Başımı qaldırıb ona baktığımda dikkatle bana baktığını yüzümü incelediğini fark ettim. Hemen gözlerimi kaçırdım. Elimdeki kağıt parçasına baktım, yazılara tekrar göz gezdirdim. Neden bunu soruyorki şimdi? Dedim kendi kendime. Yavaşca başımı kaldırdım hala pür dikkat beni izliyor bir cevap bekliyordu, ama ona sadece sorusuna soru sorarak vereceğim cevabı bula bilirdim. Oturduğum yerden kayarak sola doğru döndüm, böylece tamamen yüz yüze konuşmuş olacaktık.
Ha-Yoon: "Neden?" diyede sormuştum derin bir nefes alıp çaktırmadan vererek ona dönereken. "Ne neden?" diye ekledi, sorumun cevabına sorusunu.
Ha-Yoon: "Neden soruyorsun? Gidip gitmeyeceğimi işte?" dedim şaşkın suratının dahada şaşırmasını izlerken hiç duraksamadan. Belliki bana göre olmadığını söyleyecekti, ama bana bunu derse ben zaten erkenden damlarım oraya. Bir süre baktı yüzüme sonra derin bir iç çekti sırasına döndü, cevap vermeyeceğini düşündüğümden bende sırama dönüp gömecektimki kafamı kitaba, sağ tarafımda siyahlıyı fark ettim, sağ tarafımdaki sıralardan en arkadan sol koltuktaydı. Kimseye çaktırmada yavaşca arkaya baktım. Kafasını sıranın üstüne koyduğu kollarıyla iki yandan sarıldığı siyah çantasına gömmüştü.
Yüzü sola dönüktü saçları koyu kahvemsi siyah tonlarındaydı ipeksi uzaktan bile yumuşacık olduğu belli olan saçlarının yüzüne düşmüş telleri gözlerini gizlemişti. Uyuyup uyumadığı belli değildi. Bir kaç saniye onu izledim. Beyazlıya çok benziyordu. Kişilik olarak bu bir kaç saatte fark ettiğim kadarıyla bir birinin zıttıydılar ama ikiz gibiydile-, duraksadım düşüncelerim kesintiye uğramış beynime virüs bulaşmış gibiydi.
Seo-Jun: "Yalnız gitmemen için." diye fısıltı duyduğumda irkildim, beni düşüncelerimden çekip almıştı. Ama şimdi yeni bir soru da yaranmıştı. Tekrar ona döndüm gözlerinin içine bakarak hiç oyalanmadan çat diye sordum.
Ha-Yoon: "Onunla, ikizmisiniz?" diye biraz yüksek sesle şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle ona bakarak sormuştum bu soruyu. Öğretmen tahtaya vurarak uyarı yapınca ikimizde sıraya döndük. Başım öne eğik ellerim sıranın üstündeyken, gözlerimle buldum öğretmeni. "Yeni geldin şimdiden ortalığı karıştırıyorsun küçük hanım" diye sinirle bizim sıraya bakarak konuşuyordu.
Herkes bize döndüğünde bir fısıltı dalgası geçti sınıftan. Öğretmen tekrar tahtaya vurunca derin bir sessizlik oluştu. Öğretmen bize bakmayı bırakınca hemen eski pozisyonuma döndüp, "İkizmis-" diye tekrar soracakken lafım ağzımda kalmış öğretmenin sesi tekrar yükselmişti, ''işim bitti artık kesin sınıftan atar'' diyordumki duyduğum isimle düşüncelerim kesintiye uğradı.
Öğretmen: "Burası yatak odan, o sırada yatağın değil Ha-Jun!" diye şimdide başka bir öğrenciye kin kusuyordu bu cadoloz. Hemen baktığı yöne döndüm. Sıraların sonunda solda, az önce başını koyduğu masadan bıkkın -bıkkın kaldırıp öğretmene bakan siyahlıyı gördüğümde şaşırmıştım. "Ha-Jun" dedim fısıldayarak, sanki duymuş gibi soğuk bakışları bir anlığına üzerimde donmuştu. O sırada Seo-Jun bileğimden tuttu ve kendisine bakmam için hafifce kendisine doğru çekti.
Tekrar aynı soruyu sormamı önleyerek az önceki notu ve cevabımı beklediğini belirtti. Yutkundum, "b-bilmiyorum" dedim kekeleyerek. Sol elimi avuçlarına alıp diğer elini üzerinde kapattı. "Beraber gidelim" dedi hiç duraksamadan. Tüm vücudumdan bir ürperti geçmişti, sım sıkı tuttuğu elimi ellerinden çekmeye çalışırken dahada sıkı tuttuğunda. "A-ama-" demiştimki, sağ elinin işaret parmağını dudaklarına götürdü. "Şşştt" diye fısıldadı.
Seo-Jun: "Tek olurmuyum bilmiyorum ama ilk en yakın arkadaşın olmama izin verirmisin Yoon?" Diye de eklemişti. Ellerimi güçlükle çekip aldım ellerinden, gülümsedim, alınmıştı bu hareketimden, bir şekilde telafi etmeliydim. Elini yavaş ve kırılmış bir edayla geri çekerken, hızlı davranıp aldım hemen ellerini avuçlarıma diğer elimide koydum üzerine, aynı onun yaptığı gibi sıkıca tuttum ve tam gözlerinin içerisine bakarak konuştum.
Ha-Yoon: "Çıkışta bu sefil arkadaşının bir kahvesini içmezmiydin Seo-Jun?" diye ekleyerek tatlı-tatlı gülümserken, o sağ omzumun üstünden arka tarafa bakıp hızla bakışlarını bana geri çevirip karşılık olarak gülümsedi. Sağ elini eliimen çekip alınca elimi gevşettim ve geri çektim. O sırada oda işaret parmağını tekrar dudaklarına bastırarak "şşştt! öğretmen" diye fısıldadı. İkimizde sessizce kıkırdayarak önümüze döndük.
Dersin bitmesine son 5 dk kalmıştı. Bense hala onu yani ikisini düşünmeden edemiyordum. Sonunda "Neden konuyu değiştirdin?" diye ona döndüğümde zil çaldı duymamış gibi yapıb koşar adımlarla sınıftan çıktı. Peşinden gitmek için kalktığımda sol bileğime dolanan soğuk parmaklardan irkildim. Sol tarafımı felç eden buz gibi parmaklarının aksine sıcacık, buram-buram yabanmersini kokan nefesi kulağımın dibinde adeta nefret kustu.
Ha-Jun: "Neden bu kadar meraklısın?"
13.03.2024 01:28

















