Sabah kalktığımda gece olan her şey zihnimde bir film gibi dönüyordu. Eftel’in yüzündeki mutluluk, Adem’in elini bırakmayışı, Ahmet’in bana bakarken gözlerinde beliren o kırılgan gölge…
Ama bir şey vardı ki sessizce içimi kemiriyordu:
Dün gece bir köşede bizi izleyen gölge.
Bunun kim olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Göktuğ.
Okula doğru yürürken hava soğuktu ama garip bir huzursuzluk tenimi daha çok üşütüyordu. Eftel yanımdaydı; yüzünde hala o taze, yepyeni mutluluğun izi vardı. Yine de içimdeki rahatsızlık konuşmamı engelliyordu.
Eftel, beni yoklar gibi dirseğiyle dokundu.
“Bir şey mi var?”
“Yok… sadece yorgunum.”
Ama Eftel beni tanıyordu.
Yalan söylediğim her anı bilirdi.
Okula yaklaştığımızda Adem kapıda bekliyordu. Eftel’i görünce yüzünün ışığı değişti.
Sanki yeni bir hayata başlıyordu.
Eftel de ona doğru yürürken, yanımda adımları hafiflemişti.
Onları bırakıp Ahmet’in yanına yöneldim. Ahmet duvarın kenarında duruyordu, elleri ceplerinde, bakışları uzaklara kaymıştı.
“İyi misin?” diye sordum.
Ahmet önce cevap vermedi. Sonra gözlerini bana çevirdi.
“Sen iyi misin?”
“İyiyim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Ahmet başını eğdi.
“Dün seni o hâlde görünce… deliriyordum. Kendime hâkim olamadım. Hâlâ da olamıyorum. Bu beni korkutuyor.”
Sözleri ağırdı.
Kalbime dokunuyordu.
Ama ne olduğunu tam anlayamadan, Adem’in sesi arkamızdan yükseldi:
“Olay var! Emirhan seslendi, gelin!”
Nefesimi tutup koşmaya başladım.
Okulun arka tarafındaki koridora vardığımızda, duvarın önünde kırmızı sprey boyayla yazılmış bir cümle gördüm:
“Bu daha başlangıç.
Cemre’ye dikkat edin.”
Düşmanlık artık sözle değil, işaretle başlıyordu.
Adem öne atıldı.
“Bu Göktuğ’un işi. El yazısı bile tanıdık.”
Ahmet yumruklarını sıktı.
“Adam harbi deliriyor…”
Eftel yüzünü buruşturdu, ama korkmamaya çalışıyordu.
“Bizi korkutamazlar.”
Tam o sırada Emirhan yanımıza geldi.
“Bugün dikkatli olun. Göktuğ ve Emir sabah erkenden disipline çağrılmış. Süt dökmüş kedi gibi değiller… barut gibiler. Bir şey yapacakları çok belli.”
Ahmet hırladı.
“Yapsınlar. Ben de hazırım.”
Elini tuttum.
“Hayır. Hazır değilsin. Onların istediği şey tam olarak bu.”
Ahmet’in gözleri benimkine kilitlendi.
O an yüzünde öyle bir ifade vardı ki…
öfkeden çok başka bir şey gizleniyordu.
Teneffüs olduğunda herkes dağılmıştı fakat gerginlik okulun içinde dolaşıyordu.
Adem ve Eftel birbirlerine bakıp hafifçe gülümsüyorlardı; yeni başlayan bir mutluluk gibiydi.
Ama bu mutluluk birilerini rahatsız edecekti… barizdi.
Koridorun diğer ucunda Göktuğ göründü.
Dudağı hâlâ şiştiği halde yüzünde tehditkâr bir gülüş vardı.
Yanında da Emir.
Eftel daha sıkı tuttu Adem’in kolunu.
Adem’in yüzündeki ifade değişti.
Göktuğ yavaşça ilerledi.
Her adımı sanki zemini gıcırdatıyordu.
“Yeni çiftimiz hayırlı olsun,” dedi alaycı bir sesle.
“Gerçekten çok tatlısınız Eftel. Umarım uzun sürer.”
Adem ileri atıldı.
“Senin neyin rahatsız ediyor lan?”
Göktuğ gözlerini kısarak bana baktı.
“Ama en çok merak edilen… Cemre.”
Ahmet’in sabrı o anda bıçak gibi kesildi.
Tek adımda gövdesini fırlattı.
Ama bu kez ben ve Adem aynı anda koluna yapıştık.
“AHMET HAYIR!”
Göktuğ kahkaha attı.
“Korkutucu oluyorsun bro. Sakin ol.”
Emir konuştu bu kez:
“Akşama küçük bir sürprizimiz olacak. Hazır olun.”
Ahmet bir adım daha atmaya çalıştı ama onu kolundan çekip tuttum.
Göktuğ ve Emir geçip gittikten sonra Adem elini saçlarına attı.
“Bu iyi değil. Hiç iyi değil.”
Eftel derin bir nefes aldı.
“Ne yapabilirler ki?”
O anda Emirhan yanımıza gelip sadece bir cümle söyledi:
“Her şeyi.”
Dersler bittiğinde Ahmet beni kapıya kadar bıraktı. Yüzünde garip bir sertlik vardı.
“Cemre…”
Elimi tuttu.
“Bana bir söz ver.”
“Nedir?”
“Bugün tek başına hiçbir yere gitme. Ne olursa olsun.”
Gözlerindeki ciddi kararlılık beni ürpertti.
Sanki bir şey biliyordu.
Tam karşılık verecekken…
Telefonuma bir mesaj düştü.
Bilinmeyen Numara:
“Okulun arka bahçesine tek gel.
Yoksa biri zarar görecek.”
Soluk aldığımı bile hissetmedim.
Mesajı gösterdiğim anda Ahmet’in gözleri karardı.
“Cemre… sakın. SAKIN gitmiyorsun.”
Ama içimde bir his vardı.
Gidersen birini kurtaracaksın.
Gitmezsen… biri zarar görecek.
Kalbim sıkıştı.