Andaç arabanın içinin ve Yekta'nın biraz rahatlaması için camları az da olsa açtı ve soğuk rüzgar içeriye doldu.Yekta arabanın kapısına yaslanmış ve hızla geçen ağaçlara bakıyordu.Yüzüme çarpan rüzgar onu hiç rahatsız etmiyor ve açık olan saçını uçuruyordu.
Yekta iki de bir dönüp göz ucuyla Andaç'a bakıyor ve içinde bulunduğu durumu düşünüyordu.Abisinin yardımı ile düğünden kaçmış ve daha saatler önce tanıdığı adam ile birlikte bir yere gidiyordu.Normalde asla böyle bir şey yapacağına ihtimal vermeyi bırak aklının ucundan geçmezdi bu ama içinden bir ses bu adamın iyi olduğunu söylüyordu.Aslında babasına karşı hissetmediği güveni bu adama karşı hissediyordu.
Orman yoluna girdiğinde aslında biraz korkmuştu adamın evi belki de oradaydı diye düşünerek tekrar dışarıya döndü ve ağaçlara bakmaya devam etti.
Araba yavaşlamaya başladığında Yekta geldikleri ve varlığından haberi olmayan bu güzel yerden gözlerini alamadı.Küçük bir kasaba gibiydi ve her yer yemyeşil ağaçlar ile çiçeklerle süslenmişti.
Yekta hala üzerinde duran kot ceketi düzeltti ve Andaç'a döndü.Andaç emniyet kemerini çıkarıp ona güven veren bir bakışla baktığında Yekta utandı.Arabanın kapısını açıp Andaç dışarı çıktı ve arabanın önünde dururken cebinden telefon çıkarıp biraz oyalandıktan sonra kulağına götürdü ve birisi ile konuşmaya başladı.
Yekta biraz nefes almak için kapıyı açtı ve tam dışarıya çıkacakken ilerde,uzakta takım elbiseli iki adam gördü ve onları hemen tanıyınca telaşlanıp hızlıca kendini dışarı attı.Arabaya takılıp ayağından düşen ayakkabısını takmadan arkasına dönüp kaçmak istedi ama ayağına giren keskin acı yüzünden sadece çığlık atık arabaya yaslandı.
Yekta'nın çığlığını duyan Andaç koşarak onun yanına geldi ve yerde duran cam parçalarını ardından da Yekta'nın kanayan ayağına baktı.
"Onlar...burdalar.Gitmeliyiz"
Yekta hissettiği acıya rağmen konuştu ve Andaç kafasını çevirip uzakta olan adamları görünce Yekta'ya hak verdi.Hiç vakit kaybetmeden Yekta'yı tek seferde kaldırıp kucağına aldı ve biraz ilerde olan sarmaşık dolu duvarın arkasına saklandılar.Yekta korkudan kollarını Andaç'ın boynuna dolamış ve etrafı dinlemeye çalışıyordu fakat bir şey duymak imkansız gibi duruyordu.
Ayrıca birbirlerine bu kadar yakın olduklarını fark ettiklerinde Yekta utanıp geri çekilirken Andaç sadece düşüncelerini ona unutturan bu kıza bakıp tebessüm etti.Fakat yaklaşan adamları fark etmediğinde Yekta'nın belini sıkıca tutup hızlı adımlarla hatta koşarak arka taraftan dolaştı ve adamlar ilerlerken arabaya yaklaştılar ama fark edilmeleri uzun sürmedi.
Adamlardan birisi onları fark edip koştuğunda hızlıca Yekta'yı arabaya bindirdi ve koşarak sürücü koltuğuna oturduğunda arabayı çalıştırdı.Ordan uzaklaştıklarında Yekta ayağındaki acıyı unutmuş arkasına bakıyordu hala.
"Merak etme seni güvenli bir yere götüreceğim."
"Emin misin?"
"Bana güveniyor musun?"
Yekta önce şaşırdı bu soru karşısında ama ağzını açıp cevap veremedi de.Sadece kalbinin hızlandığını ve tekrar yükselen acıyı hissettiğinde ayağına döndü ve yüzünü buruşturdu.
"Cevap vermediğine göre bana güveniyorsun...biraz daha dayan.Seni onlardan uzak tutacağım...söz veriyorum."
Andaç önüne bakıp konuşurken Yekta için yıllar önce yaşadığı gibi sanki zaman tekrar durmuştu ama bu sefer içinde acı değil de...adını bilmediği ya da koymaya cesaret etmediği bir his vardı içinde.Yekta arabayı hızlı ama çok güzel süren bu çekici adama baktı ve kendine hakim olmadan yüzünde şeker almasına izin verilen bir çocuk gülüşü vardı.