İçeriğe geç

AŞK ÜÇGENİ

Bölüm 17 · 5 dk okuma

AŞK ÜÇGENİ

Bölüm 17

Tehlikenin kokusu

Seok-Jin: "Merhaba. Tanıştığımıza memnun oldum. İsmin gerçekten güzelmiş gözlerin gibi" diye, duyduğum sese döndüğümde bana doğru uzatmış olduğu elini ve yüzündeki kocaman garip gülümsemesini fark ettim. "T-teşekkür ederim, s-sizinde öyle." Diye daha neler olduğunu çözemezken kekeleyerek bir kaç kelimeyle cevap vermiştim.

Seok-Jin: "Gerçekten mi? Gözlerimin güzel olduğunu söyleyen ilk kişisiniz" diye anlamadığım bir mutlulukla eklemişti bu kelimeleri cevabımın hemen ardından koşar gibi. "Ha? Ne?" diye bilmiştim, bunların üzerine hala arkasına bile bakmadan uzaklaşan o ikisini izlerken. "Demin sizinde öyle dediniz ya? Her neyse tekrar memnun oldum ama bana Sen diye bilirsin. Sonuçta artı-" diye hızlı hızlı anlam veremediği o kelimeleri dizdirirken peş-peşe, son kelimesi onu durdurmam gerektiğini haykıran beynim yüzünden, elimi öne doğru uzatmış lafını yarıda kesmiştim.

Ha-Yoon: "anlamadım? Ne ara? Burada neler oluyor? Hem neden kaçar gibi gittiler? Hem sende kimsin? Neden seni tanımam gerekiyor? Biri bana neler olduğunu açıklayacak mı" diye soruları art arda dizdirirken son sorumdan sonra aslında zaten onun dışında açıklama yapacak kimsenin olmadığını fark edip durmaya karar vermiştim.

Sanki sövmüşüm gibi gözlerini belertmiş bana baktığını görünce biraz fazla tepki verdiğimi anlamış derin bir nefes alarak, "üzgünüm kafam karıştı bir an, ama sen kimsin cidden neden bişey söylemeden gittiler?" Diye durumu daha sakin bir şekilde çözmek amacıyla diğer sorularımı elemiş sadece ikisini kullanmıştım tekrar.

Seok-Jin: "t-tamam. Anlıyorum biraz ani oldu Seo aptalı seni acayip biriyle tanıştırıcam diyince ben biraz fazla heyecan yaptım mazur görün" dediğinde, kaşımın tekini kaldırmış "acayip?" diye ekledim sadece. Saçmalığa bak bende ne sanıyodum ki arkadaş olduğumuzu mu. Arkadaşına manit arıyomuş meyerse pezevek. Aptal Ha-Yoon aptal aptalsın işte!

İç sesimden kendime kızmayı ve o pezevek'e sövmeyi bırakıp önümdeki saflığı dışına vurmuş gence dönerek "üzgünüm ama sandığın gibi biri değilim" demiştim aptal gibi. İç sesimle: "Sandığın gibi biri değilim ne ya? ne sanmış olabilir ki? Acayip dediğinde heyecan yaptığına göre ateşli filan sanmış olmalı. Hah yok artık. Saçmalık. Allah'ım sen sabır ver deliricem bu ne biçim bir gün!?"

Seok-Jin: "aah ö-özür dilerim ben getçekten biz oluruz sanmıştım. Ama yinede istersen bu gece arkadaşca sana eşlik ede bilirim bakıyorum ki ikimizde yalnızız" diye duyduğum ürpertici sesi beni iç sesimle olan kavgadan koparmış bir yenisine yönlendirmişti. "Biz oluruz sanmıştım, derken?" Dedim sinirli bir ses tonuyla. Sinirden neredeyse çocuğa dalıcaktım, yine iç sesimle yeni bir kavgaya daha tutuşmuş "ne sanıyor be bu beni? Okula sevgili bulmak için gelen kızlardan mı? Hah yok deve! Arkadaşına bak bunu tanı pezevekin arkadaşı pezevek nolucak!" Diye söyleniyordum kendi kendime yine ve yeniden.

Çok fazla sinirden ve iç sesimle olan çatışmamdan dolayı boğazım kurumuş içecek birşeyler aramak için etrafa bakınacakken "niye ya güzelsin, kısasın, yanımada yakışırsın. Hem yakışıklıyımda benim yanımda kimse seni ezemez" diye duyduğum sinirlerimi iyice gerdiren sesine döndüğümde kafasına geçirmeye bişey aradığımı fark ettim. Tam o sırada yanımızdaki barmen masasına yaklaşan iki gencin önüne barmenin savurduğu uzun ince ağzına kadar dolu bardağı aldığım gibi başıma dikip tek nefeste bitirmiş, bardağı tek hamlede bu malın kafasında patlatmıştım..

Bardak kırılma sesi eşliğinde aniden müziğin sesi de kesilince yaptığım şeyin daha yeni yeni farkına varmaya çalışıyordum ki, göğsümü yakan bir sıcaklık miydeme doğru sızıyordu. Kendimi ağırlaşmış gibi hiss etmeye başladığımda gözlerimin karardığını etrafı bulanık görmeye başladığımı fark edip neredeyse iki büklüm miydeme sarılmış tek elimle oturacak yada tutunacak yer arıyordum.

