GÖSTER BAKAYIMM!”

Kamerayı Yaman’a çevirdim.

“Merhabaaa, ben Talya, Beren’in arkadaşıyım.”

Sahte bir şekilde gülümsedi. Talya, Yaman ise sadece başını salladı. Telefonu tekrar kendime çevirdim.

“Abarttığın kadar yakışıklı değilmiş, ayrıca enerjisini sevemedim.”

Talya sanki Yaman duymuyormuş gibi yapıyordu. Yaman dayanamadı, cevap verdi:

“Duyuyorum, farkındasınız değil mi?”

Talya yapıştırdı cevabı:

“Arkandan söylemiyorum zaten.”

Talya göz devirdi. Araya girdim:

“Aşkım kapatıyorum ben şimdi. Birkaç şey tartışmamız gerek Yaman’la ve güzel, gerçekçi bir aşk hikâyesi kurmak lazım. Bayyyy aşkımm.”

Talya gülümsedi ve telefonu kapattı...

Yaman’ın sadece adını biliyordum.

“Şeyy… mesela kaç yaşındasın, ne iş yaparsın, ailen kim? Evleneceğimize göre bilmem gerek.”

“Adım Yaman Nağcı. 28 yaşındayım. Bir oto tamirhanede, buranın tabiriyle sanayide çalışıyorum. Sadece annem ve iki kardeşim var. Babamı 3 sene önce kaybettik. Babam emekli polisti, bir mahalle kavgasında vuruldu. Kardeşlerime gelirsek biri kız, biri erkek; Yağmur 15 yaşında, Yunus 22 yaşında... Zengin biri değilim, bu kadar. Peki sen kimsin bakalım?”

Yaman’ı dikkatle dinledim. Sonra bana bakıp kollarını kavuşturdu ve biraz eğildi. Gülümsedim.

“Adım Beren Koraylı. 25 yaşındayım. Babamın bir moda şirketi var; medya aracılığıyla, internetten ve birçok butikten satış yapıyoruz. Ben de oranın yöneticilerinden biriyim. Bir abim var, yurt dışında manken. Annemi çocukken kaybettik. Babam geçen yaz bizden habersiz, benim yaşlarımda Yıldız diye biriyle evlendi. Ben de buyum işte... ve seninle bu yüzden evlenmek istiyorum.”

“Yanlış anlama Yaman ama babamın ASLA istemeyeceği damat kriterlerine uygunsun, yani bu yüzden seni seçtim. Annem benim için çok ince bir çizgi. Kimseye, hatta bazen Talya’ya bile anlatmam ama sana güvenmek istiyorum. İkimizin de geçerli sebepleri olduğuna inanıyorum.”

Beren her zaman neşeliydi; oldukça vurdumduymaz, umursamaz ama samimiydi. İkisi birbirine samimi bir şekilde baktı. Yaman sessizliği bozan taraf oldu:

“Ee, nasıl tanıştık, nasıl evlenmeye karar verdik? Her şeyi düşünmüşsün, bunu da düşün.”

Beren sırıttı, gözlerini devirdi ve anlatmaya başladı. Plan basitti; aynı mekân, sadece Yaman kavga çıkaran kişi değil, oradaki davetlilerden biriydi ve yine saat üzerinden tanışmışlardı.

Yaman çok kritik bir soru sordu:

“Sence baban beni araştırmayacak mı? İşimi, yaşadığım mahalleyi bulmayacak mı? Benim o davette olmam bile lüks. Ben senin gibi altın emziklerle doğmadım.”

Beren yumruğunu sıkmıştı.

“Bu hayatı ben isteyerek seçmişim gibi davranma. Daha iyi bir planın varsa söyle.”

Yaman konuştu:

“Mesela daha klasik; araban bozulur, sanayiye gelirsin. Bu kadar basit.”

“Öncelikle ben sanayiye kendim gitmem. Benim arabamın özel tamircisi var.”

Yaman kıza baktı.

“Bana bak kızım, bana diklenip durma. Kendi iyiliğini düşünüyorum ben burada. Ama tabii unutmuşum, çünkü sen sadece baba parası yemeyi bilen şımarık, kıskanç bir kız çocuğundan farklı değilsin.”

“Öyle mi? Zaten her seferinde söz kesen, emrivaki konuşan biriyle vakit kaybı yapmamalıydım. Peki, bu kadar yok, anlaşma falan. Al saatini, çok meraklıydım zaten.”

Beren saati çıkarıp yavaşça masaya attı.

“Hey, bu saat—”

Beren bir dakika bile beklemedi ve arkasına bakmadan kafeden çıktı.

Yaman birkaç saniye sonra saçlarını karıştırdı, masadaki saate baktı. Beren gerçekten küçük bir kız çocuğu gibi davranıyordu ama annesiyle olanları Yaman’a anlatmıştı. Yaman hızla ayağa fırlayıp koştu. Beren Porsche’yi çalıştırırken aniden kapı açıldı, Yaman bindi.

“Ne var?”

“Evlenelim.”

