Kaç saniye ya da dakika bilmiyorum belki de saat geçmişti aniden çalan alarm ile irkildim ve telefonun ekranına baktım "22:30 for you" diye yazıyordu okuduğum gibi sardığım kollarımı dizlerimden savurarak uzaklaştırdım. O kadar olmuş muydu ya, hemen ayağı fırladım kapıya doğru döndüm neredeyse 2 saat olmuştu sırtım duvardan aldığım soğukla tutulmuş gibi sızlıyordu.
Bir hışımla tekrar dönüp kapıya baktım, "Yok ya harbi öküz!" Diye soğuktan neredeyse tutulmuş vücudum zorlukla hareket ettirerek kapıya kapıya bir uçan tekme göndermiştim.
Ha-Jun: "sen hala burada mısı-" diye bir hışımla açılan kapının arkasından duyduğum sesin sahibi kapıyı boş bulunca kelimesi yarıda kesilmişti. Sağa sola baktıktan sonra valizlerime baktı tam içeri girecekken duraksadı ve çömelif valizimin fermuarındaki peluş doraemon'a baktı biraz orada oyalandıktan sonra kalktı arkasına saklandığım su tankereine baktı sonra yavaşça arkasını döndü ve eve geçip kapıyı kapattı.
Orada birkaç saniye daha bekledikten sonra hızlı adımlarla geri valesimin yanına, evin önüne döndüm. Valize baktığımda minik peluş mavi duruyor yanında biri daha vardı önce hiçbir şey anlamadım ama sonra aniden çantamdaki Tekin aynısı olduğunu fark ettim hızla valizimin diğer tarafında bıraktığım çantamı aldım ve daha o an fark ettim doraemonu kaybettiğimi ve onu onun bulduğunu.
Ama nereden anlamıştı ki benim olduğunu? Elimi saçlarıma daldırdım tam karıştıracakken jeton düştü, "bu sabah. Demek onunla çarpışmıştım" niye fısıldadım. Tabii o anki telaşla dönüp bakmayı bile akıl etmemiştim.
Biraz daha kapıyı izledikten sonra tekrar elimdeki telefona baktığımda birden "davet" diye çok değil yüksek sesle bağırdım ve hemen elimi ağzıma götürdüm kapıya döndüm, daha sonra hallederim deyip saçlarımı ellerimle karıştırdım birkaç kez parmaklarımı daldırıp tarar gibi yaptıktan sonra ev temizliği topuzu yapıp üstüme de siyah bir ceket aldım telefonumu da aldığım gibi bahçeden fırladım.
Yarım saat sonra kafenin önündeydim. Çok ıssız ve sessiz duruyordu yol olaysız geçmişti ama bu gece için aynısını söyleyemeyeceğim yaklaştıkça içimi bir tedirginlik sarıyor, tüylerimi diken diken etmeye yetiyordu bu karanlık ortam, sanki hiç kimse yokmuş gibi gözüküyordu yoksa yanlış mı gelmiştim?
Kapı koluna dokunduğum anda duyduğum sesle bir sonraki hamlem havada asılı kalmıştı. Bizim kapı kolundan çekmeden hızlı arka mı döndüğümde evet o tam da tahmin ettiğim kişiydi önümde süslü ve yanında Seo-Jun duruyordu. Onların iki adım gerisinde Seo-Yoon, yanında kısa boylu, dalgalı saçlı, kıyafetlerinde pembe ile beyazı karıştır mış tatlı bir kız duruyor du.
Bana doğru birkaç adım atarak "hani beraber gidecektik" diye seslendiğinde kapı kolunu bırakıp tamamen Seo-Jun'a doğru dönmüştüm ki, aniden onun ters köşesinde zifiri karanlığın içerisinden, onu gece ile bir bütün yapan simsiyah kıyafetleri ile Ha-Jun'u gördüm. Omuzunun üzerinden titreyerek yanıp sönen sokak lambası olmasa resmen fark etmeyebilirdim.
Onun aksine Seo-Jun bembeyaz üstü ve Krem rengi pantolon ile resmen geceyi aydınlatıyordu. Onun yanında duran süslü ise gözleri acıtan çiğ pembesi ile mini etek ve krep kombini yapmış pek beceremediği asalet duruşunu sergiliyordu. O sırada yanlarına gelen Seo-Yoon, Seo-Jun'un koluna girerek asıl asalet duruşunu sergilemişti. Aynı bir çift gibi gözüküyorlardı.
Yoksa gerçekten de çift miydiler?
23.06.24. 20:41
Hiç içime sinmedi aslında karmaçık gibi oldu sanki?
Umarım yine sevebileceğiniz bir bölümde sizlerleyimdir okurken fikirlerinizi yorumlarda belirtmeyi ve beğenmeyi unutmayınız 🫶🏻
Teşekkür ederim 🫠💙
#Seviliyorsunuzkuzucuklarım💙🫶🏻

















