İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU-1

Bölüm 36 · 2 dk okuma

AŞK-I NEMNU-1

Bölüm 36

DAĞILIP TOPLANMAK

Okuldan eve döndüğümüzde hava iyice soğumuştu. Gökyüzü gri bir örtü gibi şehrin üstüne çökmüş, günün ağırlığını saklamaya bile çalışmıyordu. Bugün olanlar hepimizin omuzlarına çökmüştü ama en çok Cemre’nin… Eve girerken fark ettim. Elinde küçük bir poşet vardı. Kolunun arkasına saklamıştı, kimse görmesin diye. Hiç kimse fark etmemişti. Ayakkabılarını çıkarır çıkarmaz odasına geçti. Kapıyı kapatmadı. Bir süre sonra tekrar çıktığında üstünü değiştirmişti. Altında kırmızı pijaması vardı. Üstüne beyaz bir atlet giymişti. Gri sweatini de omuzlarına almıştı; giymemişti, sadece sarmıştı kendine. Daha “evdeyim” demeye çalışır gibiydi ama olmuyordu. Eftel elini karnına bastırarak içeri girdi. Regl sancısından yüzü bembeyazdı.

“Ben biraz uzanacağım,” dedi, salona geçti.

Ahmet kapıdan girer girmez kaşlarını çattı.

“Ben erken yatacağım… başım çok ağrıyor.”

Işığı bile açmadan odasına girdi, kapıyı kapattı. Ev sessizdi. Rahatsız eden türden bir sessizlik. Cemre odasına geçti. Kapıyı aralık bıraktı. Gri sweatinin koluyla oynadığını gördüm. Ne zaman içi daralsa öyle yapardı. Saatler geçti. Kimse konuşmadı. Her odada başka bir acı vardı. Duvara yaslanmış otururken saate baktım. 23.00 olmuştu. Cemre’nin odasından sızan ışık dikkatimi çekti. Sessizce yaklaştım. Kapı aralıktı. Balkonda oturuyordu. Beyaz atletin üstüne gri sweati omuzlarına almıştı. Kırmızı pijamasıyla dizlerini karnına çekmişti. Elinde küçük bir bira şişesi vardı. Yarısına gelmişti bile. Kulaklık kulağındaydı. Müzik çalıyordu ama ağlayışı müziğin altından net duyuluyordu. Omuzları titriyordu.

Gri sweat karanlıkta daha soluk görünüyordu, sanki gün boyu içine attığı her şey o kumaşta birikmişti. Gözlerim doldu ama belli etmedim. Sessizce aşağı indim. Emirhan’ın kapısını çaldım. Kapıyı açtığında yüzüme baktı.

“Cemre iyi değil,” dedim.

“Gelmen lazım.”

Hiç soru sormadı. Odadan benimle çıktı. Yukarı çıktığımızda Cemre hâlâ balkondaydı. Bizi görünce başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızıydı.

Bira şişesini yere bıraktı.

“Ne oldu?” dedi Emirhan, yumuşak bir sesle.

Cemre nefes almaya çalışarak konuştu:

“Ben… artık dayanamıyorum. Ege… Ahmet’i bile kullandı. Kaçırılmamı bile üstüme baskı yaptılar. Psikolojim darmadağın oldu. Ben çok yoruldum…”

Ellerini yumruk yapmıştı. Emirhan bana baktı.

“Burada kalmayacağız,” dedi.

Cemre itiraz etmedi. Sanki “biri beni buradan alsın” der gibiydi. Kolundan nazikçe tuttum. Balkondan içeri aldım. Gri sweati omuzlarından kaydı, düzelttim. Sessizce evden çıktık. Arabayı çalıştırdım. Gece ağırdı. Tıpkı Cemre’nin içi gibi. Şehrin dışında, yıllardır kullanılmayan eski bir eve gittik.

Bahçe kapısı yarı kırıktı, içerisi toz içindeydi. Ama kimse yoktu. Emirhan bagajdan eski bir balta çıkardı. Sapı sağlamdı. Cemre’ye uzattı.

“Al,” dedi.

“İçindekini buraya bırak. Kır, bağır, parçala…

Ama susma.”

Cemre baltayı aldığında elleri titriyordu. Sonra… içinde tuttuğu her şey patladı. Duvarlara, kapılara, ne bulduysa vurdu. Her darbede bir çığlık çıktı içinden. Baskılar. Tehditler. Geçmiş. Hepsi. Sonunda dizlerinin üstüne çöktü. Baltayı bıraktı. Nefes nefese kaldı ama yüzü ilk kez biraz hafiflemişti.

Yanına çöktüm.

“İşte böyle,” dedim.

“İçine atınca daha çok acıtıyor.”

Emirhan da yanımıza oturdu. Üçümüz sessiz kaldık. Gece soğuktu ama içimiz ilk kez biraz hafiflemişti. Ve ben şunu biliyordum:

Bu gecenin sonunda, Cemre’nin gözyaşları ilk kez iyileştiren türdendi.

Bu, onun kırılma değil… yeniden toparlanma başlangıcıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.