Beren şüpheli bir şekilde Yaman’a baktı, sonra gülümsedi...

UFAK BİR ZAMAN ATLAMASI

Beren ve Yaman evlilik dairesine gittiler. Görevlinin yanına oturdular. Kimlik, ikametgâh bilgisi vs. her şey vardı ama tıbbi belge yoktu; kan tahlili...

Memur konuştu:

Görevli dosyaya baktı. Kaşları hafifçe çatıldı.

“Sağlık raporu olmadan tarih veremeyiz.”

Beren güneş gözlüğünü yavaşça indirdi, masaya bıraktı.

Bakışları sakindi.

“Verirsinizzzz.”

Görevli bir an durdu.

“Hanımefendi, prosedür bu. Önce sağlık raporu—”

“Alırız o zaman.”

Yaman kaşlarını kaldırdı.

“Alırız mı?”

Beren başını hafifçe ona çevirdi, sanki söylediği şey dünyanın en normal şeyiymiş gibi.

“Yaman, koş al gel.” Beren sanki ekmek almaya gönderiyordu.

Yaman kollarını bağladı.

“Sen hiç sağlık ocağına gittin mi hayatında?”

Beren bir an durdu. Çok kısa. Neredeyse fark edilmeyecek kadar.

“…Gitmedim.”

“İğne yapıyorlar.”

Beren’in yüzündeki o kusursuz ifade bir saniyeliğine çatladı.

Gözleri hafifçe kaçtı.

“Korkuyor musun? Yok artık, abartma.”

Yaman hafifçe sırıttı.

Beren hemen dikleşti.

“Ben hiçbir şeyden korkmam.”

“İğneden de mi?”

Sessizlik.

Beren çantasının askısını biraz daha sıkı tuttu.

“…Gereksiz bir detay.”

Yaman başını iki yana salladı.

“Tamam. Hadi o zaman, gidiyoruz.”

Beren yerinden kalktı ama adımları ilk defa kararsızdı.

Kapıya doğru yürürken mırıldandı:

“Zaten küçücük bir şey...”

Yaman arkasından baktı, dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Bayılma yeter.”

Beren anında döndü.

“Bayılmam!”

Sağlık ocağının kapısından içeri girdiklerinde ortam beklediğinden daha sakindi.

Beren bir an etrafı süzdü. Beyaz duvarlar, plastik sandalyeler, sıra numarası ekranı…

“Burası mı?” dedi, sesi istemsizce daha düşük çıkmıştı.

Yaman başını salladı.

“Evet. Korkulacak bir yer değil.”

“Ben korkmuyorum zaten.”

Yaman cevap vermedi. Sadece bakışıyla “tamam” dedi.

İçeri girdiler, kayıt yaptırdılar.

Sıra beklerken Beren bacak bacak üstüne attı ama ayağı hafifçe titriyordu. Bunu fark etmemek mümkün değildi.

Yaman yan gözle baktı.

“İstersen dışarıda bekle.”

“Hayır.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Ama sesi bu sefer biraz fazla hızlıydı.

Bir süre sonra hemşire seslendi.

“Beren Koraylı?”

Beren ayağa kalktı.

Yaman da onunla birlikte kalktı ama hemşire elini kaldırdı.

“Sadece hasta.”

Beren bir an dondu.

Yaman eğildi, sesini alçalttı.

“Bak, on saniye sürecek. Abartma.”

Beren dişlerini sıktı.

“Ben abartmıyorum.”

Koridora doğru yürüdü.

Kapı kapandı.

İçeride sessizlik vardı.

Hemşire gülümseyerek hazırlıkları yaptı.

“Sağlık raporu için küçük bir kan alacağız, tamam mı?”

Beren başını hafifçe salladı.

“Tamam.”

Ama iğne görünce o “tamam” biraz daha küçüldü.

Koluna turnike takılırken gözlerini başka yere çevirdi.

Duvar, pencere, tavan… her şey çok ilginçti bir anda.

“Biraz sıkabilir,” dedi hemşire.

Beren içinden “çok küçük bir şey” diye geçirdi.

Ama o “küçük şey” yaklaşınca nefesi değişti.

“Bakmıyorum,” dedi kısık sesle.

“Tamam, bakmayın.”

Bir saniye…

İğne.

Beren’in çenesi sıkıldı.

Ama ses çıkarmadı.

Sadece nefesi kesildi gibi oldu.

Ve o an…

Kapı aralandı.

Yaman içeri girdi.

“Bitti mi—”

Gözleri Beren’e takıldı.

Beren başını çevirmemişti ama omuzları çok hafif düşmüştü.

Hemşire iğneyi çekti.

“Bitti.”

Beren hemen kolunu kapattı, sanki hiçbir şey olmamış gibi.

“Tamam.”

Ama ayağa kalktığında bir an fazla hızlı kalktı.

Dengeyi toparladı.

Yaman kapıya yaslandı.

“İğneden korkmuyordun.”

Beren ona bakmadı bile.

“Ben korkmuyorum.”

