İçeriğe geç

AŞK ÜÇGENİ

Bölüm 16 · 4 dk okuma

AŞK ÜÇGENİ

Bölüm 16

Davet yeri

Ben onları izlerken Seo-Yoon birden bana bakıp gülümsedi. Daha nedenini anlamamıştım ki, "Yoksa geç saate kadar kafede mi çalıştın" diye soran Seo-Jun'un sesini duymamla neden gülümsediklerini anladım. Ama gerçeği onlara söyleyemezdim, söyleyemezdim, şu arkadaki Kara azrail'in beni evimden kovduğunu söyleyemezdim. Elimi başımın arkasına götürüp karıştırırken "e-evet biraz öyle olmuş ola bilir geciktiğimi sandığım içinde aceleyle geldim" diye mırıldanmıştım, göz ucuyla Seo'nun ters köşesinde, bozuk lambanın altında duran siyahlıya bakarak.

Ama sadece göz ucuyla bakmıştım. Bunu fark eden Seo-Jun baktığım yöne bakmak için döndüğünde sanki birşeyler anlamış gibi bir süre öyle kalmış, sonra ağır, bıkkın bir tavırla geri bana doğru dönerken tekrar o tatlı gülümsemesini takınmıştı. Neredeyse yarım saat önce beni evimden kapı dışarı etmiş olan o kişiye baktığımda ki öfke nedeniyle onun gülümsemesine aynı şekilde karşılık verememiştim, yinede zorlukla yüzüme bir çarpık gülümseme yerleştirmeyi başarmıştım.

Seo-Yoon da aynı şekilde bana ve siyahlıya kısa bakışlar attıktan sonra Seo'nun koluna tutunarak "Hadi geç kalıyoruz, çoktan başlamışlardır." Diye fısıldadı, emin olmasamda sanki beni içinde bulunduğum bu absürt durumdan kurtarmıştı. Ona tatlı bir teşekkür gülümsemesi yollayıp Seo-Jun'a döndüğümde, "haklı" diye mırıldanarak beni omuzlarımdan tutup kapıya doğru çevirmiş iki yandan omuzlarımı kendisine doğru çekerek aradaki mesafeyi sıfıra indirirken, kulağımın dibinde "bu gece senin gecen ve bunu kimsenin bozmasına izin veremem, kimsenin!" Diye boynuma çarpan nefesinin tüm vücudumda etki ettiği karıncalanma ve tatlı şeftali kokusunun ciğerlerime yaptığı ölümcül saldırı eşliğinde fısıldamıştı.

Ben daha o anın etkisinden çıkamazken son kelimeyi söylerken omuzlarımdaki tutuşunun sertleştiğini hiss etmiştim, ama bir sonraki saniye de kendimi aniden önümde belirip kapıyı açan Seo-Yoon'a doğru ittirilirken buldum. "Hadi hadi çok bile konuştunuz" diye alaycı gülümsemeler eşliğinde bizi eliyle içeriye buyur eden Seo-Yoon da bize yetişmek için acele etti.

İçerisi karanlıktı Seo-Yoon bize yol gösterir gibi beni bileğimden tutup zar zor göre bildiğim masaların arasıyla kafenin derinliklerine götürüyordu. Birden uğultulu sesler gelmeye, biz ilerledikçe de artmaya, müzik ve müzik sesine eşlik eden öğrencilerin seslerine dönüşmüştü.

Tamda dönüp neler olduğunu soracakken Seo-Yoon aniden adımlarını hızlandırıp depo kapısına benzeyen kapıyı bize açtı. Kapı açılır açılmaz içeriden gelen müzik sesi kesilmiş, hemen ardından da öğrencilerin neşeli çığlıkları havada asılı kalmıştı. İçeriden gelen ışık gözlerimi acıtırcasına parlıyor, sanki bu gece olacaklardan haberdarmışcasına kocaman sinsi bir gülüş sergiliyordu. Tabii içerideki herkes gibi.

Biz içeri geçince herkesin bize, hayır bana alaycı bakışlar attıklarını fark ettim. Bir anda içimi saran boşluk onun elini sırtımdan çekmesiyle dahada yoğunlaşmıştı. Burnuma dolan vanilyalı tatlılar, alkollü içecekler, baharatlı abur cuburların kokuları resmen ciğerlerime, sanki bir kale kapısını indirmeye çalışırmışcasına saldırıyorlardı. Herkes önüne dönmüş eğlence kaldığı yerden devam ediyordu.

