İçimi saran bir korku ile arkamı döndüğümde, yanaklarımdan parmak uçlarıma kadar bir sıcaklık inmişti . Garipti, kimse yoktu ama hala biri olduğu düşüncesi kalbimdeki korkuyu harlıyordu. Sanki sokakta biri vardı ama etrafa baktığımda kimseyi göremiyordum. Burada yeniydim kimim benimle ne işi olurdu ki? İyi, hoş, bir sapığı yeni ya da eski olman pek ilgilendirmez di, aksine yeni olman daha kolay kandırılmana bile neden olabilir di.
Belki onu görebilmek umuduyla hızlanmayı denedim ama kalp atışlarım da adımlarımı taklit etmeye başlayınca durmak zorunda kalmıştım. Derin bir nefes aldım ve kimsenin beni takip etmediğini kendime inandırdım. İyi bari yardımcı olmuştu da korkmayı bırak eve varmayı başarmıştım.
Gün batımında pencereleri koyu turuncu parlıyordu aynı bir sonbahar gecesini andırıyordu. Gerçi dikdörtgen bir kutuya daha çok benziyordu ama olsun bir öğrenci için, yalnız ve yetim bir öğrenci için, hiç de fena değildi. Küçük çitli Çevreli olan minicik bahçeme geçip kapıyı kapattıktan sonra eve doğru yönelmiştim. Sabah anahtarları bıraktığım yerden almak için kapı koluna tutunup çömeldiğimde evin içinden adım sesleri kapıya doğru yaklaşıyordu.
Ben daha neler olduğunu anlayamadan, aniden kendimi açılan kapının ardında beliren bir çift terlikle öpüşürken buldum. Şok'tan birkaç saniye ile öyle kalmıştım ki, "tadı güzel mi?" diyen, soğuk bir sesle kendimi geri savurmuş, altında siyah pantolon, üstünde sıfır kol siyah atletinin bile kapatamadığı açıkta kalmış vücudun, siyah dağınık saçlı sahibiyle göz-göze bulmuştum kendimi.
Bir saniyesinde yüzler buz kesmiş, kaşlar full çatılmıştı. Ellerimi öne doğru ittirip kendimi geri çekerek ayaklandım.
Ha-Yoon: "Sen?!" diye, hala şaşkın, bir o kadar da sinirli ama az önceki durum içinde utanmış bir tavırla ekledim.
Ha-Jun: "Ben?!" diye, zaten soğuk olan sesini ve bakışlarını buzdolabından çıkarmış gibi yüzümde ve vücudumda gezintiye çıkardı. Tabii bu durumdan rahatsız olmuştum ama elindeki valizimi görünce kaşlarım iyice çatılmıştı.
Ha-Yoon: "Evet sen!"
"Burada ne işin var? Ve o valizi nereye götürüyorsun?" dedim, bir adım öne atıp sağ el işaret parmağımı gözüne sokarken.
Bir kaşını kaldırdı ve anlamadığım garip bakışlar eşliğinde ellerini göğsünde katladı. "Ne o, yoksa yolda seni görmezden geldim diye beni buraya kadar takip mi ettin?"
O son söylediği kelimenin uyandırdığı bir sinirle iyice kendimi kaybederken, bir adım öne atmış parmağımı gözüne biraz daha sokarak tam ağzımı açmıştım ki, bir önceki kelime beynimin içinde bordo kırmızı ışıklar yakmış, iyice öfkelenmeme neden olmuştu.
Ha-Yoon: "Lan öküz yani gerçekten de görmezden geldin ha?" Dedim, o anki sinirimi dizginlemeye çalışırken.
Ha-Jun: "Farkındaydın? Tabii bu da bir şey, ama takip etmen?" Diye homurdanarak elindeki valizleri kapının dışarısına bırakırkem aşağılayıcı bir bakış atmış, bide üstüne "ama bari kendine saygın olsaydı" diye ekleyerek iğrenç bir imayla "hadi güzelim Allah versin!" Diyerek, kapıyı yüzüme çarparak kapatmıştı.
Kendi evimden daha içine bile giremeden aşağılanarak kovulmuştum birkaç saniye önce. Tabii bu çok ağır da olsa daha neler olduğuna bile anlam verememiştim. Hemen dün gece bu evi satın aldığım siteye girdim ama ekranda "böyle bir site bulunmamaktadır lütfen kontrol edip tekrar deneyin" diye mavi bir yazı belirdi.
Şok üstüne şok yaşarken kendi kendime "bitti, bittim ben, her şey bitti, hayatım, kariyerim, her şeyim bitti" diye fısıldadım her şeyimi, tüm paramı bu evi almak ve bu şehre gelmek için harcadım ama şimdi sokakta kalmıştım ve elimde kendimi savunabileceğim hiçbir tanıtım yoktu.
Batan güneş'in son ışınları eşliğinde ben de batmıştım, gerçekten bakmıştım. Duvara yaslanarak aşağıya doğru sürünürken hayatı sorguluyordum. Neden ben? Neden hep ben?!
Kollarımı dizlerime dolayarak kendime doğru çekip yüzümü içine gömdüm.
23.06.24. 15:42
İnanmıyorum uzunca bir aradan sonra yeni bir bölümle daha tekrar sizlerleyim, umarım bu bölüm hoşunuza gitmiştir.
Okurken fikirler inizi yorumlarda belirtmeyi beğenmeyi unutmayın #Seviliyorsunuzkuzucuklarım💙🫶🏻

