Yaman kaşını kaldırdı.

“Bayılmadın yani?”

Beren gözlerini kıstı.

“Yaman.”

“Tamam tamam.”

Ama çıkarken Yaman’ın sesi daha alçaktı.

“Yine de… iyi dayandın.”

Beren bir an durdu.

Sonra yürümeye devam etti.

“Zaten küçücük bir şeydi.”

Ama bu kez sesi biraz daha yumuşaktı.

Ve Yaman bunu fark etti.

Her şey tamamdı geriye en basiti o nikah masasında evet demek kalmıştı

AKŞAM SAAT 19.00 MALİKANEDE AKŞAM YEMEĞİ

Beren eve varmıştı yıldız ve babam yemek yiyorlardı yıldız yemeğe davet etmesini bile dinlemeden odama çekildim olan herşey o kadar ağır geliyorduki babam abim evlilik ve en çok annem annemi o kadar çok özlüyordum ki

Beren kapıyı kapattığında evin içindeki sessizlik neredeyse kulaklarını doldurdu.

Topuklularını ayağından çıkardı odanın bir köşesine attı.

Elinde tuttuğu çantayı gelişigüzel peluş koltuğun üzerine bıraktı.

Hiçbir şey yapmak istemiyordu.

Sadece… durmak.

Yavaş adımlarla odadan çıkıp annesinin odasına doğru yürüdü.

Kapıyı açarken her zamanki gibi tereddüt etmedi. Artık alışmıştı.

Oda hâlâ aynıydı.

Perdeler, yatağın üzerindeki örtü, komodinin üstündeki çerçeve…

Hiçbir şey değişmemişti.

Değişen tek şey oydu.

Beren yatağın kenarına oturdu.

Bir süre hiçbir şeye dokunmadı.

Sonra elini uzattı, fotoğrafı aldı.

Annesi gülümsüyordu.

Her zamanki gibi.

Beren başını hafifçe eğdi.

“Ben böyle değildim…” dedi kısık bir sesle.

Sanki biri duyacakmış gibi değil,

sanki kimse duymasa daha iyiymiş gibi.

“Ben… böyle şeyler yapmazdım.”

Fotoğrafa baktı.

Gözleri dolmadı hemen.

Çünkü ağlamak kolaydı.

Ama o güçlü olmak zorundaydı.

Hep öyle olmuştu.

“Bir adamla… tanımadığım biriyle evleniyorum.”

Cümle havada asılı kaldı.

Kendi kulağına bile yabancı gelmişti.

Beren dudaklarını sıktı.

“Sen olsaydın…” diye başladı,

ama devamını getiremedi.

Çünkü cevabı biliyordu.

Annesi böyle bir şeye izin vermezdi.

Ya da…

Belki sadece onun bu kadar kırılmasına izin vermezdi.

Beren gözlerini kapattı.

“Ben ne yapıyorum?”

Bu sefer sesi daha netti.

Daha gerçek.

Bir an için o güçlü, soğuk, kontrol sahibi kız yoktu.

Sadece annesini özleyen biriydi.

Sessizlik uzadı.

Sonra başını kaldırdı.

Gözlerini sildi.

Yüzündeki o tanıdık ifade geri geldi.

“öyleyse peki…” diye fısıldadı.

“Başladıysam, bitiririm.”

Fotoğrafı yerine bıraktı.

Ayağa kalktı.

Kapıya yöneldi.

Ama çıkmadan önce bir an durdu.

Geri dönmedi.

Sadece çok kısık bir sesle söyledi:

“Yanımda olsaydın daha kolay olurdu.”

Ve kapıyı kapattı.

Beren, kimseye anlatmadığı bir savaşın içindeydi. Dışarıdan bakıldığında kontrol her zamanki gibi ondaydı; düzgün konuşur, düzgün yürür, doğru zamanda susardı. Ama içi… her zaman fazla gürültülüydü. Bir şeyi asla yarım bırakmazdı. Konuşuyorsa sonuna kadar gider, karar verdiyse geri dönmezdi. Bu yüzden insanlar onu “inatçı” sanırdı. Oysa mesele inat değil, geri dönmeyi hiç öğrenmemiş olmasıydı.

Yaman, hayatın ona öğrettiklerini unutmayı seçmemişti. Bazı insanlar kırılır, bazıları sertleşirdi. O, ikinci yolu seçmişti. Bu yüzden gülümsemesi az, bakışı çok şey anlatırdı.Yaman’ın elleri konuşurdu aslında. Kelimeler yerine iş vardı onda; motor sesi, metal kokusu, yağ lekesi… İnsanlar onun ne yaptığını değil, neyi yapmadığını fark ederdi: şikâyet etmeyi.

Beren kalabalıkların içinden parlayan bir ışıktı. Yaman ise o ışığın düşebileceği en sert gölgeydi. Birbirlerinden farklıydılar ama aynı şehirde, aynı hayatın içinde yürümeye devam ediyorlardı. Ama belkide bu yüzden Aşk Yanlış Kapıyı Çalmıştı

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.