Barmen masasının yanındaki tek bacaklı sandalyeler den birine erişmiş üzerine tırmanmaya çalışırken birisinin belimden tutup beni sandalyeye oturttuğunu hiss ettim. Sanki hiçbir şey olmamış gibi tekrar müzik sesleri kaldığı yerden yükselmeye devam ederken, birisi önümde oturmuş bana birşeyler söyleyerek bardak uzatmıştı. Beynimin içi patlamak üzere gibi gerilirken sesini kulak zarlarıma değip geri giden bir uğultu olarak duyuyordum. Bir süre sonra ayaklarım yokmuş gibi bacaklarıma bir hafiflik inmişti.

Garip olanda şu ki önümdekinin ne söylediğini duymamam yetmiyomuş gibi yüzünüde göremiyordum ve bu durumum yüzünden saçma sapan gülme krizine girmiştim. Bir süre sonra sesleri daha net duymaya başlamış uğultu kulaklarımdan uzaklaşmıştı. "Buradaki herkes seni ezik olarak tanıyacak, sürekli ezilmek mi istiyorsun? Aşşağılanmak mı? Bu ne hal kendine gel ve dik dur. Al iç şunu toparlan. Böyle kimseyle baş edemezsin onlar seni ezer!" diye etrafı saran yoğun çilek kokusu eşliğinde duyduğum orta kalın erkek sesi beni sanki biraz daha kendime getirmişti. "H-hayır," diye bilmiştim sadece, zar zor konuşarak.

Bana uzattığı bardağı aldım ve yüzüme yaklaştırarak ne olduğunu anlamaya çalışarak "bu ne peki?" dedim. "Tadı biraz acı gelebilir o yüzden tek nefeste iç. Sana güç verecek güven bana" diye duyduğum güven verici sesi, nedense daha toparlanmayan beynimin ona inanmam gerektiğini söylemesiyle, kafamı aşağı yukarı sallayarak onaylamış bardağı kafama dikmiştim.

Bir bardak,

bir bardak daha,

ve biri daha...

"Artık hiç acı yok, kırgınlık, kızgınlık, üzüntü yok. Tüy kadar hafifsin ve kendini bulutların üzerinde gibi hiss ediyorsun"

Neydi içtiğim bilmiyorum ama içimde garip bir boşluk ve aynı zamanda bir enerji topu varmış gibi hiss ettirmişti. Hala oturuyordum. Evet oturuyordum eminim, ama uçuyormuş gibi tüy kadar hafif tim. Öümdeki ses birşeyler söylüyordu ama onu anlamıyordum. "Ben bulutmu oldum?" diye sormuştum o sesin sahibine doğru baktığımı düşünerek.

Kız sesi: "evet tatlı kuşum bulutsun sen narin bir bulut oldun." Diye gelen tatlı ve hemen ardından ayni yönden duyduğum "Götür onu!" Diye emir edercesine çilek kokusu eşliğinde duyduğum kız sesi ve uzaklaşan topukluların sesine doğru dönmeye çalışırken tekrar çilek kokulu birisi kolunu belime doladığı gibi beni kendisine çekmiş, "hadi bu narin bulutun tadına bakalım" dediğini duymuştum sadece. Gözlerim iyice ağırlaşırken belimi saran kola yetersiz zayıf baskılar yaparak kendimden uzaklaştırmaya çalışıyordum, ama nafile tutuş çok güçlüydü.

Karanlık çökmüş göz kapaklarım iyice ağırlaşmıştı. Bir süre daha çilek kokan kişi tarafından zorla sürüklendikten sonra "geldik, yeteri kadar uzak" diye duyduğum sesle durmuştuk. Ama nerdeydim? Kolumu saran el beni kendisinden uzaklaştırarak belimi iki yandan tutup sert soğuk çok değil yüksek bir zemine oturtmuştu.

Çilek kokusu yerini şeftaliye verirken, belimi tutan eller yavaşca kalçalarıma doğru inmeye daha sonra eteğimin altına doğru yukarı hareket etmeye başladı. Zorlukla çırpınarak onu ittirmeye çalışıyordum ama yavaş hareket ediyor güçlü tutuyordu. Konuşmaya bile gücüm kalmamış gözlerimden yaşlar firar etmişti...

12:26. 27.06.24

Hello? Nabersiniz kimler sinir krizi geçirdi? kimler çaresizlikten koltuğu tırnaklarıyla çizip annesini kızdırdı? 🙃

Kimler beni bölümü burda bıraktım diye kesmek, her parçamı ayrı bir çuvala atıp Çin'e et diye yollamak istiyor😂

Kesinlikle planlı bir bölüm değildi... Bunu ben bile tahmin edemezdim.. ama nasıl yazdım🤔 bide baya uzun gibi duruyor😃

Neyse 18 bölümde öğreniriz devamını💃🏻

#Seviliyorsunuzkuzucuklarımm🫶🏻💙

Bölüm sonu

36 yorum