Bir süre sonra öylesine bir köşede, sade birşey bulamayınca aldığım qazlı mandalinalı içeceğimle insanları seyr ederken kendi kendime "aslında korkacak bişey yokmuş, buradaki herkes benim gibi sıradan öğrenciler ve herkeste eğlence için burada" diye fısıldadım. Fısıldamaz olaydım. Aniden bu sabahki süs bebesi yanındaki yardımcı kuşu ve arkasında ikisi uzun boylu, kaslı, siyah saçlı, renkli gözlü, biri onların tam aksine kısa boylu, tombul, kıvırcık saçlı, kahverengi gözlü, üç tane erkekle önümde belirmişti.

Süslü: "doğru söyledin aslında, herkesi bilmem ama benim buraya eğlence için geldiğim açık" diye ağzını şopurdata şopurdata çiğnediği çilekli sakızını çıkarıp topuzuma yapıştırmış, çilekli sakıza rağmen ağır kokan nefesini, yolladığı iğrenç öpücükle yüzüme üflemişti. Bir adım geri atmış, elimle saçımdaki sakızı bulmak amacıyla elimi topuzuma götürmüştüm, onlar bunu izleyip alay ederken ben sadece susmakla yetinmiştim.

Çaresizce gözlerimle Seo-Jun ve Seo-Yoon'u aradım ama hiçbir yerde yoklardı. Süslünün gitmeden önce arkasına dönüp uzun boylu erklerden birne göz kırptığını fark ettim. Bana bakarken iğrenç bir gülümseme yerleşmişti pek olmasada, az yakışıklı olan suratına. Ama hepsi gitmişti. Gitmişlerdi. Aklıma ilk buradan ayrılmak geldi ama hangi tarafdan gidecektim odada çıkış olduğu yazılı olan tam dört tane kapı vardı.

Korku filminde gibiydim, doğru kapıyı bulamazsam cezalandırılacaktım sanki, kalabalık coştukca içimdeki korkuda onlara eşlik ediyordu. Pek var olmayan şansıma güvenerek bana en yakın olduğunu düşündüğüm barmen masasının sağ köşesindeki ilk kapıya ulaşmaya karar verdim. Dikkat çekmemeye çalışarak yavaşça kapıya doğru sıvışmıştım ki, bu sefer önümde duran Seo-Yoon dan başkası değildi.

Seo-Yoon:" Gidiyormusun? Ama neden daha eğlence yeni başladı" diye müziğin sesini bastırmaya çalışırcasına bağırarak söylemişti bunu. Hemen arkasında Seo-Jun yanında bir genç erkek daha bize doğru yaklaşıyordu. Genç erkek Seo'ya daha çok giyim tarzı olarak benziyordu. Arkadaşı olmalıydı her halde. Bembeyaz sport takımı ile simsiyah gözlerini ve fazla sabitleyici kullanmaktan inek yalamış gibi duran siyah saçlarını ön plana çıkarıyordu.

Yaklaştıkça ikisininde yüzündeki gülümsemeleri genişliyordu sanki. Yanımıza varınca Seo-Jun bizi tanıştırmak için "Seok-Jin, en yakın arkadaşım. Jin buda sana bahsettiğim yeni gelen kız Ha-Yoon" diye konuşmaya girmişti. Ben bir ona bir arkadaşına bakıp Seo-Yoon'a, belki o birşeyler biliyordur diye döndüğümde oda Seo-Jun'un koluna girerek iki adım geri gidip, o çocukla bizi yan-yana gelecek şekilde bırakarak kocaman gülümsemiş, Seo-Jun ile beraber koşar adımlarla uzaklaşmışlardı.

11:46. 27.06.24

Noluyo beeğ?🫣

Bölümü okurken ilgili fikirlerinizi tahminlerinizi yorumlarda belirtmeyi ve beğenmeyi unutmayınız...😍😁

#Seviliyorsunuzkuzucuklarımm💙🫶🏻

Bölüm sonu

27 yorum