AŞK YANLIŞ KAPIYI ÇALDIĞINDA
-3-
EVLİLİK
Merak edilen gün gelmişti. Her şeyin değiştiği o gün…
Beren aynada kendisine bakıyordu. Yanında biricik arkadaşı Talya vardı. Beren’in saçları mükemmel bir şekilde arkaya, su dalgası hâlindeydi. Boynunda sade bir kolye, elinde beyaz şakayık ve incilerden oluşan bir buket vardı. Saplarına beyaz kurdele sarılmıştı. Üzerinde sade, askılı, beyaz bir elbise vardı. Bel kısmı hafifçe korse olan, bileklerinin biraz üstünde biten bir elbiseydi. İnsanların gündelik bir günde giyebileceği türdendi. Makyajı sade ama şıktı.
Talya konuştu:
“Çok güzelsin ama vaz mı geçsen şu işten? Baban seninle bir daha konuşmayabilir, Beren. Bu evlilik sana zarar verir diye korkuyorum. Bu hiç mantıklı gelmiyor, saçma, mantıksız Beren.”
“Saçma. Mantıksız. Ama canımı yakan her şey zaten mantıklı mı?”
Yaman ise boş salonda bekliyordu. Üzerinde beyaz gömlek ve pantolon vardı. Yanında arkadaşına bakan Haktan konuştu:
“Yaman’ım, bu kız sosyete. Bunun hepsinin farkındasın değil mi? Hem bak, kız saati de vermiş. Gel vazgeç bu işten. Hem Halit amcanın kızı Zehra var, babanın sözü ne olacak? Bu kız ve senin dünyan çok farklı kardeşim.”
Yaman’ın gözleri kapıya kaydı.
“Babam...”
“Olmaz. Söz verdim Haktan. O bana saatimi verdi, ben de ona yardım edeceğim.”
“İkisi aynı şey mi Yaman?... Beni asla dinlemeyeceksin anlaşılan. Peki Yaman, ne yaparsan yap; ne arkandayım ne karşındayım.”
Talya ve Beren odadan çıktı. Nikâh memuru içeri giriyordu. Yaman ve Beren nikâh masasına oturdular. Yaman yan gözle Beren’i süzdü. Melek gibiydi.
Nikâh memuru isimleri ve anne-baba isimlerini sordu.
“Sayın Beren Koraylı, Yaman Nağcı beyefendi ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Beren birkaç saniye durdu.
Görevlinin sesi uzaklardan geliyormuş gibiydi.
“Kabul ediyor musunuz?”
Beren’in bakışları bir an boşluğa takıldı.
Bu soru… bu kadar basit miydi gerçekten?
Bir “evet” ve hayat değişecekti.
Babası geldi aklına.
O kadın geldi.
Annesi…
Boğazında bir şey düğümlendi.
Ben böyle biri değildim… diye geçirdi içinden.
Aşka inanmayan, planlı yaşayan, her şeyi kontrol eden Beren…
Şimdi tanımadığı bir adamın yanında, bir imzayla hayatını değiştiriyordu.
Saçmaydı.
Ama gururu daha ağır basıyordu.
O yaptıysa… ben de yaparım.
Gözlerini kapatmadı. Kaçmadı.
Sadece derin bir nefes aldı.
Artık geri dönüş yok.
Dudakları aralandı.
“Evet.”
Talya dudaklarını ısırdı çünkü Beren’i çok iyi tanıyordu, içindekileri hissediyordu.
“Peki siz Sayın Yaman Nağcı, Sayın Beren Koraylı ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Yaman’ın bakışları bir an masanın üzerindeki deftere kaydı.
Bu kadar mıydı yani?
Bir imza… bir kelime…
ve hayatı başkasınınkiyle bağlanacaktı.
Saate gitti aklı.
Babası.
O eski, ağır sesi.
“Sahip çık…”
Çenesini sıktı.
Bu iş başından beri saçmaydı.
Bu kız… bu hayat… ona ait değildi.
Ama saat de ona aitti.
Geçmişi de.
Ve bazı şeyler bırakılmıyordu.
Yanında duran kıza kısa bir bakış attı.
Beren.
Bambaşka bir dünyadan.
Bu iş uzun sürmez, diye geçirdi içinden.
Sadece bir süre…
Derin bir nefes aldı.
Geri dönmek istese de artık çok geçti.
“Evet.”
Nikâh memuru, Talya ve Haktan’dan şahitlik onayını aldıktan sonra tekrar konuştu:
İki “evet”in ardından salona kısa bir sessizlik yayıldı.
Görevlinin sesi tekrar duyuldu, resmî ve alışılmış:
“Şahitler huzurunda evliliğiniz onaylanmıştır. Hayırlı olsun.”
Beren kalemi eline aldı.
İmza atması gereken yere baktı.
Adını yazdı.
Soyadını…
Bir an durdu.
Sonra devam etti.
Beren Nağcı.
Kalem kâğıdın üzerinde kayarken içinden bir şeyin yer değiştirdiğini hissetti.
Ama ne olduğunu tarif edemedi.
Yanında Yaman da imzasını attı.
Hızlıydı. Kararlıydı. Üzerinde durmadı.
İş bitmişti onun için.
Görevli defteri kapattı.
“Artık evlisiniz.”
Bu cümle, diğerlerinden daha ağır düştü.
Beren başını hafifçe kaldırdı.
Gözleri istemsizce Yaman’a kaydı.
Yaman da ona bakıyordu.
İlk kez…
Sözsüz.
Ne tebrik vardı, ne gülümseme.
Sadece kısa bir bakış.
Yabancı ama bağlı.
Yaman başını yana eğdi.
“Bitti.”
Beren dudaklarını hafifçe kıvırdı.
“Yeni başlıyor.”
Kısa bir sessizlik daha.
Aralarındaki mesafe hâlâ aynıydı ama artık farklıydı.
Kâğıt üzerindeki iki imza,
hiç tanımayan iki insanı aynı hikâyeye zorla yazmıştı.
Ve ikisi de bunun farkındaydı...
Beren ve Yaman arabaya bindi. Arabayı Yaman kullanıyordu. Porsche’yi…
Beren konuştu:
“Eve gidiyoruz.”
“Hangi ev?”
“Babamın.”
“Saçmalama. İstersen bir de iç güveysi mi olayım? Hepsine tamam dedim ama—”
“Yaman, kafam zaten dolu. Sür, eve.”
Yaman sustu. Arabayı çalıştırdı ve Koraylı Malikanesi’ne gittiler.
UFAK BİR ZAMAN ATLAMASI
Yaman arabayı garaja park etti. Beren arabadan indi. Çiçekler ve evlilik cüzdanını sıkıca tutarken manikürlü, temiz tırnaklarını etine batırıyordu. Gergindi. Babasının vereceği tepkiden…
Yaman arabadan inip kapının önünde duran Beren’e yaklaştı.
“Çalıyorum,” dedi ve kapıyı çaldı.
Personel kapıyı açınca gülümsemesinin yerini şaşkınlık aldı.
Beren ve Yaman içeri yürüdü.
Bülent Bey ve Yıldız salonda oturuyorlardı. Hizmetçiler ise akşam yemeğini hazırlıyordu.
Bülent Bey’in gözleri önce kızına, sonra yanındaki gömleği bile düzgün olmayan o adama kaydı.
Yıldız şaşkın şekilde konuştu:
“Bu adam kim Berencim?”
Beren başı dik bir şekilde konuştu ve elindeki evlilik cüzdanını babasının önündeki sehpaya bıraktı:
“Bu adam benim kocam… Biz evlendik, baba.”